![]() |
| | #1 | |
| La Torre De BabeL` ![]()
Mesajlar: 10.196
Teşekkür Etme: 3.762
1.435 Mesajina 3.972 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 8
Tecrübe Puanı: 33058726 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Kimse evrenin nasıl doğduğunu tam olarak bilmez.Bazıları dev bir kozmik patlamanın, sonsuz boşlukta yankılanarak uzaktaki Dev Karanlığı uyandırdığı ve dünyaların bir gün yok olmak için yaratıldıklarını söyler.Bazıları ise evrenin tek ve sonsuz güçlü bir varlığın eseri olduğunu söyler dururlar.Bu kaotik evrenin kökleri nereye uzandığı belirsiz olduğunu söylesek te, emin olduğumuz şey çok güçlü bir ırkın, evrende bulunan her dünyaya ayrı ayrı bakarak, onları gözeterek onlara güzellik ve hayat bırakarak gittikleridir. Titanlar, dev ve metalik renkte bir deriler olan bu tanrılar evrenin istedikleri yerinde diledikleri gibi dolaşma haklarına sahiptiler ve yeni bir evren bulmuşlardı, ve bunu da diğerleri gibi dünyaları dolaşarak ve güzelleştirmek için yola koyuldular.Dev dağlar, derin denizler yaptılar elleriyle.Kara perde gibi karanlığa boğulan gezegenlere huzuru getirdiler, atmosferler yarattılar.Bunların hepsini bu kaotik ortama, uzak bir hedef gibi gözüken, düzeni getirmek için yaptılar. Keşmekeşten düzen yaratmak onların doğasının, ileri görüşlülüklerinin bir parçasıydı. Onlar ilkel ırkları bile güçlendirdiler; kendi işlerini yapabilsinler ve saygıdeğer dünyalarının bütünlüğünü koruyabilsinler diye. Seçkin bir grup olan Pantheonlar tarafından yönetilen Titanlar, dev karanlığın içine dağılmış yüz milyon dünyaya düzeni getirdiler.Pantheon, bu dünyalara aynı zamanda koruyuculuk yapanlar, ayrıca evrenin dışından gelen Sapmış Evrenden gelen varlıklarla savaşıyorlardı. Sapmış Evren, sayısız dünyasını bağlayan keşmekeş büyülerinin dünyevi olmayan boyutu, sadece yaşayan evrendeki hayatı yoketmeye ve yaşamın enerjilerini kendilerine katmaya yemin etmiş sınırsız sayıdaki şeytani yaratığın, iblislerin ve zebanilerin eviydi.Hiçbir kötülük ve sapmayı kabul etmeyen Titanlar, bu saldırılara karşı hep bir yol aradılar ve savaştılar. Sargeras ve İhaneti: Zaman içinde, bu kötü varlıklar Titanların dünyasına giden yolu buldular ve Pantheon en iyi Savaşçısı olan Sargeras’ı savunma için gönderdi.Dev soylu bir Titan olan Sargeras, sayısız yıllarca verilen görevleri harfiyen yerine getirmiş ve bulduğu kötülük varlıkları gördüğü yerde öldürmüştür.Böylece Titanlar evrenler üzerinde mutlak bir hakimiyet kurmaya başlamıştır. Sonra Eledar adı verilen bir şeytani büyü ile uğraşan ırk, Warlock büyüleri ile birçok dünyayı ele geçirmeye başladılar.Bu büyülerden etkilenen saldırıya uğramış ırklar, mutasyona uğrayarak çok farklı yaratıklar olmaya başladılar ve en sonunda saldırıya uğramış masum ırkların hepsi Eledar’lara benzemeye başladı.Sargeras neredeyse limitsiz gücünü Eledarlara karşı kullandı ve onları Sapmış evrenin köşesinde yakaladı ve onları esir aldı.Ancak Sargeras Warlock büyülerinden çok etkilendi ve kendisi de bunlardan nasibini almaya başladığında, Sargeras çok büyük bir depresyonun içinde buldu kendini. Sargeras bu kafa karışıklığının ve ümitsizliğin içindeyken, Sapmış Evren’den gelen diğer bir ırkla savaşmaya zorlandı.Nathrezim adı verilen bu ırk Vampirik güçlere sahip korkunç bir ırktı.Adlarına Dreadlord da denilen bu ırk, birçok dünyayı ele geçirerek, yerlilerini gölgeye çevirirdi.Zalim Dreadlordlar, dünya yerlilerini kandırarak, aralarında karışıklıklarla yıkardı.Sargeras, Nathrezimi çok kolay yendi.Ama onların bozulmuşluğu onu çok etkiledi. Sargeras’ın duygularını şüphe aldı bir anda, görevine sadakatini ve hatta daha önemlisi Titanların düzenli bir evren anlayışını kaybetmişti.Sonunda Sargeras sonuç olarak Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış olduğuna karar verdi, ona göre Titanlar bu evrende Kaotik güçlerin kaynağı idi.Çoğu Titan arkadaşı ona yardımcı olup yol göstermeye çalıştı, ama bunun sonucunda Sargeras daha fazla içine kapandı ve Pantheon’dan ayrılıp dünyada kendine bir yer aramaya başladı.Pantheon onun terk edişine bir anlam veremedi, ve kardeşi olan Sargeras’ın neler yapabileceğini göremedi. Zamanla, Sargeras delirdi ve ruhunun ücra köşelerinde bozulan bir şeyler olduğunu fark etti.Bunun nedenini Titanlara bağladı.Bu yüzden Titanların yapmış olduğu her şeyin yanlış, hatalı olduğunu zannetti.Bu yüzden her dünya yok edilmeliydi ve tekrar kurulmalıydı.Böylece düzen sonsuza kadar her tarafta olacaktı.Bunu yapmak için dev bir ordu kurmak için düşünmeye başladı. Sargeras’ın Titanik görüntüsü bile zamanla bozuldu ve zehirlenmiş olan kalbi ile değişim içine girdi.Gözleri, saçları ve sakalı ateşlendi ve metalik derisi karardı. Bu kızgınlığın içinde, Sargeras Eledar ve Nathrezim ırklarının hapislerini açtı ve kötü yaratıkları serbest bıraktı.Bu yaratıkların önde gelenleri Karanlık Titan’a hizmetlerini sundular.Sargeras Eledar’dan iki tane şampiyon seçti.İlki Kil’jaeden the Deciever di.Sargeras’ın orduları için karanlık ırkları düzenleyecekti.İkinci Şampiyon ise, Archimonde the Defiler’di.Sargeras için Orduları yönetecekti. Kil’jaeden’ın ilk yaptığı şey vampirik dreadlord’larını kendine köle yapmak oldu.Dreadlord’lar Kil’jaeden için özel ajanlardı ve bu görevi çok iyi yerine getiriyordu.Aralarında Tichondrius denilen bir Dreadlord vardı ki bu yaratık Kil’jaeden’in mükemmel bir savaşcısı olarak Sargeras’a da hizmet etti. Muhteşem Archimonde kendine de ajanlar buldu.Malefic Pit adlı bir dünyanın barbar lideri olan Mannoroth the Destructor’u ajanı yaptı ve evrenin en iyi ordusunu yapmak için çalıştı. Sargeras ordularının yavaş yavaş oluştuğunu ve her emirini yerine getirecek güçte olduğunu görünce, Hepsini Dev Karanlığın içine bıraktı.Sargeras bu ordusunun adına Burning Legion dedi.Bu güne kadar kaç tane dünya yok edip kaç tanesini köleleştirdi bilinmez ancak evrene çok büyük bir yıkım getirdiği kesindir. Eski Tanrılar ve Azeroth’un Hakimiyeti: Titanlar Sargeras’ın yaptıklarından habersiz dünya dünya dolaşarak her dünyaya düzen getirmekle uğraştılar ve bir gün ufak bir dünya ile karşılaştılar daha sonra Adı Azeroth’ olacaktı bu dünyanın.Titanlar garip yeryüzüne ayak bastıklarında, düşman olarak birçok Elemental Varlıkla karşılaştılar.Bu Elementaller, sadece eskilerin bildiği yok olmuş eski Tanrılara taparlardı ve bu yüzden Titanları geri püskürtmek için savaştılar. Pantheon, Eski Şeytanı tanrılara tölerans gösteremediği için Elementallere savaş açtı.Eski Tanrı Orduları dört kişi tarafından yönetilirdi:Ragnaros the Firelord, Therazane the Stonemother, Al’Akir the Windlord ve Neptulon the Tidehunter.Kaotik güçler dünyayı sardı, ve Titanlarla savaşmaya başladılar.Ancak Titanlar çok güçlüydü ve Elementaller savaşı kaybetti.Bir bir tüm Elemental Efendiler yok edildi ve güçleri ellerinden alındı. Eski tanrıların kalelerini yıkan Pantheon’lar dört şeytanı tanrıyı yeryüzünün altına zincirledi.Eski Tanrılarının gücü kalmayınca ruhları fiziksel evrenden ayrıldı ve Elementallerin hepsi başka bir boyutta sıkıştılar.Elementallerin gidişi ile, doğa sakinleşti ve dünya barışçıl ve bir o kadar güzel bir yere dönüştü ki Titanlar burayı çok sevdiler. Titanlar birçok ırk yaratıp dünyanın şekillenmesinde onlara yardım ettirdiler.Sonsuz mağaralar yaratmak için cüce gibi yaşayan taşlar yarattılar.Denizleri yükseltip kara yapmak için Deniz Devlerini kullandılar.Birkaç çağ boyuncu Titanlar bu dünya üzerinde çalıştılar ve en sonunda inanılmaz güçleri olan bir göl oluşturdular.Bu göl, onların deyimi ile Sonsuzluk Kuyusu, bu dünyada yaşamı başlatacak olan şeydi.Zamanla, bitkiler, ağaçlar, yaratıklar ve canavarlar dünyada dolaşmaya başladılar.İşlerinin son gününde oluşan kıtaya Kalimdor dediler, Sonsuz Yıldız Işığının ülkesi… Ejderhalar Zamanı: Küçük dünyanın düzenlenmesinden ve işlerinin bitmesinden tatmin olan Titanlar, Azeroth'u terketmeye hazırlandılar. Yinede, gitmeden önce, herhangi bir gücün onun mükemmel bütünlüğünün tehdit etmesi olasılığına karşılık Titanlar dünya üzerindeki en harika ırkı Kalimdor'a göz kulak olma işiyle görevlendirdiler. O zamanlar bir çok ejderha türü vardı. Yinede kendi türlerinden olanlara egemenlik sağlayan 5 tane ejderha türü vardı. Titanlar'ın yeni yeşeren dünyanın çobanlığını yapmaları için tuttuğu beşli bu beş ejderha türüydü. Pantheon'un en yüce üyeleri kendi güçlerinin birazını bu türlerin liderlerine verdiler. Bu ulu ejderhaların her biri Yüce Özellikler veya Ejderha Özellikleri olarak bilinmeye başladılar. Aman'Thul, Pantheon'un Büyükbabası, uzaysal güçlerinin bir kısmını devasa bronz ejderha Nozdormu'ya bahşetti. Büyükbaba, Nozdormu'ya zamanı ve sürekli ilerleyen kaderin yolunu koruması için güç verdi. Hissiz, onurlu Nozdormu Zamansız Olan olarak bilinmeye başladı. Eonar, bütün yaşamın Titan patronu, kendi güçlerinin bir kısmını kızıl deve verdi, Alexstrasza'ya. Ondan sonra Alexstrasza dünyada yaşayan bütün canlıları korumak için çalıştı ve Hayat-Bağlayıcı olarak bilinmeye başlandı. Üstün bilgeliği ve bütün canlılara gösterdiği sınırsız şefkat sayesinde, Alexstrasza Ejderha kraliçe olarak taçlandırıldı ve türündeki diğerlerine egemenlik sağladı. Eonar; aynı zamanda Alexstrasza'nın genç kız kardeşi olan yeşil ejderha Ysera'yı da, doğanın etkisinin küçük bi parçasıyla kutsadı. Ysera Yaratılış Rüyasını oluşturmak sonsuz soyutlanmaya girdi ve Hayalperest olarak bilinmeye başladı. O, yeşil evreninden büyümekte olan yeşil dünyayı izleyebilecekti, Zümrüt Rüyasından… | |
| |
| Mesajiniza Tesekkur Eden Uyeler: | _asaf_ (01-18-2008) |
| | #2 |
| La Torre De BabeL` ![]()
Mesajlar: 10.196
Teşekkür Etme: 3.762
1.435 Mesajina 3.972 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 8
Tecrübe Puanı: 33058726 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Bütün hazırlıklar tamamlandığında, Sargeras Azeroth İstilasına başladı.Savaşçı yaratıklar Burning Legion adına etrafı yakıp yıkmaya başladı ve Night Elf’lerin sessiz şehirlerini kuşattılar.Archimonde ve Mannorth’un Ordusu her taraftaydı.Arkalarında sadece kül ve göz yaşı bırakarak ilerlediler.Kalimdor’un Tapınaklarına dev Meteorlar çarparak, Dev Infernaller dünyaya indi.Yananların takımı Kıyamet Bekçileri(doomguard) her tarafta yıkım yaratı.Cesur Kaldorei Savaşçıları kendi dünyalarını korumak için çalıştı ancak her tarafta kaybettiler. Malfurion Stormrage, bu arada insanlarını kurtarmak için çalışmaya başladı.Stormrage olarak kardeşi Illidan Highborne’nin bir üyesiydi ve Büyüyen bir şekilde bozulum içine girmişti.Malfurion Illidan’ı yaptığı şeyin yanlış olduğuna ikna etti ve Malfurion güzel genç rahip Tyrande ile, Cenarius’u bulmak için yola koyuldu.Malfurion ve Illidan, iki kardeş Tyrande’ye karşı bir sevgi beslemekteydi, ancak Tyrande’nin kalbi her zaman Malfurion’a aitti.Illidan, Tyrande ile kardeşinin bu halini gördükçe çok üzülüyordu ama bu üzüntüyü her zaman büyüye olan tutkunluğu bastırıyordu. Büyünün o dev gücü içerisinde büyümüş olan Illidan, bu açlığı ile savaşmaya çalışmış ancak Kuyunun gücüne karşı koyamamıştır.Ancak, Tyrande’nin desteği ile, kendisini dizginleyebilmiş ve Kardeşinde Cenarius’u bulmak konusunda yardımcı olmuştur.Hyjal dağında Gizl, Ay bahçelerinde yaşayan Cenarius, eski ejderhaları bulmak konusunda, Night Elflere yardım etmeyi kabul etti.Alexstrasza, Ejderhaların lideri ordusunu göndermek ve Legion’u durdurmak konusunda hem fikirdi. Cenarius, Ormanların ruhlarını çağırarak, eski ağaç adamlarından bir ordu kurdu ve Legion’a yerden saldırdı.Bu şekilde saldırmalarına rağmen, Burning Legion’un buradan sadece fiziksel güç ile kovulamayacağını anlayan Malfurion başka şeylere yöneldi. Dev savaş Azshara’nın Şehrine doğru ilerlerken, Delirmiş Kraliçe Sargeras’ın gelmesini bekledi.Bu arada Sargeras’da Kapıdan geçmek için hazırlanmaktaydı.Azshara bundan sonra Highborne’yi alarak ayin düzenleyerek Kuyunun üzerine gelen en büyük gölgeyi yarattı.Bu gölge Sargeras’ın gelmesi için yapılıyordu.. Kalimdor’un yanan toprağında savaş devam ederken, olaylar tersine döndü.Zamanla kaybedilen bilgilere rağmen genel olarak, Neltharion adı verilen Ejderha – Dünyanın Koruyucusu- Burning Legion’un gücünden etkilenerek deliye döndü.İsmini DeathWing olarak değiştirerek, Diğer Ejderhalarla savaştı. Deathwing’ın bu ani taraf değiştirmesi diğer beş Ejderhayı öyle etkiledi ki alsa bu etkinin yarası kapanmadı.Yaralanmış ve şaşkın Alexstrasza ve ejderhalar, ölümlüleri bırakıp geri çekilmeye zorlandı.Böylece Malfurion ve Arkadaşları, sayıca çok azaldılar.Umutsuzdular. Malfurion daha sonradan anladı ki Bütün bu savaşın nedeni Sonsuzluk Kuyusuydu.Ve bunun yok edilmesi gerektiğini kendine ikna etti.Savaş arkadaşları Kuyunun ölümsüzlüklerinin ve güçlerinin kaynağı bildikleri için çok korktular.Ancak Tyrande Malfurion’un Teorisindeki anlamı gördü ve Cenarius ve onların arkadaşlarını Azshara’nın Tapınağına son bir saldırıya ikna etti.Böylece Kuyuyu iyilik için kapatmanın bir yolu bulunabilidi belki de… Dünyanın Yıkımı: Birinci savaştan(Warcraft I) 10.000 yıl önce Kuyunun yok edilmesi ile bir daha büyü kullanamayacağını bilen Illidan bencilce grubunu bırakıp Highborne’yi Malfuion’un planına karşı uyarmaya gitti.Tutkusunun önüne geçemeyen ve bu yüzden delirme noktasına gelen ve Tyrande’nin Malfurion’a olan sevgisini gören Illidan bu yaptığından hiç pişmanlık duymadı ve Malfurion’u yalnız bıraktı.Sonradan Illidan Kuyunun devamını sağlamak için her şeyin yapılmasını emretti. Kardeşinin ayrılışından büyük üzüntü duyan Malfurion saldırı için Azshara’nın Tapınağına gttii ve Büyük Avluda Highborne’nin Son büyünün ortasında olduğunu gördü.Bu korkunç büyü Kuyunun ortasında bir girdap oluşturdu.Sargeras’ın Gölgesi yavaş yavaş Kuyuda belirmeye başladığı anda Malfurion saldırıya geçti. Azshara Illidan’ın uyarısındı aldığında çoktan onlara karşı hazırlıklı olduğunu gördü Kraliçenin.Neredeyse tüm arkadaşları deli kraliçe tarafından öldürülen Malfurion, Tyrande’nin Azshara’nın arkasından saldırdığını gördü ancak bir Tapınak Koruyucusu tarafından durduruldu ve büyük bir yara aldı.Malfurion Aşkının yere düştüğünü görünce deliye dönderek Azshara’yı öldürdü. Tapınağın içinde ve Dışındaki savaş sürerken Illidan olacaklara karşı kendi için özel yapılmış şişelerin içine Kuyunun büyülü suyundan koydu.Böylece he olursa olsun Büyü gücünü kullanabilecekti. Malfurion ve Azshara arasında süren savaş süren büyünün büyük bölümünün yanlış olmasına neden oldu.Böylece dengesiz girdap Kuyunun derinliklerinde patlayarak ve zincirleme bir olayı başlattı.Dev bir Patlama Tapınağı yerle bir etti.Kuyu içine göçerek kayboldu. Dev Patlama, dünyanın dengesini bozmuş dev depremlerle birlikte gökyüzü kapkara olmuştu. Dev patlama sonrasında yok olan kıtanın ortasını denizler kapamaya başladı.Kalimdor’un neredeyse %80’i sular altında kaldı.Böylece Kalimdor ikiye bölünerek, Dünyada ayrı ayrı iki kıta oluştu.Bu yeni denizin ortasında –eskiden Sonsuzluk Kuyusunun bulunduğu yere- dev bir girdap geldi ve orada kaldı.Bu dev yara Maelstrom olarak adlandırıldı ve asla girdap durmadı. Hernasılsa, herşeye rağmen , Kraliçe Azshara ve Highborne bu patlamadan kurtulmayı başarmıştır.Çıkardıkları güçler içinde, gidapın içine çeklimiştir.Lanetlenerek, ve şekil değiştirerek yeni bir ırk yaratımışlardı: Nagalar.Azshara kendini kötülüğün kraliçesi olarak tanıtmış ve içinde bulunan kötülüğün dışa vurumunu naga olarak görmüştür. |
| |
| Mesajiniza Tesekkur Eden Uyeler: | _asaf_ (01-18-2008) |
| | #3 |
| La Torre De BabeL` ![]()
Mesajlar: 10.196
Teşekkür Etme: 3.762
1.435 Mesajina 3.972 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 8
Tecrübe Puanı: 33058726 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Maelstrom’un dibinde yeni bir şehir kurarak adını Nazjatar koydılar ve güçlerini tekrardan oluşturdular.Var olduklarını açıklamak için ise 10.000 sene beklediler. Hyjal Dağı ve Illidan’ın Hediyesi: Çok az Night Elf bu dev Patlamadan kurtulabildi.Çok ilkel sandallar ile yavaş yavaş karalar aramaya başlılar.Sonra bir şekilde Elune’nin yardımı ile Malfurion, Tyrande ve Cenarius bu büyük yıkımdan kurtuldu.Bu kendini kanıtlamış Kahramanlar sağ kalanları kurtarıp, yeni bir yuva kurmak için uğraşmaya karar verdiler.Sessizce kendilerine bir yer ararken, Dünyanın kurtuluşunun sağlandığını, Sargeras ve Burning Legion’un bu dünyadan gittiğini ve çok kötü bir bedelle zafer kazanıldığını anladılar. Birçok Highborne bu patlamadan kurtulmayı başardı.Onlarda geride kalan Night Elfler ile birlikte, yeni yuvalarına doğru yola çıktılar.Malfurion asla Highborne’ye güvenmemiş olmasına rağmen onların Kuyunun varlığı olmadan hiçbir risk içermediklerini biliyordu. Night Elflerin çoğunluğu Karaya varmaya başladığında hepsi, Kutsal dağ Hyjal’ın halen ayakta olduğunu gördü.Burayı yeni yuvaları belleyen Malfurion ve takipçileri Hyjal’a tırmandı ve Hyjal’ın zirvesinde korkunç bir şey buldular.Ufak bir gölün içi büyü ile kaynamaktaydı. Illidan’da bu patlamadan kurtulmuştu ve herkesten önce Hyjal’a ulaşıp burada Sihiri tekrar açığa çıkarmıştı ve sakladığı kuyu sularını Dağın Göllerine dökmüştü.Böylece Yeni bir Sonsuzluk Gölü Hyjal Dağında ortaya çıkmıştı.Bencil Illidan bunun gelecek jenerasyonlar için bir hediye olduğunu düşünürken, Malfurion onu avladı ve ele geçirdiğinde Illidan şaşkınlık içindeydi.Malfurion ona bütün bu olanların sihir yüzünden olduğunu belirtti.Ancak Illidan sihirden ve büyüden vazgeçmediğini söyledi. Illidan’ın yaptıklarının durmayacağını bilen Malfurion bundan kurtulmak için bir yol düşündü.Cenarius’un yardımı ile Illidan uzakta bir yer altı zindanına yerleştirildi.Burada İllidan dünyanın sonunda kadar kalacak ve hiçbir sorun çıkartamayacaktı.Kardeşinin burada kalmasında ona eşlik edecek nöbetçi olarak Muhafız Maiev Shadowsong seçildi. Yeni kuyunun yok edilmesi yeni bir felaket demek olduğundan onu böyle bırakmak istedi.Ancak Malfurion bunun için sihirle Night Elflerin sonsuza kadar aralarındaki bağı bozmak için Cenarius’un yardımı ile Druidizm’le ilgilendirmeyi başladı Night Elfleri.Böylece Dünyayı tekrar eski düzenine göre kurabileceklerdi. Dünya Ağacı ve Yeşil Rüya: Birinci Savaştan(Warcraft I) 9.000 yıl önce… Uzun yıllar boyunca, night elfler yorulmadan eski dünyalarını tekrar kurmak için çalıştılar.Eski yıkılmış tapınaklarını ve yollarını bırakıp, yeni evlerini dev ağaçların içine ve Hyjal dağının gölgeli eteklerine kurdular.Zamanla, Ejderhalar yıkımın ardından ortaya çıkarak kendilerini gösterdi. Kırmızı Alexstrasza,Yeşil Ysera ve Tunç Nozdormu, night elflerin yeni evlerine indiler. Malfurion, Night Elflerin baş-druid’i dev ejderhaları karşılarakyar onlara yeni Sonsuzluk Kuyusunun hikayesini anlattı.Ejderhalar bunu duyunca Kuyunun burada kalması durumunda, Burning Legion’un tekrar bu dünyaya ineceğinden korktular.Malfurion ve üç dev ejderha aralarında bir antlaşma yaparak, Burning Legion ajanlarının buraya gelirlerse bir daha kendi cehennem dünyalarına geri dönmesini engellemek ellerinden geleni yapmak için çalışmaya başladılar. Alexstraza, Hayat-Bağlayıcı, bir tohumu Well of Eternity’nin ortasına yerleştirdi.Sonsuzluk Kuyusunun büyülü gücü hemen Tohumu yeşertti ve dev bir ağaç olmasını sağladı.Dev Ağaç Sonsuzluk Kuyusunun suyu ile beslendikçe Gökyüzüne doğru büyüdü.Bu dev ağaç bundan sonra Night Elf’lerin sembolü oldu.Onların artık doğa ile birleştiğini ve dünyayı her zaman koruyacaklarının bir simgesi olarak kaldı.Night Elfler Bu ağaca Nordrassil dediler.Bunun anlamı ise Cennetin Tacı demek oluyordu. Nozdormu, Zamansız Dünya Ağacına bir büyü yaparak, onun sonsuza kadar orada kalmasını sağladı ve Dünya Ağacı orada kaldığı süre içerisinde Night Elf’ler asla yaşlanmayacak veya hastalanmayacaktı. Ysera, Hayalperest, Dünya Ağacına yaptığı bir başka büyü ile, Kendi Hayal dünyasını -yani Yeşil Rüyayı- bu Azeroth ile bağladı.Yeşil Rüya, dev gibi ve devamlı değişen, ruhani, fiziksel evrenin dışında bir yerdeydi.Bu rüyada, Ysera Azeroth’daki canlıların evrimini ve doğanın düzenini tasarlardı.Night Elf’ler – Malfurion dahil olmak üzere- bu dünyaya bağımlı hale getirildiler.Bu gizemli antlaşmanın sonucunda, Druid’lerin hepsi Yeşil Rüya’ya girerek Ysera’ya yardım etmek istedi.Böylece dünya onlara bir daha ihtiyaç duyduğunda geri dönecekler ve Dünya hakkında inanılmaz bilgilere sahip olacaklardı. High Elf Sürgünü: Warcraft I’den 7.300 Sene önce… Yüzyıllar geçtikçe, yeni Night Elf halkı gelişti ve büyüdü ve Kendilerinin Ashenvale dedikleri ormanları bile geçerek yayıldılar.Dev yıkımdan sonra Dünya üzerinde kalmadığına inanılan birçok Yaratığı tekrar gördüler: Fulborg’lar gibi…Druid’lerin öncülüğünde Night Elfler kusursuz bir yaşam sürdüler barış içinde… Ancak, Highborne üyeleri hiçbir zaman memnun değildi.Illidan gibi kendi bağımlılıklarına olan bağlılıkları onları devamlı rahatsız ediyordu.Bir süre sonra Sonsuzluk Kuyusundan büyü güçlerini geri almak için teşebbüste bulundular.Dath’Remar adlı, Highborne üyesi Druidleri büyü kullanmamakla suçladı ve haklarının büyü kullanmak olduğunu belitti.Malfurion ve diğer Druid’ler eğer herhangi bir Night Elf’in büyü kullanırsa öldürülecek olacağını belirtip, Highborne’yi uyardı.Bunun üzerine Highborne Ashenvale üzerine dev bir Büyülü Kasırga gönderdi. Druidler kendi ırklarından kişileri öldürmek istemediğinde, Highborne’yi sürgüne gönderdiler.Dart’Remal ve takipçileri bunu memnuniyetle karşıladılar.Buradan gitmeleri demek büyü yapabilecekleri anlamına geliyordu çünkü.Özel yapım birkaç gemi ile okyanuslara açıldılar.En sonunda, daha sonradan İnsan’ların Lordaeron dediklere yere inerek, burada büyülü yeni bir Krallık kurmaya başladılar:Quel’Thalas…Kendi Soylarının taptılara aya karşılık Güneşe taptılar… Gözcüler ve Uzun Nöbet: Kendi içlerindeki sorunlarından kurtulmuş olan Night Elf’ler, kendi evlerini geliştirmeye devam ettiler.Druid’ler Yeşil Rüyaya girmenin zamanının geleceğini hissettiler ve aşklarını ve ailelerini arkada bırakmaya hazılandılar.Tyranda, Elune’nin Baş Rahibesi oldu ve Malfurion’a gitmemesi için yalvardı.Ancak Malfurion Gururunu korumak için Yeşil Rüyaya girmekte kararlıydı, ve Rahibe ile vedalaşıp ona asla ayrılmayacaklarını söyledi… Kalimdor’u Tyrande’ye bırakan Malfurion, Yeşil Rüyaya girince, Baş Rahibe, Night Elf’lerden dev bir savaşçı ordu kurdu.Korkusuz ve eğitilmiş olan bu kadın savaşçılar, Kendilerini Gözcü diye tanıttılar, barışın ve Huzurun koruyucuları… Yarı-Tanrı Cenarius Hyjal Dağının eteklerindeki bahçelerde yaşamaya devam etti.Oğulları, Ormanın Koruyucuları olarak bilindiler ve Her zaman Night Elfleri takip ettiler ve arada sırada Gözcülere barışı korumak adına yardım ettiler.Cenarius’un kızları Dryad’lar ise devamlı artan bir şekilde ormanlarda görülmeye başlandı. Ashenvale’de Tyrande devamlı meşgul oldu.Malfurion’un yanında olmamasından dolayı mutlu olamadı hiç..Uzun Yüzyıllar boyunda Druid’ler uyudukça Tyrande ikinci bir Burning Legion sadırısından korktu.Halen Burning Legion’un buralarda olduğunu hisseden Tyrande, intikam için geri döneceklerini biliyordu… |
| |
| Mesajiniza Tesekkur Eden Uyeler: | _asaf_ (01-18-2008) |
| | #4 |
| La Torre De BabeL` ![]()
Mesajlar: 10.196
Teşekkür Etme: 3.762
1.435 Mesajina 3.972 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 8
Tecrübe Puanı: 33058726 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Bölüm 2: Yeni Dünya Dath’Remar tarafından yönlendirilen High-Elfler, Kalimdor’u arkalarında bırakarak, fırtınaları aşarak Maelstrom’a doğru yöneldiler.Yıllar boyunca denizde kendilerine ait Bir Büyü Dünyası kurmak için hayaller kurarak Doğuya doğru yollarına devam ettiler.Bu yolculuk onlara Eski Krallıklarının yıkımını, ve anlayamadıkları birçok şeyi gösterdi.Burning Legion’un gücünün o anda farkına vardılar.Dath’Remar,- daha sonra adı Sunstrider diye anıldı – Halkına, bir krallık sözü verdi.Sonsuza kadar sürecek bir Büyü Krallığı... Donanma sonunda, İnsanların daha sonra Lordaeron diyecekleri bölgenin sahillerine geldi. İçlere doğru yayılan High-Elfler, Tirisfal Glades adı verilen yerde bir yerleşim kurdular. Kısa bir zaman sonra, birşeyler ters gitti: High Elfler delirmeye, saldırganlaşmaya başladı. O zamanın bilgeleri, bulundukları yerin lanetli olduğu kararına vardılar, ancak asla doğrulanamayan bir teoriydi bu.High-Elfler göç etmek zorunda kaldılar. High-Elfler, Lordaeron’un dev ormanlarla kaplı dağlarından geçerken, birçok güçlükle karşılaştılar. Sonsuzluk Gölünün yaşam dolu gücünden koptuklarından beri, hava koşullarından dolayı çoğu hastalanmış, veya açlıktan ölmüştü. En garip değişiklik ise, artık ölümsüz değillerdi, ve elementlere karşı bir güçleri de yoktu. Morumsu renkli tenleri de kaybedilmişti, artık renksiz bir tenleri vardı. Güç durumlarının üstüne, bir de Lordaeron’da gelişmiş dev yaratıklarla savaşmak zorunda kalmışlardı. Bu arada, yolculuklarının bir kısmında ilkel insan kabilelerinin ilk örnekleri ile karşılaştılar. Bu ilkel insanlar, dev ormanların içinde avlanarak yaşayan ufak gruplardan ibaretti, tabi ki High Elflere bir tehtit oluştumayacaklardı. Ancak High Elfler en büyük tehtitlerini Dev Orman Zul’Aman’da bulacaklardı. Bu yosun derili yaratıkların adı Trollerdi. Kendi organlarını ve ölümcül yaralarını anında iyileştirebilen güçlü bir ırktı, ancak her zaman barbarca yaşamayı seçmişlerdi. Lordaeron’un Kuzeyinde Amani Krallığı adı altında birleşen bu Troller, yeni ziyaretçilerinden hiç hoşlanmamıştılar, ve Elfleri sınırlarını aştıklarını görünce vahşice saldırdılar. High Elfler de buna karşılık olarak, Trolleri gördükleri yerde öldürdüler. Uzun yıllar boyunca, High Elfler kendilerine Kalimdor’daki gibi güzel bir yer aradılar, ve sonunda şansın yardımı ile Kuzeydoğu dağlarını aşarak dev düzlüklere ve güzel nehirlere sahip bir coğrafya keşvettiler. Buraya Quel’Thalas dediler, ve dev bir Krallık kurmaya başladılar. Öyle bir Krallık ki, Kalimdor’daki Kuzenlerinin kıskanacağı kadar güzel bir Krallık. Ne yazık ki, High Elflerin sonradan öğrendiği gerçek onlara çok pahalıya patlayacaktı. Quel’Thalas Trollerin eskiden kalma dev Şehirlerinin üzerine kurulmuştu. Troller bu toprakları kutsal sayıyorlardı. Neredeyse hemen Trolller, Elf yerleşim alanlarına saldırmaya başladı. İnatçı elfler, yeni buldukları toprakları vermekte gönülsüzlerdi, Sonsuzluk Gölünün verdiği güçleri kullanarak büyülerini kullandılar ve Delirmiş Trolleri kontrol altında tuttular. Dath’Remar’ın liderliginde Amani Savaşçılarını ona bir olmalarına rağmen yenmeyi başardılar. Bazı elfler Kaldorei’lerin eski uyarılarından olan, Büyünün Burning Legion’un dikkatini çektiği gerçeğini hatırlattı. Bu yüzden, Quel’Thalas bilginleri, Topraklarının üstünü çevreleyen bir Büyü Bariyeri kurdular.Bu Bariyer sayesinde Büyüler evrende yankılanmayacaktı, böylece Burning Legion’un dikkati çekilmeyecekti. Quel’Thalas’ı çevreliyen dev dikili taşlar kuruldu, ve Bariyer kuruldu. Bu Dikili taşlar, sadece büyüleri engellemekle kalmadı, aynı zamanda batıl inançlı Troll Ordularını korkuttu. Zaman geçtikça, Quel’Thalas High Elflerin çabalarının ve büyü gücünün parlayan bir anıtı oldu. Muhteşem güzellikteki sarayları, Kalimdor’daki Kuzenlerininki gibi tasarlandı ve inşa edildiler. Quel’Thalas bu hali ile Elf elinden çıkmış en güzel şehir oldu. Silvermood adı verilen bir Meclisle Sunstrider Hanedanlığının politik gücü pekiştirildi. Yedi tane High Elf Lordundan oluşan Meclis, elf topraklarını korumak için çalıştılar. Koruyucu Kalkanla korunun topraklarında, eski Kaldorei Uyarılarından uzakta büyüyü hayatlarının her alanında kullandılar. Nereydeyse, dört bin yıl boyunca High Elfler barış içinde yaşadılar. Ancak İntikam almak isteyen Troller asla yenilmemiştiler. Ormanın derinliklerine yerleşen troller, sayılarını arttırdılar ve en sonunda Dev bir Troll ordusu Quel’Thalas’ın gölgeli ormanlarına girerek savaşı başlattılar. Arathor ve Troll Savaşları Warcraft I’den 2,800 yıl önce High Elfler bu dev Troll ordusu ile savaşırken, gelişmeye başlayan İnsanlar, kendi kabile toprakları için savaşmaktaydılar.İnsanlığın ilk savaşları ne onurdan ne de ayrımdan söz edilebilecek savaşlardı.Herkes kadın, çocuk, yaşlı demeden katlediliyordu.Ancak sadece bir Kabile, Adı Arathi olan kabile, Trollerin gözden kaçırılmayacak kadar dev bir tehtit olduğunu görebildi.Arathi bu yüzden bütün Kabileleri kendi kontrolüne almak istedi ki, Sıra kendilerine geldiğinde Trollere karşı savaşı kazanabilsinler. Bu düşüncenin ardından geçen altı yıl boyunca Arathi tüm Kabilelerle savaştı ve her zaferin sonucunda, Arathi barış ve eşitlik vaad etti ve ele geçirilmiş insanların saygısını kazandı.Bunun sonucunda Arathi Ordusu inanılmaz derecede büyüdü.Artık güçlerinin Trollere karşı gelebileceğine inanan insanlar, Lordaeron’un güneyinde bir kale kurdular.Adı Strom koyulan bu Kale, Arathi Milletinin başkenti olurken, Krallığın adı Arathor oldu.Arathor zenginleşirken, Lordaeron’un başka yerlerinde yaşayan insanlar Arahor’un güvenli topraklarına yerleşmeyi seçtiler. Tek bir Bayrakta birleşen İnsan kabileleri, iyimser ve güçlü bir Kültür geliştirmeye başladılar.Thoradin, Arathor’un Kralı, Gizemli Elflerin halen Troll işgalinde olduğunu biliyordu, ancak kendi insanlarının güvenliğini tehlikeye atmak istemiyordu.Elfler ve Trollere karşı çok az şey bilen İnsanlar aslında her iki ırka da soğuk bakmaktaydı.Aylar sonra Elflerin düştüğüne dair dedikodular Thoradin’in kulağında geldiğinde perişan iki tane High Elf Elçisi Strom’dan içer girmişti, böylece Thoradin Troll Tehtidinin burada duramayacağını anladı: Sıra çok yakında onlara gelecekti. Elfler, Thoradin’i Trollerin dev ordularının Quel’Thalas’ı işgal ettikten sonra güneye ineceğini ve buraya saldırıcağını söylediler.Çaresiz Elfler, askeri yardıma muhtaçtılar ve çaresiz olarak seçilmiş bazı insanlara büyü kullanmayı öğretmeyi kabul ettiler.Ancak Thoradin Büyüye duyduğu güvensizliği bir kenara bırakıp, elflere yardım etmeyi kabul etti.Hemen Strom’a gelen Elfler belli başlı seçilmiş insanları eğitmeye başladılar. Elfler başta İnsanların büyü kullanmakta oldukça beceriksiz olduğunu gördüler ve bununla aralarında dalga geçmeye bile başlamışlardı.Tam Yüz tane İnsana en Büyünün en basit güçlerini kullanmayı öğrettiler: Sadece Trollerle savaşabilecekleri kadar.İnsan öğrencilerinin hazır olduğuna ikna olan Elfler, Savaşa doğru, Thoradin’in Dev orduları ile birlikte kuzeye doğru yola çıktılar. Birleşik Elf ve İnsan orduları ile Troll Orduları Alterac Dağlarının eteklerinde çarpışmaya başladı.Savaş uzun günler sürdü.Arathor orduları vahşice ve delirmiş şekilde üstlerine gelen Troll ordularına hiç yorulmadan veya bir santim bile toprak vermeden savaştılar.Elf Lordları zamanın geldiğini düşünerek büyü güçlerini kullanmaya başladılar, Yüz tane İnsan Büyücü ve birçok Elf büyücüsü büyülerini kullanarak Trolleri şok ettiler.Elemental Ateşler trolleri yakarak kendilerini iyileştirememelerini sağladı ve Troller gittikçe zayıfladı. Troll Orduları bozulmaya ve kaçmaya başlayınca, Thoradin’in orduları takip etti ve bulduklarını öldürdüler, en sonunda çok az bir Troll sayısı kaçmayı başardı.Troller bu savaştan sonra asla eski güçlerine kavuşamadılar ve tek bir Millet olarak görülmediler.Quel’Thalas’ın kurtulduğundan emin olan Elfler ve İnsanlar arasında saygı ve arkadaşlık bağları böylece kurulmuş oldu.Elfler ve İnsanlar arasında çağlar boyunca devam eden dostlukları böylece başlamış oldu |
| |
| Mesajiniza Tesekkur Eden Uyeler: | _asaf_ (01-18-2008) |
| | #5 |
| La Torre De BabeL` ![]()
Mesajlar: 10.196
Teşekkür Etme: 3.762
1.435 Mesajina 3.972 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 8
Tecrübe Puanı: 33058726 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Trisfal Bekçileri Warcraft I’den 2,700 yıl önce Trollerin Kuzey topraklarından sürülmesinden sonra Elfler kendi yıkılmış krallıklarını baştan yapmak için yeniden çalışmaya başladılar.Zafer kazanmış Arahtor Orduları Strom’a döndüler.İnsan Toplumu zenginleşip geliştikçe, Thoradin’in içinde bu kadar hızlı büyümenin İnsanları birbirinden ayıracağı korkusu belirdi ve bu yüzden Strom’u merkez olarak her zaman kullanıp otoritesini gösterdi.Uzun yıllar boyunca barışın kol gezdiği Lordaeron’da büyüyen İnsanlar, Thoradin’in ölümünden sonra genç nesillerle birlikte Krallıklarını büyütmek için çalışmaya başlattılar ve bu yüzden Strom’dan öteye gitmek için hayaller kurmaya başladılar. Elfler tarafından eğitilen Asıl Yüz İnsan Büyücü, güçlerini geliştirerek, Elflerden bile öteye gitmek için uğraşmaya başladılar.Bu Büyücüler, asil güçleri ve ruhları yüzünden seçilmişlerdi ve bu güçlerini her zaman önemsediler ve sorumlulukla kullandılar ancak büyücüler bu güçlerini ve sırlarını genç jenerasyonlara öğretmeye başladıklarında, hiç savaş yaşamamış ve bu yüzden büyü gücünü hayatının her yerinde kullanmaya başlamış Genç Büyücüler ortaya çıkmaya başladı.Sorumluluk içermeyen hareketleri ile krallık içinde sorunlar başgöstermeye başladı. Krallık büyüdükçe ve toprakları genişledikçe, Genç Büyücüler yolculuklarla Güney Topraklarına yayıldılar ve kendilerini ve halklarını vahşi hayvanları koruyarak veya avlanarak geçinmeye başaldılar ve bu da Strom’un ötesinde başka şehirler yapmaya olanak sağladı.Ancak güçleri geliştikçe, toplumdan büyücüler yavaş yavaş kopmaya başladı. İkinci Arahtor şehiri Dalaran oldu.Dalaran, Strom’un Kuzey-Batısında kalan Hillsbrad adı verilen yerde Lordamere Gölünün Güney kıyısına kurulmuştu.Güney topraklarına yayılan büyücülerin hepsi buraya yerleşmeyi uygun gördüler.Burada Büyüyü istedikleri şekilde daha özgür bir biçimde kullanmak istediler.Büyücülerin hayalindeki şehirdi Dalaran...Böylece başlayan Dalaran inşası ile birlikte dev bir ekonomi de ardından geldi böylece Dalaran İnsanların Büyü şehri oldu.Stromdan daha büyük, daha görkemli ve güzel bir şehir olmuştu artık.Ancak Büyünün bu kadar çok kullanması, daha fazla büyücünün yetişmesine ve en sonunda büyücülerin neredeyse hepsi gerçekle sanal arasındaki farkı anlayamamaya başladı. Sonsuzluk Gölünün yıkılması ile dünyada hapsolan ve saklanan birçok Burning Legion Ajanı Büyünün gücünü hissedince, Evrenin her tarafından gözler tekrar dünyaya çevirildi.Yer altından çıkan iblislerin tek amacı vardı artık : Dalaran.Dalaran’a önce çok zayıf Demonik saldırılar başladı ancak Dalaran Yöneticileri tarafından örtbas edildi, halktan saklandı.Birçok Güçlü büyücü Demon’ların pekşinden onları ele geçirmeye gönderile ancak hepsi güçlü Burning Legion’a karşı güçsüz kalıyordu. Birkaç ay sonra Batıl inançlı Köylüler, Dalaran Yöneticilerinin onlardan korkunç birşey sakladığına inanmaya başladı.Etrafta Devrim dedikoduları dolaşmaya başladığında, Arathor halkı Büyücülerin gücünü sorgulamaya başlamıştı.Halkın isyan çıkarmasından korkan ve Strom’daki Kral’ın onlara karşı tavır almasından korkan Büyücüler, Sorunlarını her şeyin başlangıcını yaratan ırka açtılar : High Elfler... Dalaran’daki Demonik aktivitenin varlığını duyan Elfler hemen en güçlü Büyücülerini İnsan topraklarına gönderdi.Dalaran’daki enerjiyi araştıran Elf Büyücüleri detaylı bir rapor hazırlayarak, içindeki Demonik aktiviteyi belirttiler.Raporun sonunda dünya üzerinde çok az demon olduğu ancak Legion’un hala çok büyük bir tehtit olduğunu belittiler. Quel’Thalas’ı yöneten Silvermoon Meclisi, Dalaran’ın Büyücüleri ile gizli bir antlaşma yaptılar.Elfler Dalaran Büyücülerine eski Kalimdor ve Burning Legion’dan bahsettiler, eski savaşları anlattılar.İnsanlara büyü kullandıkları sürece Halklarını Legion’un ajanlarından korumak zorunda olduklarını söylediler.Dalaran Büyücüleri bunun üzerine Tek bir Ölümlü büyücüye her türlü gücü vererek Legion’a karşı olan bu gizli savaşta savaşçı olarak öne sürmek fikri ile geldiler.Böylece İnsan halkının korkması veya paranoyak bir şekilde birbirlerine saldırması önlenmiş olacaktı.Elfler bu fikri kabul ettiler ve gizli bir örgüt kurmayı kabul ettiler.Elfler her zaman bu Bekçinin ardında olacak ve onu kontrol edeceklerdi, böylece güçlenen bekçi Burning Legion Ajanlarına karşı dünyayı koruyacaktı. Örgüt, toplantılarını gölgeli Tirisfal Glades’de yaptı.Burası aynı zamanda High Elflerin Lordaeron’da yerleştikleri ilk yerdi.Bu yüzden, Bu Örgütün adı Tirisfal Bekçileri oldu.Seçilen Ölümlü şampiyonlar Insan ve Elf Büyü gücünün tamamı ile donatılırdı.Aynı zaman diliminde sadece bir tane şampiyon olabilirdi, ve bu şampiyon tek eliyle Burning Legion’un her türlü ajanını yok edebilecek güçteydi.Bekçinin güçleri o kadar güçlüydü ki, sadece Trisfal Meclisi adı verilen Elf-İnsan ortak bir komisyonun gözetiminden geçmeden bir Bekçi seçilemezdi.Ne zaman bekçi yaşlanır, veya savaşta zayıf düşerse yerinde bir başkası getirilirdi. Nesiller geçtikçe, Bekçiler İnsanlığı görünmez Burning Legion tehtidinden korudular.Bu gizli savaşın ardında ise Gelişen bir İnsanlık İmparatorluğu ve gittikçe yayılan bir büyü çılgınlığı vardı.Bu arada her zaman bekçiler tetikte kalmışlardı… Ironforge – Cücelerin Uyanışı Warcraft I’den 2,500 yıl önce Eski çağlarda, Titanların Azeroth’u bırakınca, çocukları olarak sayılan Earthenler dünyada kalıp dilediklerince dünyaya şekil vermeye devam ettiler.Earthenler yüzdeyde geçen olaylarla ilgisi pek olmayan hiçbir yüzey ırkını tanımayan bir varlıklar topluluğuydu.Her biri dünyayı şekillendirmek için bıkmadan usanmadan uğraşıyorlardı. Sonsuzluk Kuyusunun patlaması, her ırk gibi earthen’i de çok etkilemişti.Dünyanın duyduğu acının aynısını içlerinde hisseden Earthenler kendi kimliklerini bu çalkantılı dönemde kaybetmeye başlamışlar ve kendilerini Titanların yeraltında kalan dev şehirlerine kapatmışlardı.Bunların en çok bilineni Uldaman adı verilen şehirdir.Uldaman’ın yanında Uldum, Uludar gibi bir çok eski Titan şehri bulunuyordu.Dünyanın altında bu ırk, sekiz bin yıl boyunca uyudu. Kendilerinin neyin uyandırdığı bilinmesede, Uldaman’da olan Earthen’ler kendilerini kapattıkları şehirlerden dışarı çıkmak istediler.Earthen’lerin yüzeye ilk çıktıkları anda fark ettikleri, bu uyuma sürecinde çok değiştikleriydi.Kayalardan oluşan derileri yumuşamış ve düzgün bir hal almıştı, taşa ve toprağa olan güçleri ise yavaş yavaş yok olmaya başlamıştılar, ve en son olarak ise artık Ölümsüz olmadıklarını anladılar. Kendilerine Cüce demeye başlayan Irk, Uldaman’ın önündeki yerleşimlerinden ayrılıp dünya yüzeyinde dolaşmaya başladılar.Halen derin yerlere ve derinliklerdeki gizemleri araştırmaya meraklı olan Cüceler Dünyanın en büyük dağının bulunduğu yere bir krallık kurdular, ve kuruldukları toprağa Onları yaratan Titan Yaratıcısı Khaz’goroth’un şerefine Khaz Modan dediler yani Khaz’ın Dağı.Bu Titan’a duydukları sevgiden dolayı Dağın kalbine dev bir anıt diktilerev bir Demirci Ocağı kurdular ve bundan sonra etrafında gelişen şehre Ironforge dendi. Cüceler, doğaları gereği değerli taşları biçimlendirmek ve değerli mineralleri bulmak için devamlı bir istek içinde çalıştılar.Ancak yer altına duydukları bu istek ve sevgi yüzünden yeryüzünde yaşayan komşularından hep isole yaşadılar. Yedi Krallık Warcraft I’den 1,200 Yıl Önce Strom Arathor’un başkenti olarak bilinse de, Dalaran gibi birçok yeni şehir kurulmaya başladı.İlk olarak Gilneas, Alterac ve Kul Tiras adı verilen şehirler kuruldu.Hepsinin kendi düzenleri ve ticaret sistemi vardı ve hepsi de Strom’un altında birleşmekten yanaydı. Trisfal Bekçilerin koruması ile yaşayan Dalaran halkı dünyaya büyüyü yaymaya devam etti.Dalaran Yöneticileri Kirin Tor mecilsini kurarak her türlü büyüyü, değerli eşyayı incelemeye koyuldular. Gilneas ve Alterac Strom’un en büyük savunucuları olular ve Dev Ordular kurarak Khaz Modan’ın Kuzeylerini keşfettiler.İşte bu zaman içerisinde Cüceler ve İnsanlar ilk defa birbirleri ile temas haline geçmiştir.Bundan sonra Ironforge’ye ilk İnsanlar ayak basmıştır. İnsanlar ve Cüceler birbirleri ile birçok sırrı paylaştılar ve birbirlerinin savaşa olan ilgililerini keşfettiler. Kul Tiras, Lordaeron’un güneyinde büyük bir adanın üstüne kurulu bir şehirdi.Ekonomisi balıkçılık ve Gemicilik ile sağlıyordu bu yüzden zenginleşmiş bir şehirdi.Zaman geçtikten sonra Kul Tiras dev bir Gemi Filosu kurarak dünyayı araştırmaya koyuldu ve değişik yerlerden değişik mineraller ve eşyalar getirdiler. Zaman geçtikçe Strom’un Lordları kendi evlerini Kuzey Lordaeron’a taşıdılar.Eski Kral Thoradin’ın varisleri, Strom’un başkent olması konusunda ısrar etselerde Strom Lordları Kuzey’e aydınlanma ve yeni bir şehir kurma hayali ile yerleştiler.Dalaran’ın Kuzeyinde kurulan bu şehrin adı toprağın adını paylaşarak Lordaeron oldu.Lordaeron daha sonradan bir Kutsal Şehir halinde geldi, dinine bağlı olan çoğu insanın uğrak yeri haline geldi. Arathi’nin varisleri, Strom’un terk edilişinden sonra Khaz Modan’ın Güney topraklarına indiler ve uzun yıllar süren bir yolculuktan sonra Azeroth olarak adlandırdıkları Kıtada Stormwind adlı Krallığı kurdular, ve sonunda dev bir İnsan Krallığı kurulmuş oldu. Çok az savaşçı Strom’u koruma görevini üstlenmişti.Strom artık Krallığın başkenti değildi ve bundan sonra yeni bir millet oluşturmaya başladılar ve kendilerine Stromgarde dediler.Her İnsan şehri kendi içinde gelişmeye başlasa da, Arathor İmparatorluğu yavaş yavaş erimeye başlamıştı.Tüm şehirler birbirinden ayrılmaya ve Kral Thoradin’in birleşmiş insan imparatorluğu fikri sonsuza kadar yokolmuştu. |
| |
| Mesajiniza Tesekkur Eden Uyeler: | _asaf_ (01-18-2008) |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| BİR AŞK HİKAYESİ (Kayahan) :)) | melosy | Çöp Kutusu | 1 | 09-02-2008 17:13 |
| ÜzÜcÜ Bİr AŞk Hİkayesİ | ozlm15 | Ask Ve Sevgi | 1 | 07-06-2007 15:10 |
| Herkesİn Bİr Hİkayesİ Vardİr.. | güll | Ask Ve Sevgi | 3 | 05-20-2007 10:20 |
| Plotonİk Bİr AŞk Hİkayesİ | kalbiimsinn | Ask Ve Sevgi | 2 | 05-08-2007 15:36 |
| Bİr AyriliŞ Hİkayesİ | norm | Ask Ve Sevgi | 0 | 04-14-2007 17:16 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız