![]() |
| |||||||
| Türkiyedeki Tatil Yöreleri Türkiyedeki Tatil Yöreleri |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| Acemi Üye ![]()
Mesajlar: 60
Teşekkür Etme: 6
36 Mesajina 65 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 89877 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Çorum Çorum İli, tarihin derinliklerinden günümüze dikkate değer izler taşıyan bir bölgedir. Her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlere ait kalıntılara rastlanır. Hititler Anadolu egemenliğine bu bölgeden başlamışlardır. Bölgede bu uygarlık kalıntıları bitişik veya üst üste bulunmaktadır. Bir Hitit höyüğü yanında bir Frig, Roma, Bizans devri mezarı veya taban mozaikleri, diğer yanda Selçuklu Kervansarayına ait yıkıntı yerleri ve onun yanında Osmanlı eserlerine rastlamak mümkündür. Çok sayıda tarih öncesi devrin en belirgin özelliğini taşıyan tabii ve yapma mağaralar mevcuttur. Yazılı tarih öncesi ve sonrası uygarlıkların kalıntıları, yapılan kazılarla gün ışığına çıkmakta ve Çorum bölgesinin uygarlık tarihinde eski bir medeniyet merkezi olduğunu göstermektedir. ÇORUM ADININ KÖKENİ- Çorum adının kaynakları ile ilgili muhtelif rivayetler ve bilgiler vardır. a- Bizans Kaynaklarına Göre Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı 1071 Malazgirt Meydan Savaşından çok önce Türk boyları yavaş yavaş Anadolu’ya sızmaya ve yerleşmeye başlamışlardır. Bu tarihte Bizans’a bağlı olan Çorum, Nikonya (Yankoniye) adını taşımaktaydı. b- Danişmendname’ ye Göre Melik Ahmet Danişmend çetin savaşlardan sonra Bizans’ın elinden Çorum bölgesini alır.Halk müslüman olup bağlılık gösterir. Ancak bu tutumları, Melik Ahmed’ i ve ileri gelen komutanları bir ziyafette zehirlemek istemelerinden dolayı bir tuzaktır. Bu kötü niyetlerini ve şehrin bir depremle tamamen yıkılacağını Melik Ahmet bir gece rüyasında görür. Melik Ahmet bu rüyanın verdiği endişe ile uyanırken şehir sallanmaya başlar. Askerlerini ve arkadaşlarını derhal kaleden çıkarır. Kaledeki Bizanslılar müslümanların çekilişinden memnun kalarak kaleyi tekrar kapatarak savaş hazırlığına başlarlar ve yeniden dinlerine dönerler. Fakat deprem yeniden şiddetlenerek kale ve şehir tamamen harabeye döner. Bizanslılara bu saldırılarından dolayı, suçlu anlamına gelen “Cürümlü” adı verilir, zamanla bu “Çorumlu” olur. c- Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre Evliya Çelebi Seyahatnamesinin II.Cildi 407.sahifesinde bölgenin havasının astım hastalarına iyi gelmesi nedeniyle, Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta oğlu Yakup Mirza’ yı ve yüzlerce çorluyu (bakımsız, zayıf, hastaları) buraya göndermiş ve bunlar sağlıklarına kavuşmuşlardır. Bundan dolayı şehre Çorum denilmiştir. d- Çorum’un çevresinin dağlarla çevrili oldukça geniş bir ova olmasından dolayı (Çevrim) denildiği, halk ağzında Çorum’a dönüştüğü söylenmektedir. e- Çorum (önceleri bazen Çorumlu) Türklerin bölgeye gelmesiyle bu adı almıştır. Çorum veya Çorumlu adının Oğuz boylarından Alayunt’lu boyunun bir oymağına ait olduğu belirtilmektedir. İSLAM ÖNCESİ ÇORUM- Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölgede sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlere rastlanmaktadır. Paleolitik (Yontma Taş) ve Neolitik (Cilalı Taş) Devirler Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda az sayıda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Yontma Taş (Paleolitik) ve Cilalı Taş Devrinin (Neolitik) yaşandığına ilişkin kanaat oluşturmakla beraber, bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir. Kalkolitik Devir (Taş Çağı) M.Ö. 5000-3000 Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4. aşamasına rastlar. Yörede kazısı yapılan merkezlerin hemen hepsinde, Kalkolitik çağa ait kaplar ve bakırdan yapılma malzemeler bulunmuştur. Ayrıca yörede diğer maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu devir eserlerine Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Yerleşimler bu dönemden itibaren devamlılık göstermiştir. En önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek köyünde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Bu dönem mimarisinde Orta Anadolu için tipik 2-3-4 odalı evler, elde yapılmış siyah, gri, kırmızı renkli seramikler, bu devir için karakteristiktir. Bu dönemde damga mühür kullanımı yaygınlaşmış, idollerin (şematik insan tasvirleri) sayısı artmıştır. Tunç Çağı (Maden Devri) M.Ö. 3000-1000 Çorum İlinin tarihinde en önemli dönem Tunç Çağıdır. Bakır ve kalayın karıştırılmasıyla elde edilen “tunç” döneme de ismini vermiştir. M.Ö. 3000-1000 yıllarına kadar süren bu dönem üçe ayrılır. a) Eski Tunç Devri (M.Ö. 3000-2000) Çorum ve çevresinde M.Ö. 3000 yıllarında etrafı surlarla çevrili pek çok şehir devletinin varlığı, yapılan arkeolojik kazılarla belirlenmiştir. Başlangıçta nadir eşyanın yapımında kullanılan Tunç, henüz yaygınlaşmamıştır. Eski Tunç I. evresine bazen Bakır Devri de denmektedir. Bu dönem 500 yıl kadar sürmüştür. Bu sürenin sonunda Tunç eşyalarının yapımı ve kullanımı yaygınlaşmaya ve halka mal olmaya başlar. Bu döneme de Eski Tunç II. Dönemi denir ve M.Ö. 2500-2300 yılları arasında yaşanmıştır. Alacahöyük, bu dönemin en zengin şehirlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Eski Tunç III. Döneminde (2300-2000) Anadolu, çok sayıda şehir devletlerinden oluşan, oldukça renkli etnik bir görünüm sunan, kavimler topluluğu halindedir. Alacahöyük beldesinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eserler, Tunç Çağı’nın III. Dönemine aittir. Anadolu’da bu devirde zengin şehir devletleri kuran kavim Hattiler’ dir. Hattiler Anadolu’ da ismi bilinen en eski yerli kavim olarak karşımıza çıkmaktadır. b) Orta Tunç Devri Anadolu’da Asur Ticaret Kolonilerinin ve Eski Hitit Devletinin ortaya çıktığı dönemdir. Eski Tunç çağından yazının kullanılmaya başlanmasıyla ayrılır. Asur Ticaret Kolonileri Çağı (M.Ö. 1950-1850) M.Ö. II. bin yılı başlarında Anadolu zengin ve bayındır bir yerleşim yeriydi. Anadolu’nun bu durumunu bilen Mezopotamyalılar Asur Devletinin önderliğinde Anadolu’yla ticaretlerini geliştirdiler. Asurlular dokuz Anadolu kentinin yanına Pazar şehri “Karum” kurdular. Boğazköy de (Boğazkale) “Hattuş-Karum” adıyla kurulan şehir, bu ticaret merkezlerinden biriydi. Asur’ a bağlı olan bu Karumlar ticaret ve yol güvenliği için yerel yöneticilere vergi veriyorlardı. Bu ticaret ilişkileri Anadolu’yu kültürel, ekonomik ve politik yönden etkilemiştir. M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu yazıyı tanımıştır. Bu çağın önemli eserleri silindir ve damga, mühürler, tabletler, insan ve hayvan heykelcikleri ile hayvan biçimli içki kaplarıdır (riton). Çanak-çömlek yapımı, çarkın kullanılmasıyla büyük gelişme göstermiştir. Anadolu’da yaşamakta olan sanat, yerli gelenek ve görenekler Mezopotamya’ dan gelen etkilerle gelişmiş, yeni bir boyut kazanarak daha sonraki Hitit sanatının temelleri atılmıştır. Hitit Çağı (M.Ö. 1650-1200)- Asur Ticaret Kolonileri dönemi, sosyal ve siyasal yeni görüşlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yerel Prenslerle yönetilen Anadolu’da, Mezopotamya’daki gibi merkezi devlet fikri gelişmiş ve sonucunda iç mücadeleler başlamıştır. Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler, MÖ.3000 yıllarının sonunda küçük gruplar halinde Kafkaslar üzerinden Anadolu’ ya girerek yerli halk Hatti nüfusu ile karıştılar . Hititler, Asurluların Anadolu’ dan çıkma zorunda kalmasıyla devlet idaresini ellerine almışlardır. Anadolu’nun yerli halkıyla kaynaşıp Hitit Devleti’ni kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu Labarna‘dır. Başkenti ise Hattuşa’ dır. (Boğazkale) Hitit tarihi M.Ö. 1650-1450 eski krallık ve M.Ö. 1450-1200 Hitit İmparatorluk Devri olmak üzere iki safhada incelenir. Hitit Devletinin kuruluşundan itibaren, sanattaki Mezopotamyalı unsurlar kaybolarak, Anadolu’nun yerli sanatıyla birleşmiştir. Sanatta, boyutları büyümüş anıtsal eserler ortaya çıkmıştır. Mabetler, saraylar, sosyal yapılar, kaya kabartmaları ve orthostatlarla (bina cephelerinde alt sırada yer alan kabartmalı taşlar) önceki sanattan ayrılır. Hitit Siyasi Tarihi- M.Ö. 1800 yılları, Anadolu tarihinin başlangıcı yerli Aglutinant dil grubuna ait Hattiler ve Hint Avrupalı Hititler hakkında ilk bilgilerin edinildiği dönemdir. Bu çağ, Hitit kültürünün başlangıç ve gelişme aşamalarının kaynağıdır. M.Ö 2500-2000 yılları arasında Kuzey Kapadokya ve Orta Karadeniz bölgesinde gelişmiş kültürün temsilcisi Hattiler’ di. Şehir devletleri tarafından yönetilen bu bölgenin müstahkem şehirleri, kral mezarları, hazineleri, Hatti kültürünün simgeleridir. M.Ö 2000 yılları sonlarında büyük savaşlar sonucunda çıkan yangınlarla sona eren bu çağı, Asur Ticaret Kolonileri dönemi izler. Yazılı kaynaklardan Hititlerin, Anadolu’ya M.Ö. 3. binin son yıllarında, 2. binin başında küçük gruplar halinde, girmeye başladıkları ihtimali çıkmaktadır. Hititlerin Anadolu’ya kuzey Karadeniz üzerinden veya kuzeydoğudan, Kafkaslar üzerinden geldikleri ve Kızılırmak kavisinin kuzey kesimine yerleşmiş oldukları değerlendirilmektedir. Birbirini izleyen akınlarla Orta Anadolu içlerine yayılan Hititler, zamanla etki alanlarını genişletmişler, Hattili Prenslerin arazilerine hakim olmuşlardır. Asur Ticaret Kolonilerinin geç evresinde (M.Ö 1800-1730) Kuşşara Kralı Pithana ve oğlu Anitta tarih sahnesine çıktılar. Onlar Hitit diline Naşili adını veren Kaniş/Neşa’yi zaptedip krallığın ilk merkezi yaptılar. M.Ö. 1700’lerde Kuşşara kralı Anitta, Hattuş Krali Pijusti’yi yenip şehrini tahrip ettiğini anlatmaktadır. “Geceleyin yaptığım bir saldırı ile şehri aldım. Yerine yaban otu ektim. Benden sonra her kim kral olur ve Hattuş’u yeniden iskan ederse gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın laneti üzerinde olsun.” Hattuşa M.Ö. 17. yy.’ ın ikinci yarısında, Hitit Kralı I. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Eski Hitit Devleti’nin kurucusu I. Hattuşili Kızılırmak kavisi içindeki çekirdek ülkede birliği sağladıktan sonra, Kuzey Suriye ve Yukarı Fırat Bölgesi’nde Hurri Ülkesine karşı yönettiği akınlarla, kendisini izleyecek Hitit Krallarına bir Dünya devleti olma amacının işaretini veriyordu. Murşili istilalara güneyde devam ederek ve Suriye’deki şehir devletlerini devreden çıkartarak, Mezopotamya ticaret yollarını kontrol altına aldı. Halep ele geçirildi ve ordu Babil’e kadar ilerleyerek Hammurabi hanedanlığına son verdi. Ancak, Murşili’nin Hantili tarafından öldürülmesi bir karışıklık dönemi getirir. Hantili idareyi ele aldıysa da o da öldürüldü. Hantili’den sonra tahta geçen Zidanta ve I. Huzziya’da Hantili ile aynı kaderi paylaşarak öldürüldüler. Bu dönemde Hitit devleti, Torosların güneyindeki ülkeleri, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer bölgeleri yeniden Mitanni Krallığı’na kaptırdı. Telipinu tahta geçince, saraydaki kan davalarını durdurmayı başardı. Önceki kralların uzak bölgelere yaptıkları seferleri durdurarak, Anadolu’yu kendi içinde tutarlı bir idari teşkilat altına almaya çalıştı. Bu amaçla eyalet sistemini kurdu. Telipinu fermanı olarak bilinen fermanı yayınlayarak, taht verasetini belli kurallara bağladı. Geleneksel Hitit tarihi çağ ayrımına göre, Telipinu devrini “Orta Krallık” adı verilen dönem izler. Aynı zamanda I. Tuthaliya Hititlerin amansız düşmanı Kaşkalar’ la da başetmek zorunda kalmıştır. Metinlerde Tuthaliya zamanında, Fırat’ın yukarı yatağında kalan bölgelere ve Kuzey Mezopotamya’da Hurrilere karşı yapılan askeri harekatlardan söz edilmektedir. Bu başarılarla I. Tuthaliya’nın Hatti ülkesinde krallığın gücünü yeniden sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak I. Tuthaliya’nın hükümdarlık alanı genelde Anadolu ile sınırlı kalmıştır. I. Şuppiluliuma tahta geçince, öncelikle Anadolu’ daki hakimiyetini sağlamlaştırmıştır. Daha sonra Suriye ve Kuzey Mezopotamya’ nin bazı bölgelerini Hitit Krallığı’ na katmıştır. Kaşka’ larla savaşmış, Ugarit Kralı II. Nigmedu ile bir anlaşma yapmıştır. Şuppiluliuma Mısır’ da Tutankhamon’ un ölümünden sonra çıkan çatışmaları fırsat bilmiş, Kargamış’ ı alarak Mitanni Krallığı’ na son vermiştir. II.Murşili’nin, Anadolu’nun kuzeyindeki ve batısındaki seferleri, Hitit çekirdek ülkesinde vebanın hüküm sürdüğü ve giderek artan Asur etkisiyle Suriye’de huzursuzlukların yaşandığı bir döneme rastlamıştır. Babası Murşili’nin ardından fazla zorluk çekmeden tahta geçen11. Muvattalli, yirmi yıldan fazla ’’Büyük Kral’’ olarak hüküm sürmüştür. O’ nun küçük kardeşi Hattuşili, askeri birliklerin başı, saray memuru, kuzey sınırının sürekli huzursuz bölgelerinde ve Hattuşa’da Vali olarak Hükümdara birçok alanda hizmet vermiştir. Bu dönemde Muvattalli sarayını, tanrı ve atalarının heykelleri ile birlikte Hattuşa’dan Tarhuntaşşa’ya taşımıştır. Muvattalli zamanında Orta Suriye’deki Amurru bölgesi nedeniyle, Hititler’in anlaşmazlığa düştüğü ülke Mısır’dı. Bu anlaşmazlık Kadeş Savaşı’ na yol açtı. (M.Ö. 1274) Günümüzde Mısır’ daki Abydos, Luksor, Abu Simbel’in duvarları ve Ramsesseum’un pylonlarının üzerindeki kabartmalarda, Yakındoğu’nun geçmişindeki en ünlü savaşlardan biri olan Kadeş Savaşı’ nın tasviri görülmektedir. Kabartmalara II.Ramses’in Hitit Kralı II. Muvattalli’yi yenerek elde ettiği zaferin kutlandığı hiyeroglif metinler eşik etmektedir. Firavun çok iyi hazırlanarak savaş alanında bizzat bulunmasına rağmen, savaşın asıl galibi Hititler olmuştur. Amurru yeniden Hitit yönetimi altına girmiş, ayrılıkçı yerel kral Benteşina ise Anadolu’ya sürülmüş, Kadeş Kalesi Hitit denetiminde kalmıştır. Büyük Kral II. Muvattalli öldüğünde, eski bir kurala uyulmuş ve imparatorluğun en güçlü adamı olan kardeşi Hattuşili yerine, oğlu III. Murşili/Urhi-Teşup tahta geçmiştir. O, başkenti Tarhuntaşşa’dan, yeniden Hattuşa’ya taşımıştır. Bölgede II. Muvattalli döneminden ve Kadeş Savaşı’ ndan bu yana II. Ramses hüküm sürmekteydi. Hattuşili Asur ve Babil Hükümdarları ile olduğu gibi, II. Ramses ile de hükümdarlar arasındaki olağan ilişkilerini sürdürmüştür. I. Şuppiluliuma’ dan beri süregelen savaş durumunu sona erdirmiş ve Mısır ile barış antlaşmasını imzalamıştır. Antlaşma Hattuşa’ da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan kil tabletten anlaşılmaktadır. Akadca yazılmıştır. Ayrıca Mısır-Karnak Ramesseum’ da da Mısır hiyeroglifi ile kaleme alınmış kopyaları görülmektedir. II. Ramses ile yapılan barış antlaşması, Hattuşili’ nin hükümdarlık döneminde ulaştığı bir zirvedir. Bu başarı kendisinin rakipleri Asur ve Babil ile Ege’ deki rakibi Ahhiyava karşısındaki konumunu güçlendirmiştir. Kurallara uygun olmaksızın tahta çıkmış olmasına rağmen, III.Hattuşili önemli politik başarılar ve uluslararası takdir kazanmıştı; ancak Hattuşa’da tahtına çıkacak kişi ile ilgili düzenlemeyi yapmak da kendisi için önemliydi. Önceden seçilen varisten vazgeçilmiş ve yerine Prens IV. Tuthaliya seçilmişti. Tuthaliya tahta çıktıktan sonra, Tarhuntaşşa Kralı Kurunta ile antlaşma yapmış ve Tarhuntaşşa ülkesinin sınırları yeniden çizilmiştir. II. Muvattali’nin oğlu olarak hanedandan gelen Krala, imparatorluk hiyerarşisi içinde Karkamış Kralı ile aynı düzeyde yer verilmiştir. Hitit İmparatorluğu’nun bilinen son hükümdarı IV. Tuthaliya’ nın oğlu II. Şuppiluliuma, başgösteren yiyecek sıkıntısıyla daha da gerginleşen duruma rağmen bazı askeri başarılar elde etmiştir. Hattuşa’da bugün Güneykale olarak adlandırılan kesimdeki bir yazıtta, II. Şuppiluliuma’ nın askeri birliklerinin Orta ve Güneybatı Anadolu’da başarıyla savaştığından, Tarhuntaşşa’ da da hükümdarın yeniden otorite kurduğundan söz edilir. Çivi yazılı belgeler de, Kargamış Kralı ve doğrudan Büyük Kral tarafından denetlenen Alaşiya (Kıbrıs) ülkesiyle antlaşma yapıldığı belirtilir. Hitit İmparatorluğu’nun M.Ö. 1200’den kısa bir süre sonra yıkılma nedeni halen tam olarak anlaşılamamıştır. İmparatorluğun yıkılmasına çeşitli etkenlerin neden olduğu değerlendirilmektedir. Son büyük kralın hüküm sürdüğü dönemde, halk içinde huzursuzluklar ve Hitit aristokrasisinde giderek artan çatışmalar başgöstermiştir. Hitit Devletinin ayakta olduğu son yıllara tarihlenen yazılı kaynaklar, sefalet içinde olduğu belirtilen Anadolu’ya Suriye ve Mısır’dan büyük miktarlarda tahıl sevk edildiğini kanıtlamaktadır. Aynı zamanda Anadolu’daki huzursuzluklar ve Suriye üzerindeki Hitit etkisinin azalması da Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasında neden ya da sonuç olarak değerlendirilmektedir. Hitit Dili Arkeolojik araştırmalarda Hitit yerleşimlerinde bulunan yazılı belgeler, Anadolu’da aynı dönemde (M.Ö. 1800’ lü yıllarda) Hint-Avrupa dillerinin en eskisi Hititçe’den başka, yine aynı dil grubuna ait Luvi ve Pala dillerinin, ayrıca Hurrice, Hattice ve Akadca’ nın yazı dili olarak kullanıldığını göstermektedir. Çivi yazısı ile yazılan bu dillerde her işaret bir heceyi simgeler. Hititlerin kullandığı bir başka yazı türü de Luvi dilinde yazılan ve hiyeroglif denen resim yazısıdır. Hititlerin kullandığı ve Mısır hiyeroglifinden tamamen farklı olan bu hiyeroglifte, heceler hatta kelimeler tek bir işaretle temsil edilebiliyordu. Hiyeroglif daha çok mühürlerde ve kaya anıtları gibi büyük yazıtlarda tercih edilmekteydi. Hititlerde okur yazarlık yalnızca çok küçük bir gruba ait bir beceri olarak kabul edilirdi. Çivi yazısını kralların da (LUGAL.GAL) okuyamadıkları, aldıkları mektupların sonunda yer alan ve yazıcıya hitap ettiği anlaşılan “sesli oku” ibaresinden anlaşılır. Hitit Dini- Hitit dini çok tanrılı bir dindir; panteonun (tanrılar ailesi) içinde binlerce tanrı ve tanrıça vardır ve bunların pek çoğu diğer kavimlerin dinlerinden alınmıştır. Hititler’ de tanrılar tıpkı insanlar gibidir. Fiziki şekilleri insan gibi olduğu kadar, ruhen de onlarla aynı olup, insanlar gibi yerler, içerler, kendilerine iyi bakıldığı sürece insanlara iyilik ederler; ancak ihmal edildikleri zaman hemen intikam almaya, insanları en acımasız yöntemlerle cezalandırmaya hazırdırlar. Bir Hitit metni insanlarla tanrıları birbirleriyle kıyaslamakta ve tanrı- insan ilişkilerini bey - hizmetçi ilişkilerine benzetmektedir. Hitit devletinin panteonu Anadolu ve Suriye şehirlerinin çeşitli yerel panteonlarının zamanla bir araya getirilip birleştirilmesinden oluşmuştur. Hitit devletinin başlangıcından itibaren baş tanrı, fırtına tanrısıdır (Teşup). Kozmik dönemi (kainatı) sağlayan, krallığı ve ülkenin düzenini koruyan fırtına tanrısıdır. Kral, efendisi adına ülkeyi yönetir. Hitit İmparatorluğu’nun Yapısı Siyasal yapısı itibariyle Hitit Devleti, Kral ve üyeleri kraliyet ailesinden gelen kişilerden oluşan politik bir kurumdu. Yönetimin politik organı Panku’dur (İmparatorluk Meclisi). Herhangi bir politik sorun olduğunda Panku Kral tarafından toplantıya çağırılmaktaydı. Hitit Kraliyet ailesi, dışarıya karşı kapalı bir topluluk değildi. Krallık kalıtsaldı, ancak, Kral olabilecek birinci ve ikinci dereceden erkek olmaması durumunda, birinci dereceden bir prensesin eşi de Kral olabilirdi. Kral tarafından belirtilen veliahdın Panku’nun onayını aldıktan sonra bağlılık yemini etmesi gerekiyordu. Krallık yanında, kurumsallaşmış bir Kraliçelik de vardı. Kraliçenin politik hayatta önemli görevler üstlendiği III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa’nın icraatlarından anlaşılmaktadır. Ancak Hitit devlet yapısında Kral, mutlak güçtü. Kadeş Savaşı ve Barış Antlaşması- M.Ö. 1274 tarihinde II. Ramses ile Muvattalli arasında Kadeş önünde büyük bir meydan savaşı yapılmış ve Kadeş Barış Antlaşması ile sonuçlanmıştır. Bu antlaşmaya bağlı olarak II. Ramses savaştan önce aldığı yerleri boşaltmış, Kadeş Şehri Hititlere kalmıştır. Kadeş Barış Antlaşması sırasında orduda çıkan bir isyanda, Muvattalli öldürülmüştür. Antlaşma, onun yerine geçen III. Hattuşili tarafından imzalanmıştır. (M.Ö.1269) Bu antlaşma dünya tarihinde eşitlik ilkesine dayanan en eski antlaşmadır. Antlaşma çivi yazısıyla gümüş plakalar üzerine Akadca olarak yazılmıştır. Ayrıca Kralın mührünün yanında Kraliçenin mührü de vardır. Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup Istanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Kadeş antlaşmasının Hattuşa’da bulunan çivi yazılı tabletinin büyütülmüş kopyası New York’ta Birleşmiş Milletler Binasında asılıdır. Frig Çağı Hitit Devleti’nin yıkılışından sonra, Anadolu’da 300 yıllık bir karanlık devir yaşanmıştır. M.Ö. 800 yıllarında Asur kaynaklarında “Muşki” olarak geçen Frigler, merkezi Gordion olmak üzere Kızılırmak yayı içindeki bölgede bir devlet kurarak tarih sahnesine çıkmışlardır. Frigler’ in Çorum bölgesindeki yerleşme merkezleri Pazarlı, Boğazkale, Alacahöyük ve Eskiyapar’dır. Bu çağın önemli bir özelliği de, demirin uygarlığa girmesi ve “Demir Çağına“ Frigler’ le başlanmasıdır. M.Ö. 7. yy.’ ın ilk yarısında Kimmerler tarafından yıkılan Frigler; kültür ve sanattaki etkinliklerini M.Ö. 330’da Büyük İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesine kadar devam etmişlerdir. Frig Sonrası Kimmerlerin Frig devletini yıkmasından sonra Çorum bölgesi İran’da bir devlet kuran Med’lerin, daha sonra da Pers’lerin hakimiyetinde kalmıştır. M.Ö. 276’da Galatlar, Çorum ve çevresinde Hitit ve Frigler’ den sonra en çok iz bırakan devlettir. Roma İmparatoru Julius Cesar zamanında bölge, Romalıların eline geçmiş ve M.S. 395’te Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra Çorum ve civarı Bizans İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir. Bu devirde Çorum’un adını Yankoniye olarak görmekteyiz. Çorum Bölgesine Oğuz Boylarının Yerleşmesi ve Türk Egemenliğine Geçiş- Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ ın Danişmend Beyi olan Ahmet Gazi, Amasya’yı aldıktan sonra Çorum’u da (Nikonya) almak için Çavlı Beyi görevlendirdi. Çavlı Bey, emirlerinden Karatekin ve Serkes Ahmet Gazi ile Çorum’a yürüdü ancak, Çorum Tekfuru (yönetici) Nastura’ya Kastamonu’dan yardım geldiği için Çavlı Bey başarılı olamadı. Bunun üzerine Melik Ahmet Gazi 30.000 kişilik askeriyle Çorum’a geldi. Beraberinde Komutanlarından İltekin Gazi’de bulunmaktaydı. Kastamonu’dan Çorum’a yardım için gelen Bizans kuvvetleri bozguna uğratılarak şehir kuşatıldı. Melik Ahmet Gazi Nastura’ya, elçisi Yahya’yı şehri teslim etmesi için gönderdi. Nastur bu teklifi reddetti. Bir haftalık kuşatmadan sonra Nikonya (Çorum) Şehri 1075 yılında alındı. Melik Ahmet Gazi Oğuzlar’ ın Alayunt’lu boyundan Çorumlu oymağının başı bulunan İlyas Beyi Çorum’a yönetici olarak bırakmış, İltekin Gazi ile Osmancık’ı almak üzere Çorum’ dan ayrılmıştır. Çankırı yöresinin fethi için Çavlı ve Karatekin Beyleri görevlendirdi. Osmancık alındıktan sonra burasını Alayunt boyundan Osman Bey’e verdi. Osmancık adını bu beyden almıştır. Kısa zamanda Orta Anadolu’yu Bizans’ın elinden alan Danişmend Beyliği, Çorum ve çevresini Türk boylarına açarak Anadolu’nun Türkleşmesine katkıda bulunmuştur. Bu bölgede Oğuz Türkleri yerleştikleri yerlere boylarının ve oymaklarının adlarını vermişlerdir. Köy, mahalle, dere, tepe, dağ ve ova gibi bazı yer isimleri Oğuz boylarının adlarını taşımaktadır. Bayat, Büget, Kayı, Kınık, Salur, Avşar, Bayındır, Karakeçili, Karaevli, Dodurga verilen boy ve oymak adlarından bazılarıdır. Anadolu'nun Türkleşmesinde Oğuz Boylarına mensup Türkmenler'in büyük rolü olmuştur. Bu çerçevede Karadeniz Bölgesi'ne de çok sayıda Oğuz Boylarına mensup Türkmenlerin yerleştiği görülmektedir. Bu Türk boyları bölgenin hem fetihlerle, hem de iskanlarla Türkleşmesini sağlamışlardır. Prof. Dr. Faruk SÜMER'in araştırmalarından yapılan tespitlere göre; XVI. Yüzyılda, Amasya, Canik (Samsun), Çorum, Karahisar-i Şarki, Kastamonu, Kengiri (Çankırı), Sivas ve Trabzon sancaklarındaki yer adları incelendiğinde, Yirmidört Oğuz Boyunun 21’i yerleşmiştir. Bunlar; Kayı, Bayad, Kara-Evlu, Yazır, Döğer, Todurga, Afşar, Kızık, Beğ-Dili, Karkın, Bayındır, Çavundur, Çepni, Salur, Eymür, Ala-Yundlu, Yüreğir, İğdir, Büğdüz, Yıva ve Kınık boylarıdır. Bölgede bu boylara ait 268 yer adı bulunmaktadır. Kıyı şeridi başta olmak üzere, Karadeniz Bölgesi'nin Türkleşmesinde özellikle ÇEPNİLER önemli roller oynamışlardır. Anadolu'nun fethinden sonra bölgeye yerleşen Türklerin Çorum bölgesini yurt ve otlak olarak kullandıkları kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bölgede en çok köy ve yer adı bırakanlar Bayat, Eymir, Kargın, Yapar ve Çavuldur boylarıdır. Danişmend Beyliği Zamanında Çorum Danişmend Ahmet Gazi tarafından Bizans’tan alınan Çorum, Danişmend Beyliği’nin Sivas koluna bağlıydı. Sonradan merkezleri Niksar olmuştur. 1174 yılına kadar bağımsız olan Danişmend Beyliği, Anadolu Selçuklu Sultanı II.Kılıç Arslan tarafından yıkılarak toprakları Anadolu Selçuklu Devletine katılmıştır. Danişmendliler zamanında Anadolu’nun büyük bir kısmı Anadolu Selçukluları tarafından ele geçirilmiştir. Ancak Haçlı ordularının Ankara’ya yürümesi üzerine, Ankara Emiri olan Fetih Han Çorum Sancağına çekilmek zorunda kalmıştır. Anadolu Selçukluları Zamanında Çorum- Çorum’un Anadolu Selçuklu Devleti’nin yönetimine katılması I.Kılıç Arslan zamanında olmuştur. Haçlılarla Çorum yakınlarında savaş yapılırken Çorum Beyi olan Obruna’nın Kılıç Arslan’a sığınmış olduğu ve şimdiki kalenin I.Kılıç Arslan tarafından yaptırıldığı değerlendirilmektedir. Çorum’un I. Kılıç Arslan tarafından alınması Danişmendliler ile aralarının açılmasına neden olmuştur. I.Kılıç Arslan’dan sonra Anadolu Selçukluları zamanında Çorum giderek gelişmiş olup, 1200 yılına ait bir tutanakta Camii Kebir (Ulu Camii) Pazar Camii, Abdi bey Camii Defterdar Camii, Burhan Kethüda Camii ayrıca Süleyman ağa Kütüphanesi’nin bulunduğu görülmektedir. II.Gıyasettin Keyhüsrev döneminde (1237-1245) Çorum yönetim bakımından serleşkerlik (Bölge Komutanlığı) şekline dönüşmüştür. Bu zamanda Baba İshak ismindeki bir dervişin, Türkmenler arasında taraftar toplayarak ayaklanması güçlükle bastırıldı. Baba İshak’ ın en yakın müridlerinden olan Baba İlyas Çorum’daki Türkmen beylerinden olup, Baba İshak’ın öldürülmesinden sonra Amasya’ ya geçerek şeyhliğine devam etmiş, yerine oğlu Aşık Paşa (Aşık Ali) geçmiş, daha sonra Aşık Ali’nin oğlu Elvan Çelebi şeyhliklerini sürdürmüşlerdir. Moğollar ile Anadolu Selçukluları arasında, 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşında, Anadolu Selçuklu Devletinin yenilmesi sonucu, Anadolu’da yeni bir karışıklık dönemi başlamıştır. Bu durum Çorum’u da etkilemiştir. Karahisar Temürliye sahip olan “Hüsamettin” bu karışıklıkta Çorum ve Osmancık’a da egemen olmuştur. 1276 yılında Kunduz bey’in oğlu Emir Celalettin’in Çorum’daki Moğolları yenerek Çorum ve Amasya’yı almıştır. Osmanlılar Dönemine Kadar Çorum- İlhanlı Devletine 1308’ de bağlanan Çorum’da, Moğolların Anadolu yöneticisi olan Timurtaşın Mısır’a kaçması üzerine Eretna Bey egemenlik sağlamıştır. Eretna Bey’in ölümünden sonra yedi yaşındaki oğlu Mehmet Beyliğe getirilirken Kadı Burhanettin buna vasi olmuştur. Kadı Burhanettin Hükümdarlığını ilan ederek Şahgeldi Paşayı yenmiş, Çorum’u almış daha sonra Osmancık’ı da ele geçirmiştir. Kadı Burhanettin Osmanlılara karşı Karamanoğulları ve Kastamonu Emirleriyle üçlü anlaşma yapmıştır. Anadolu’da Türk siyasi birliğini kurmak isteğiyle hareket eden Yıldırım Beyazıt, önce Kastamonu Emiri Süleymanı yenerek Kadı Burhanettin’den Osmancık’ın teslimini istedi. Bugünkü Kırkdilim yöresinde yapılan savaşı Kadı Burhanettin kazandı (1392). Bir süre sonra Yıldırım Beyazıt kendisine taraftar beylerin yardımlarıyla Çorum, İskilip ve Osmancık’ı ele geçirdi. Kadı Burhanettin Sivas’a çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı İdaresinde Çorum Ankara Savaşı sonucunda (1402) Yıldırım Beyazıt’ın kurmuş olduğu siyasi birlik bozulmuştur. Timur himayesinde Amasya’da egemenliğini yürüten Çelebi Sultan Mehmet zamanında Çorum, yine Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu durum Cumhuriyet yönetimine kadar devam etmiştir. Çelebi Sultan Mehmet Çorum’da Subaşılık (Komutanlık) kurduğu gibi sık sık Çorum’u rahatsız eden Köpekoğlu Sülü ve kardeşi Hüseyin’i öldürtmüş, ayrıca Babaiye tarikatı taraftarlarıyla uğraşmıştır. Osmanlı birliğini sağlayan Çelebi Mehmet, oğlu II.Murat’ı Amasya’ya Vali yapmıştır. II.Murat’ın Lalası Biçer oğlu Hamza Bey’in Çorum’a hizmetleri olmuştur. XVI. yy.’ dan itibaren Çorum bölgesi Karayazıcı gibi Celalilerin ayaklandığı bir yer haline gelmiştir. Milli Mücadele Döneminde Çorum - Çorum’da Milli Mücadele hareketi üç bölüm halinde açıklanabilir. 19 Mayıs 1919’ dan Önce Çorum İttihat ve Terakki Partisinin kökü olan Vatan ve Hürriyet Cemiyetinin kurulmasında Çorum’lu Doktor Mustafa Cantekin’in büyük rolü olmuştur. Çorum’da İttihat ve Terakki Partisinin kurulmasında Edebiyat öğretmeni Münüf Kemal, Yüzbaşı Selahattin öncülük etmişlerdir. I.Dünya Savaşından önce meydana gelen genel karışıklık Çorum’da da görülmüş Hürriyet ve İtilafçılar Avukat Kamil ve Avukat Sabit öncülüğünde faaliyete geçmişlerdir. Bu zamanda İttihat ve Terakki Partisi dağılmıştır. 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye Kadar Geçen Olaylar Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı sırada ülkenin içinde bulunduğu karışık ortam Çorum’da da yaşanmaktaydı. Bu zamanda Çorum Ankara’ya bağlı bir sancaktır. Bu sancağın yönetiminde Ankara Valisi olan Muhiddin Paşa’ya bağlı Samih Fethi bulunmaktaydı. Padişah taraftarı olan bu kişiler Milli Mücadele hareketine cephe almışlardı. Atatürk, Ali Fuat Cebesoy’u görüşmek üzere Havza’ ya davet etti. Ali Fuat Cebesoy, Sungurlu - Çorum - Merzifon yolunu uygun görerek 16-17 Haziran’ da Çorum’a gelmiş ve burada misafir olmuştur. Onu takip ederek Çorum’a gelen Ankara Valisi Muhiddin Paşa, Muhtasarrıf Samih Fethiyle görüşerek Ali Fuat Cebesoy’u tutuklamak istemiş ancak başarılı olamamıştır. Atatürk Erzurum Kongresini yaptıktan sonra, kongre yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada, Çorum’da bulunan Samih Fethi bir takım engellemeler yapmak istemişse de başarı gösterememiştir. Çorum Sancağından Sivas Kongresine katılmak üzere, Mehmet Tevfik Efendiyle Çorum Lisesi Fransızc a Öğretmeni olan Dursun Bey temsilci olarak gönderilmiştir. Cumhuriyetin İlanına Kadar Çorum’da Geçen Olayların Ana Hatları Gazi Mustafa Kemal’ in her sancaktan beş kişi seçilmesine dair genelgesine uyularak Çorum’dan seçilen beş kişi, ilk T.B.M.M.’ ni kurmak üzere Ankara’ya gönderildiler. Bu sırada Çorum’a Mutasarrıf Vekili olarak Haymana Kaymakamı Cemal Bey atanmış ve Çorum’a gelişinden bir gün sonra Ankara’da T.B.M.M. açılmıştır. Milli Mücadele hareketinin başlangıcı ve en zor zamanında Çorum bir taraftan Çapanoğullarının, öte yandan Pontusçuların tehdidi altında bulunuyordu. Çorum halkının Milli Mücadele hareketine bağlılığı sayesinde, Çapanoğulları isyanı daha fazla genişlemeden söndürülmüştür. Çorum Milli Mücadelede en çok şehit veren illerden olup, merkez ve ilçelerinden İstiklal Savaşına katılan 1510 kişi İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır. | |
| | |
| | #2 |
| Acemi Üye ![]()
Mesajlar: 60
Teşekkür Etme: 6
36 Mesajina 65 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 89877 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Genel Bilgi ![]() İç Anadolu Bölgesi’nde İl Merkezi olan Çorum, doğudan Amasya, batıdan Çankırı, güneyden Yozgat, güneybatıdan Kırıkkale, kuzeyden Sinop, kuzeydoğudan Samsun, kuzeybatıdan Kastamonu illeri ile çevrilidir. Engebeli ve ovalık bir arazi yapısına sahip olup, Canik Dağlarının batı uzantıları, kuzey ve kuzeydoğuda Yeşilırmak Havzası doğuda, Yozgat’ın Bozok Yaylası güneyde, Kızılırmak Havzası batıda, Ilgaz Dağları’nın doğu uzantıları ile Küre Dağları kuzeybatıda ilin doğal sınırlarını oluşturmaktadır. Bölgenin jeolojik yapısını iki ana kütle (kayaç) grubu oluşturmaktadır.Bunlardan birincisi “Metamorfik seri” (başkalaşmış kayaçlar), ikincisi ise, “Tortul Kütleler”dir. İlin asıl jeolojik karakterini 3. jeolojik zamanın sonları ile 4. jeolojik zamanda meydana gelen oluşumlar meydana getirmektedir. Bununla birlikte, jeolojik devirlerden ilkel zaman olarak bilinen Arkean ve Prekambrien devirlerine ait Çorum Merkez İlçe, Alaca, İskilip, Osmancık, Mecitözü ve özellikle Kargı ilçelerinde çeşitli metamorfik (başkalaşım) topraklarına rastlanılmıştır. Çorum, Alp-Himalaya Orojenezi (Dağ oluşumu) olarak bilinen sistem içerisinde yer alan Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer almaktadır. Kuzey Anadolu Fay Hattı il merkezinin 20 km. kuzeyinden geçmektedir. ![]() İl sınırları içerisinde bulunan dağlar, genel olarak yüksek sayılmayacak niteliktedir. Ortalama yükseltileri 1500 m. dolayındadır. Ayrıca yükseklikleri 1000-2000 m. arasında değişen tepeler, Kızılırmak vadisi kıyılarında, Yeşilırmak’ın Çekerek Suyu kıyılarında uzanırlar. Merkez ilçenin kuzeyinde Eğerci Dağ sıraları, Batı yönünde Alagöz ve Kösedağları yer alır. Bu iki dağ sıraları arasında Kırkdilim Boğazı bulunmaktadır.Güneyde uzanan Dört Tepe silsileleri güneydoğuya doğru uzanarak Mecitözü ve Ortaköy ilçesindeki Karadağ silsileleri ile birleşir. Aynı şekilde ilçenin güneyinde ve güney batısında uzanan dağ sıraları, Sungurlu ilçesi içindeki Kartal Dağlarına kadar uzanmaktadır. Osmancık ilçesindeki Kızılırmak Vadisi boyunca uzanan Çal ve Ada Dağları; Kargı ilçesi sınırları içinde devam ederek Çorum’un en yüksek dağlarından olan Kös Dağlarındaki Erenler Tepesine (2097 m.) ulaşır. Bu sıra dağlarının güneyinde İskilip ilçesinin Teke Dağı, Kavak Dağı, Göl ve Deveci Dağları ile Çakarözü Dağlarını meydana getirdiği görülmektedir. ![]() Çorum’un çok yüksek olmayan dağ sıraları ile engebeli arazisi vadilerle parçalanmış ve bunların arasında da Ovalar yer almıştır. Bu ovalardan başlıcaları Çorum Ovası, Bozboğa Ovası, Ovasaray Ovası, Hüseyin Ovası, Dedesli Ovası, Taybı Ovası, Mecitözü Ovası, Osmancık Ovası ve Düvenci Ovasıdır. Ayrıca Çorum-Osmancık-Kargı bağlantısını sağlayan Kırkdilim Vadisi, Çorum-Samsun yolu üzerindeki Sıklık Boğazı (7 km. uzunluğunda), Hatap Çayı yöresinde Hatap Vadisi (16 km. uzunluğunda), Seydim Ovası ile Dedesli Ovasını birleştiren Harami Vadisi ve Dana Boğazı (6,5 km uzunluğunda), Çat Suyu’nun Cemilbey’e geçtiği yerdeki Sacayak Vadisi ve Alaca Suyu’nun Çat Suyu’na karıştığı yerdeki Hışır Vadisi ilin belli başlı vadileridir. Çorum’un batı ve orta kesimlerini Kızılırmak ve kolları, doğu kesimini de Yeşilırmak’ın kolları sulamaktadır. Delice Irmağı, Budaközü Çayı, Kocadere ve Karaköy Çayı buradan Kızılırmak’a bağlanmaktadır. Yeşilırmak’a Efennik Çayı ile Çorum Suyu katılır. Çorum’da Çomar Barajı (1974-1979), Alaca Barajı (1984), Yenihayat Barajı (2000), Ahmetoğlan Göleti (1962), Evci Yeni Kışla Göleti (1970) Seydim-1 ve Seydim-2 Göletleri (1973-1976), Alacahöyük Göleti (1976), Pınarlı Göleti (1977), Geven Göleti (1975) ve Aksu Göleti (1983) bulunmaktadır. Denizden 801 m. yükseklikteki ilin yüzölçümü 12.820 km2 olup, toplam nüfusu 597.065’tir. İlin ekonomisi, tarım, hayvancılık, sanayii ve turizme dayalıdır. Çorum’da çeşitli bitkisel ürünler yetiştirilmektedir. Akdeniz bitkileri dışında Türkiye’deki bütün bitkiler burada yetiştirilmektedir. Özellikle buğday, arpa, pirinç, keten, kenevir, şeker pancarı, ay çiçeği, patates, soğan, nohut ve mercimek en çok ekilen ürünlerdir. 1970’li yıllardan sonra sebzecilik ve meyvecilikte büyük bir gelişim göstermiştir. Bağcılık başta olmak üzere armut, ayva, erik ve ceviz üretim, giderek artmıştır. Dağlık yörelerde hayvancılık gelişmiştir. Sığır, koyun, tiftik keçisi, kıl keçisi en çok yetiştirilen hayvanlardır. Sanayii ürünlerinin temelini un, bulgur, bisküvi, çeltik gibi gıda maddeleri üretimi oluşturmaktadır. İl, 1972 yılından sonra kalkınma öncelikli yöreler kapsamına alındığından sanayii gelişmiş, metal eşya ve makine imalatı dallarında yatırımlar yapılmıştır. Tuğla ve kiremit fabrikaları bulunmaktadır. Dokumacılıkta, iyi kalitede çamaşırlık bez, İran ve Tosya taklidi şal kuşak, yünden yapılmış aba, siyah şalvarlık kumaş, kilim, seccade dokumacılığı ve dericilik de ekonomisinde büyük önem kazanmıştır. Çorum Danişment Ahmet Gazi’nin Türk yönetimine geçişinden kısa bir süre sonra Oğuzların Alayuntlu boyundan Çorumlu Oymağının başı olan İlyas Bey’in yönetimine bırakılmıştı. Bundan sonra da Çorumlu (Çorumlunun yaylağı-kışlağı) ismiyle anılmaya başlamıştır. Bu isim, XVI.yüzyıla kadar kullanılmış, bu tarihten sonra “lu” eki kaldırılarak “Çorum” biçimini almıştır. ![]() Çorum yöresi çok eski bir yerleşim yeri olup, günümüzden 7000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Bölge sırasıyla Kalkolitik (Taş), Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlıların egemenliği altında kalmıştır. Çorum bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı taş aletler, bu bölgede Paleolitik ve Neolitik Çağda yaşandığını göstermekle birlikte bu devirlere ait yerleşmeler konusunda kesin bir sonuç elde edilememiştir. Arkeolojik verilere göre, Çorum ve çevresinde ilk yerleşim M.Ö. 5000 yıllarına, Kalkolitik dönemin 4.devresinde başlamıştır. Yörede yapılan kazıların hemen hepsinde, Kalkolitik Çağa ait çanak-çömlekler ve maden eserler bulunmuştur. Yörede maden yataklarının bulunması, teknolojik evrimi çabuklaştırmış ve bölgede zengin etnik grupların ve krallıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu dönemlere ait eserlere, Alacahöyük, Büyük Güllücek, Boğazköy, Eskiyapar ve Kuşsaray’ da rastlanmıştır. Çorum’da yerleşimler bu dönemden sonra süreklilik göstermiştir. Bunların arasında en önemli Kalkolitik yerleşme, Alaca’nın Büyükgüllücek Köyü’nde yapılan kazılarda ortaya çıkmıştır. Tarih öncesi çağlarının Çorum’da en önemli dönemi Tunç Çağı’dır. Bakır ve kalayın karıştırılması ile elde edilen tunç, bu döneme ismini vermiştir; MÖ.3000 ile 2000 yılları arasında devam etmiştir. Tunç Çağı kendi arasında Eski Tunç Çağı, Orta Tunç Çağı ve Geç Tunç Çağı (Asur Koloniler Çağı) olmak üzere üç ayrı döneme ayrılmıştır. Bu dönemlerde Çorum ve çevresinde etrafı surlarla çevrili şehir devletlerinin olduğunu, yörede yapılan kazılarda ortaya çıkan yapılar göstermiştir. Asur Koloni Çağı’nda yerel krallıklarla Mezopotamya’dan gelen Asurlular arasında tarihte ilk kez Anadolu’da sıkı bir ticaret bağlantısı kurulmuştur. Ayrıca yörede MÖ.1300 yıllarında Hattiler yerleşmiş ve onları Hititler izlemiştir. ![]() MÖ.2000 başlarında Orta Asya’dan ve Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya giren, önceleri yerli halkın yanında paralı asker olarak görev yapan Hititler, Hint-Avrupalı dilini konuşmakta ve İndo-Germen ırklar grubuna girmektedir. Asurlu tüccarlar MÖ.1850’de Anadolu’dan çıkmak zorunda kaldıktan sonra, politik egemenliği ellerine almışlar, şehir devletlerini birleştirerek veya ortadan kaldırarak Anadolu’daki ilk organize devleti kurmuşlardır. Eski Hitit Çağı olarak bilinen bu dönemin ilk Hitit Kralı Anitta’dır. Hitit devletinin ilk kurucusu labarna, MÖ.1680’de Hititlerin başkentini Neşa’dan Hattuşaş’a taşımıştır. MÖ.1650’de Onun yerine geçen I.Hattuşili devletin sınırlarını Halep’e kadar genişletmiştir. Onun oğlu I.Murşili ise Eski Babil devletine son vermiş ve Hititlerin sınırlarını daha da genişletmiştir. Bu kralın ölümünden sonra iç karışıklıklar baş göstermiş, devlet zayıflamış, Telipinu karışıklıkları ve taht kavgalarına son verememiş, 1550’de ölümünden sonra Hititlerin karanlık dönemi başlamıştır. Bu dönemden sonra I.Şuppililuma ( MÖ.1375-1335) Anadolu’da ve Suriye’de bir çok seferler yaparak imparatorluğunun sınırlarını genişletmiştir. MÖ.1335’te kral olan II.Murşili Kaşkalıları sindirmiş, daha sonra batıya yönelerek Arzavalıları yenilgiye uğratmıştır. Muvattali ise, Mısırlılarla Kadeş Savaşı’nı yapmış, kendisinden sonra tahta geçen III.Hattuşili zamanında (MÖ.1275-1250) Mısır’la Kadeş Antlaşması (1269) yapılmıştır. Bu antlaşmanın gümüş levhalara kazınmış olan asıl metinleri kayıptır. Mısır’da tapınakların duvarlarına kazınan antlaşmanın bir nüshası da, Boğazköy (Boğazkale) kazılarında kil tablet olarak bulunmuş olup, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. Hititlerin son büyük krallarından IV.Tuthalia (1250-1220) başkent Hattuşaş’ı yenilemiş, Boğazköy’ün 2 km. doğusundaki Yazılıkaya’da açık hava mabedini yaptırmıştır. Bu çağın önemli Hitit şehirleri Boğazköy (Hattuşaş), Alacahöyük, Eskiyapar, Pazarlı, Kuşsaray ve Ortaköy’dür. ![]() MÖ.1200 yıllarında Yunanistan’dan Anadolu’ya yapılan kavimler göçü, zayıflamış bulunan Hitit devletinin yıkılmasına da neden olmuştur. Bundan sonra Hititler Çorum bölgesinden Kızılırmak kavisi içerisinden çekilmişlerdir. MÖ.VIII. yüzyılda Anadolu’daki bu karışık dönemde Frigler Hitit bölgelerine yerleşmişler, yıkılan Hitit şehirleri üzerine kendi şehirlerini kurmuşlardır. Çorum bölgesindeki Hitit şehirleri bir bakıma Frig şehirlerine dönüşmüştür. MÖ.VI.yüzyılın ilk yarısında Anadolu’ya gelen Kimmerler, Frigleri ortadan kaldırmıştır. Kimmer istilasından sonra, Çorum ve çevresinde İran’da devlet kurmuş olan Medler hakim olmuştur. Bu bölgeler Büyük İskender’in Anadolu’ya gelişine kadar Perslerin egemenliği altında kalmıştır. MÖ.276’da Trakya üzerinden gelen Galatlar Çorum bölgesini de içeren Anadolu’yu da yönetimleri altına almışlardır. Çorum ilindeki İskilip, Osmancık, Alacahöyük, Boğazköy, Eskiyapar ve Avkat Köyü Galatların önemli merkezleri olmuştur. Roma döneminde Çorum bölgesi de Roma hakimiyetine girmiştir. Aynı zamanda Romalılar Anadolu’da ilk defa sistemli yol şebekesini kurmuşlardır. Bu yollardan Ankara’dan Amasya’ya, Sinop’tan Tavium-Zile’ye geçen yollar Çorum’dan ayrılmıştır. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılması ile Doğu Roma’ya (Bizans) kalan Çorum’a bu dönemde Yankonia veya Nikonya ismi verilmiştir. ![]() Malazgirt Savaşı (1071) ile Anadolu’ya giren Türk Beyleri, Anadolu içlerine kadar akınlar düzenlemiştir. Çorum ve çevresinin bu konudaki fethi ile ilgili iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birisine göre, Çorum ve çevresi Danişment Ahmet gazi tarafından 1075 yılında fethedilmiştir. İkinci görüşe göre de, Melikşah’ın ileri gelenlerinden Emir Tutak ve Emir Artuk’un Çorum’u fethettikleri, Onların yeni fetihler için Bağdat’a tayin edildiği, yerlerine de Ahmet Gazi’nin getirildiğidir. Danişmentliler Anadolu Selçukluları’na bağlı olarak Sivas, Tokat, Ankara, Çankırı, Kastamonu, Yozgat ve Çorum’da hüküm sürmüşlerdir. Danişment egemenliğinin en önemli olayları haçlı Seferlerine karşı mücadeleleridir. Danişment Beyliği II.Kılıçarsalan tarafından 1178’de Anadolu Selçukluları’na bağlanmıştır. Anadolu Selçuklu hükümdarı II.Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Çorum’un Serleşkerlik (Bölge Komutanlığı ve Sancak Beyliği) olduğu ve başında da Haturiddin Zekeriya isimli bir komutanın olduğu bilinmektedir. Anadolu Selçukluları Kösedağ Savaşı’nda (1243) Moğollara yenildikten sonra, Anadolu’da karışık bir dönem başlamıştır. Kunduz Bey’in oğlu Emir Celaleddin 1276’da Çorum’da Moğolları yenerek bölgede onların egemenliğine son vermiştir. Anadolu Selçuklu devleti 1308’de yıkıldıktan sonra, Anadolu’da bir takım beylikler kurulmuş, bunlardan Eretna Beyliği Çorum bölgesini egemenliği altına almıştır. Çorum daha sonra, Kadı Burhaneddin Ahmet Devletinin yönetimine girmiştir. Yıldırım Beyazıt Anadolu Birliğini kurmaya çalışırken 1398’de Amasya, Osmancık ve İskilip’ten sonra Çorum’u da ele geçirmiştir. Çorum, bu tarihten itibaren Cumhuriyete kadar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Ankara Savaşı’ndan sonra Timur’un himayesinde Amasya’da egemenliğini sürdüren Sultan Çelebi Mehmet Çorum’da bir Subaşılık kurarak tüm bölgenin yönetimini buradan yapmıştır. ![]() Çorum yöresi Anadolu’da bir takım isyanlara da sahne olmuştur. 1509’daki Şahkulu Ayaklanması Çorum’da başlamış, bunu Celali ve Suhte ayaklanmaları izlemiştir. XVII.yüzyılda Karayazıcı Ayaklanmasının ardından Çapanoğulları, XVIII. Ve XIX.yüzyıllarda bölgeye hakim olmuşlardır. XIX.yüzyılda Çorum Ankara Vilayetinin Yozgat Sancağına bağlı kaza merkezi olmuştur.Böylece daha önce sancak iken kazaya dönüştürülmüş, 1894’te yeniden sancak yapılmıştır. Milli Mücadele sırasında Çapanoğlu ayaklanmalarına (Haziran 1920) sahne olan, zaman zaman Pontuslu Rumların saldırılarına uğrayan Çorum, Cumhuriyetin ilanından sonra 1924’te il yapılmıştır. Çorum’da Boğazköy (Hattuşaş), Alacahöyük, Eskiyapar, Pazarlı, Kuşsaray ve Ortaköy gibi Hitit ve Frig yerleşim yerleri dışında, Çorum Kalesi, İskilip Kalesi, Osmancık Kalesi, Hacı Hamza Kalesi, Baltacı Mehmet Paşa Çeşmesi, Elvan çelebi Cami ve Türbesi, Ulu Cami, Hamit Camisi, Han Camisi, Şeyh Muhiddin Yavşi Camisi, İmaret Camisi (Koca Mehmet Paşa Camisi), Hıdırlık Camisi, Kubbeli ve Kulaksız camileri, Koyun Baba Türbesi, Koyun Baba Köprüsü, Veli Paşa Hanı, Güpür Hamamı, Paşa Hamamı, Ali Paşa Hamamı, Saat Kulesi ve Çorum sivil mimari örnekleri günümüze gelebilen eserler arasındadır. |
| | |
| | #3 |
| Acemi Üye ![]()
Mesajlar: 60
Teşekkür Etme: 6
36 Mesajina 65 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 89877 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Çorum Gezgin Gözüyle ![]() Boğazköy ( Hattuşa ) Örenyeri , Çorum ilinin 82 km güneybatısında yer almakta olup, Ankara’ya uzaklığı ise 208 km’dir. Hitit devletinin eski çekirdek bölgesinin merkezinde bulunan Boğazköy ( Hattusa ) örenyeri Budaközü Çayı vadisinin güney ucunda , ovadan 300 m. Yükseklikteki sayısız kaya kütleleri ve dağ yamaçlarının bölünmesiyle çevrili olarak kuzey ve batıda derin yamaçlarla sınırlandırılmıştır. Şehir kuzeye doğru açık olup, kuzey kısmı dışında diğer kısımları surla çevrilidir. Arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkarılarak restore edilen ve artık bir açık hava müzesi niteliğinde ziyaret edilebilen kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Parkı’nın da odak noktasını oluşturmaktadır. Hattuşa 1986 yılında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınmıştır. Ayrıca burada bulunan çivi yazılı tablet arşivleri de 2001 yılından itibaren UNESCO’nun “Dünya Belleği Listesinde” yer almaktadır. Hattuşa’nın keşfi 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından gezilmiş ve dünyaya tanıtılmıştır. Bu buluş aslında yalnızca Hattuşa’nın keşfi değil , tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da tanımlanabilir. 1893-94’de Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadarki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret eder. Muze-i Humayun müdürü Osman HAmdi Bey, 1906’da müzesi adına Makridi’nin sorumluluğunda Boğazköy kazılarını başlatmış, zamanın çivi yazısı uzmanı Assiriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alarak , burasının Hitit Başkenti Hattuşa olduğunu tespit etmişlerdir. 1931-1939 yılları arasında ve 2.Dünya savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir. Antik Kapadokya bölgesinin kuzey sınırına yakın bir yerde bulunan ve arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkartılıp restore edilen ve açık hava müzesi niteliğindeki ziyaret edilebilen Hititlerin başkenti Hattuşa-Boğazköy’deki kalıntılar, Boğazköy Tarihi Milli Park’ın temelini oluşturmaktadır. ![]() Yüz yıldır sürdürülen kazı ve araştırmalar Hattuşa-Boğazköy çevresindeki en erken yerleşmenin Kalkolotik çağda (M.Ö. 6000) olduğunu ortaya koymuştur. Eski Tunç Çağı’nda da sürekli yerleşmenin görüldüğü Hattuşa’da bu dönemi Asur Ticaret Koloni devri izler. Yazılı belgelere göre M.Ö. 2. binin başlarında Kuşar’lı Anitta Hattuşa Kralı Pijusti’yi yenip şehri tahrip eder ve şehri lanetler. Anitta’nın lanetine rağmen şehir M.Ö. 1600/1650 yıllarında Hitit Kralı 1. Hattuşili tarafından başkent olarak seçilir. Hititlerin M.Ö.1200’de şehri çeşitli nedenlerle terk etmesiyle burada Erken Demir Çağı (Karanlık Çağ) başlar. Bu dönemi M.Ö. 9.yüzyılda Frig Çağı daha sonra Helenistik, Galat ve Roma/Bizans çağları takip eder. BOĞAZKALE-YAZILIKAYA: Boğazkale, Hattuşa'nın 1.5 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Hattuşa’nın en büyük ve etkileyici olan kutsal mekanı, şehrin biraz dışında yer alan, yüksek kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya tapınağıdır. Özellikle ilkbahardaki yeni yıl kutlamalarında kullanıldığı sanılan bu Açıkhava tapınağında, ülkenin önemli Tanrı ve tanrıçaları alay halinde kayalara kabartma olarak işlenmiştir. Yazılıkaya Açıkhava tapınağında tabii kayalığa yapılmış olan, A odası olarak adlandırılan büyük galeri ile, B odası olarak adlandırılan küçük galeri yer almaktadır. Büyük galeri’nin ( A Odası ) batı duvarı Tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla bezelidir. Ayrı bir girişi bulunan Küçük Galeriyi ( B Odası ) girişin iki yanında bulunan aslan başlı , insan gövdeli cinler korumaktadır. B odasının batı duvarında sağa doğru ilerleyen 12 tanrı, doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki Kral IV.Tudhalia yer almaktadır. ALACAHÖYÜK: Çorum’un 45 km güneyinde, Alaca İlçesinin 17 km kuzeybatısında yer almakta olup, Boğazköy’e 34, Ankara’ya ise 210 km uzaklıktaki Alacahöyük Köyü yerleşim alanı içerisindedir. Höyük, bilim alemine ilk kez 1835 yılında W.C.HAMİLTON tarafından tanıtılmış olup, bu yıllardan itibaren Orta Anadolu’yu ziyaret eden bilginlerin uğrak yeri olmuştur. Eski Tunç ve Hitit Çağında çok önemli bir kült ve sanat merkezi olan Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı bulunmaktadır. Geç Kalkolotik çağını Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemleri takip eder. Örenyerinde Hitit İmparatorluk dönemine ait Sfenksli Kapı, şehrin batısındaki Poternli Kapı ve mimari eserler ile Hatti uygarlığının aydınlanmasına çok katkıları olan Alacahöyük Eski Tunç Çağı haneden mezarları ile yerel müzesi, Boğazköy ve Yazılıkaya’yı ziyaret edenler için aynı gün gezilebilecek önemli bir örenyeridir. Hitit İmparatorluk dönemine tarihlenen kalker temel üzerine andezit bloklarla inşa edilmiş iki kule arasında yer alan Sfenksli Kapı’nın genişliği 10 metredir. O, bir yolla bağlandığı büyük mabedin anıtsal geçididir. Dış girişin iki yanındaki büyük söğe bloklarının dış yüzleri Sfenks protomları ile süslüdür. Kulelerin dış ve iç yüzlerinde yer alan kabartmalar Fırtına Tanrısı onuruna kutlanan bir kült festivalini yansıtmaktadır. Alacahöyük kazıları , Orta Anadolu’nun kuzey bölgesinin kesintisiz stratiğrafisini veren tek merkez olması ve özellikle 13 kral mezarı ile eski Tunç dönemine, monimental mimari kalıntılarıyla Hitit dönemine ışık tutması açısından dünya arkeoloji literatüründe önemli bir yere sahiptir. ORTAKÖY-ŞAPİNUVA: Çorum’un 53 km güneydoğusunda yer alan Ortaköy ilçesinin , 3 km güneyindedir. Ortaköy Hitit şehri ,Yeşilırmak Nehrinin üzerinde bulunduğu ve Kelkit’ten başlayan Koyulhisar-Reşadiye-Niksar üzerinden Amasya’ya doğru gelişen vadinin hemen sonunda yer almaktadır.Şehir derince bir vadinin kuzey yamaçlarındaki bir plato üzerine kurulmuştur. 1990 yılında Prof. Dr.Aygül Süel ve Dr.Mustafa Süel başkanlığında kazı çalışmaları başlatılmıştır.1994 yılında Ortaköy’ün Hitit Çağı’ndaki adının Şapinuwa olduğu tesbit edilmiştir. Bu önemli Hitit şehri Hitit Devleti’nin başkentlerinden biridir. Yapılan çalışmalarda monumental yapılar günışığına çıkarılmıştır.Bu binalarda şu ana kadar sayıları dört bini aşan Hitit çivi yazılı tablet arşivleri ele geçirilmiştir. Bunların çoğunu Hititçe metinler oluşturur. İçerik olarak birbirleriyle ilişkileri, paleografileri ve buluntu durumlarına göre, Ortaköy –Şapinuva tabletlerinin büyük bir kısmının aynı döneme ait oldukları, Boğazköy ve Maşat Höyük belgeleri ile olan ilişkileri nedeniyle de bu tabletlerin Orta Hitit döneminin sonlarına tarihlendiği açıklanmıştır. ![]() ESKİYAPAR ÖRENYERİ: Alaca ilçesinin 5 Km Batısında,Alaca-Sungurlu yolu üzerindeki höyük,Boğazköy’ün 25 Km Kuzeydoğusunda, Alacahöyük’ün ise 20 Km Güneydoğusunda yer almaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda Höyükte kesintisiz bir iskanın varlığı tespit edilmiş olup,Höyükte eski Tunç,Hitit,Frig,Roma ve iki safhalı Helenistik döneme rastlanmıştır. Höyükün Kuzeydoğu ve Batı kesimlerinde Hitit İmparatorluk çağı şehir surunun temelleri bulunmuş,dikdörtgen planlı,avluları taş döşeli binalar Boğazköy ve Alacahöyükteki binalardan farksız olarak ,Hitit üslubunda inşaa edilmişlerdir.Höyükün Güneydoğu kesiminde geniş bir alana yayılan eski Hitit dönemi mahallesinin yanmış evlerinden çok sayıda toprak eserler elde edilmiştir.Yine bu alanlarda bulunan kabartmalı kült vazoları burasının dini bir merkez olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir.Höyükte Hitit tabakaları altında yer alan eski Tunç çağı tabakalarında yapılan çalışmalarda ,bir evin tabanı altında altın ve gümüş objelerden oluşan bir defineye rastlanılmıştır.Gümüş vazolar,Suriye şişesi,gümüş merasim baltası ,değişik tiplerde altın iğne,boncuk,küpe ve bileziklerden oluşan define,bir taraftan Alacahöyük,Kültepe,diğer taraftan Truva ,Poliochni ve Kuzey Suriye-Mezopotamya buluntularıyla benzer olup bu buluntular Ankara Medeniyetler Müzesinde sergilenmektedir. YÖRÜKLÜ (HÜSEYİNDEDE TEPESİ: Sungurlu ilçesi,Yörüklü kasabası Hüseyindede tepesi olarak adlandırılan mevkiide bulunmaktadır.Yapılan çalışmalar sonucunda Eski Hitit dönemine ait iki ayrı kabartmalı vazo parçalarına yine aynı döneme ait olan tek mekanlı bir odada rastlanmıştır.Elde edilen parçaların restorasyon çalışmaları sonucunda birisinin inandık vazosu tipinde olduğu,diğerinin ise daha küçük ve boyun üzerinde tek filiz halinde Hitit dini törenlerini anlatan bir tasvir bantının olduğu tespit edilmiştir.Bu tasvir bantı üzerindeki en önemli sahneyi ise boğa üzerinde takla atan bir akrobat oluşturmaktadır.İnandık vazosu tipinde olan ve üzerinde 4 tasvir bantı olan büyük vazonun ağız kenarında küçük bir tekne ve başları içe bakan dört boğa başı yer almaktadır.Tasvir bantlarında konular yine Hitit dini törenlerini anlatmaktadır.Bu kabartmalı vazoların yanı sıra yapılan çalışmalarda Eski Hitit dönemine ait olan (formlarını daha önceden bilinen) Matara biçimli kap ve yuvarlak ağızlı yüksek boyunlu testiler de elde edilmiştir. 1998 yılındaki çalışmalarda ise teraslama tekniğinde yapıldığı ortaya çıkan Eski Hitit Dönemine ait mimari takip edilmiş olup, ileri ki dönemlerde kazı çalışmalarına devam edilecektir. ![]() LAÇİN KAPILIKAYA ANITSAL KAYA MEZARI: Çorum’un yaklaşık 27 km. kuzeyinde, Kırkdilim mevkiinde oldukça sarp, kayalık ve akarsu tarafından yarılmış derin vadilerin oluşturduğu engebeli arazi üzerinde, kuzeye doğru uzanan bir kaya blokunun burun kısmının kuzey-batı köşesinde yer almaktadır. Komutan İKEZİOS’a ait hellenistik dönem kaya mezarı olup, M.Ö. II.yüzyıla tarihlenmektedir. Çay seviyesinden 65 m. Yükseklikteki kaya mezarının yamuk biçimli bir podyum zemini vardır.Bu podyumdan 8 basamaklı merdivenle ikinci platformda, oradan da 12 basamaklı merdivenle mezar önündeki podyuma geçilmektedir. Mezar odasının kapısı üzerinde “İKEZİOS”yazısı okunmaktadır. Mezar odası kareplanlı olup , girişin sağ ve solunda niş şeklinde oyulmuş ölü şekilleri vardır. İSKİLİP KAYA MEZARI: İskilip merkezinde bulunan Osmanlı dönemine ait 100 m yükseklikteki tabi bir kaya üzerine inşa edilmiş, kalenin güney ve güneydoğu eteğinde Roma dönemine ait kaya mezarları bulunmaktadır. Güneydoğusunda bulunan kaya mezarının iki sütunlu dikdörtgen bir girişi vardır.Yuvarlak sütun gövdeleri yukarı doğru inmektedir. Başlıklarda bulunan bilezikler üzerinde oturmuş birer aslan bulunmaktadır. Sütun başlıkları üzerindeki üçgen alınlık içerisinde ise yatar durumda karşılıklı kanatlı iki aslan figürü bulunmaktadır. Kabartmalardan birinin elinde kılıç, diğerinin elinde kadeh mevcuttur. Mezar odası içerisinde iki adet ölü sekisi bulunmaktadır. |
| | |
| | #4 |
| Acemi Üye ![]()
Mesajlar: 60
Teşekkür Etme: 6
36 Mesajina 65 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 89877 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Çorum Sözlü Tarih Koyun baba söylencesi Koyun babanın asıl adı Seyit Ali’dir.Peygamber soyundan geldiği söylenir.Bursa’da bir süre çobanlık yapar.Ağayla her ikiz kuzudan birini almak üzere anlaşır.Bir süre sonra kırk kuzusu olur.Bunları alarak Osmancık’a yerleşir.Her yirmidört saatte bir ,koyun gşbş mekediğinden adı "koyun baba"kalır.Koyun baba nın ermiş olduĞuna inanılır ve bir çok kerameti anltılır: Koyun baba’nın üç köpeğivardır.bulara kara,sarı,Ala kadı adu-ı verilir.Bağdat kadısı buna duyar ve Padişah’a şikayet eder.Padişah Koyun Baba’yı çağırır ve nedenini sorar. Koyun Baba: -Kadılar haram helal bilmezler benim köpeklerim bilir.İsterseniz deneyelim der.Padişah kabul eder ve 20 si helal 20 si haram 40 kap yemek getirilmesini ister.İstenenler gelince köpekler çağırılır ve yemeklerin helal olanını yer haram olanını bırakırlar.Padişah çok şaşırır ve Koyun Baba’nın gönlünü yapmak ister ve isteğini sorar.Koyun Baba : -Hazineden birşey istemem.Sarıalan ve Saltukalan’ı köpeklerime yıllık verirseniz yeter.Dileği yerine getirilir.Koyun Baba kendisini Padişah’a şikayet eden Bağdat Kadısına şöyle bir bakar ve Kadı ölür. Koyun baba söylencesi Fatih Otlukbeli seferine giderken Koyun Baba’ya uğrar.Hayır Duasını alır.Savaşta düşmanını yenen Fatih Vezirini göndererek Koyun Baba’nın bir isteği olup olmadığını sorar.Koyun Baba: -Eğer bir hayır yapmak istiyorsa Kızılırmak üzerine bir köprü yaptırsın kışlık ve yaylak yerlerimizi koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki daha iyi ağırlayabilelim der.İstekleri yerine getirilir ama köprü yapılamadan Fatih ölür.Babasının ölüm haberini alan ll.Bayezid,Amasyadan yola çıkar,Osmancık’a geldiğinde Irmak kıyısında sürüsünü yayan Koyun Baba’yı görür.Kendisini karşıya geçirmesini ister.Koyun Baba: -Olur ama bu ırmağa bir köprü yaparsa der.Şehzade söz verir.Koyun baba gözlerini kapamasını ve aç demeden açmamasını söyler.Şehzade denileni yapar ve gözlerini açtığında İstanbul’da dır.Koyun Baba da görünmez olmuştur.ll.Bayezid tahta geçtikten sonra bir gece rüyasında Koyun Baba’yı görür.Koyun Baba köprüyü yaptırmasını istemektedir.Ertesi gece yine aynı düşü görür.Bunun üzerine gerekli, malzemeyi gönderip köprü yapımını başlatır.Koyun Baba’nın da geyiklerle taş taşıttığı söylenir.Köprünün adı bu söylenceden gelmektedir. Başka bir söylenceye göre göre Osmancıkta bir ejderha köylülerin koyunlarını yemektedir zamanla köylüleri de yemeye başlar halk Koyun Baba dan yardım ister o da o yılan Kızılırmağa su içmeye indiğinde taş olsun der ve yılan Kızılırmaktan su içerken taş olur. Değirmen Söylencesi Bir zamanlar Meydan Çayı üzerinde İskilip halkının ekmeklik ununu sağlayan bir değirmen vardır.Değirmenci Ermeni yada Rum dur.Zaman zaman unu pahalılandırdığı için yöredekiler kendisine çok kızarlar.Değirmen yıkılır yerine bir gecede sebze bahçesi yapılır.Değirmenci canını zor kurtarır.Davacılar,halk kadıya başvurur.Orada değirmen değil sebze bahçesi olduğunu ileri sürer.En yaşlı üç kişiyi de tanık gösterir.Kadı olay yerine gelip üç tanığı çağırır. Mal sahibi değirmenin yöredekilerce yıkılıp yerine sebze bahçesi yapıldığını öne sürer.tanıklar : -Burada değirmen yoktu,olsaydı bir izine rastlanırdı.Biz bildik bileli burası sebze bahçesidir,derler.Kadı yemin edip etmeyeceklerini sorar.Onlarda: -Başımızdaki şu cana yemin ederiz ki bastığımız toprak ceddimizdir,derler.Kadı değirmene ne olduğunu sorunca da : -Olumuşu da olcağı da budur,derler.bunu üzerine değirmen davası düşer. Söylence ye göre üç yaşlı adam yalan yere yemin etmiştir.Sarıklarının arasına ölü bir serçe yavrusu,ayakkabılarının içine kendi tarlalarındantoprak ,sağ göğüslerine olmuş,sol göğüslerine de olmamış bir armut koymuşlarıdır."başımızdaki şu can derken, serçeyi,bastığımız topraklar ceddimizin "derken ayakkabılarının içindeki toprağı "olumuşu " derken sağ göğüslerindeki olgun armudu"olacağı budur" derken ham armutu kasdetmiştir. |
| | |
| | #5 |
| Acemi Üye ![]()
Mesajlar: 60
Teşekkür Etme: 6
36 Mesajina 65 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 89877 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Çorum Cami ve Mescitleri Çorum Ulu Camisi (Murad-ı Rabi Camisi) (Merkez) ![]() Çorum, Osmancık Caddesi üzerinde bulunan Ulu Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda araştırmacılar kesin bir tarih verememektedirler. Bununla beraber Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın azatlı kölesi Hayrettin Hazır tarafından yaptırıldığı kaynaklardan öğrenilmektedir. Bununla beraber ağaç işçiliği yönünden son derece önemli bir eser olan minberine dayanılarak Selçuklu döneminin sonlarında yapıldığı ileri sürülmüştür .XIII yüzyıl sonları ile XIV.yüzyılın başlarına tarihlendirilmiştir. Ancak bu minberin cami ile bağlantılı olup olmadığı da tartışmalıdır. Minberin yapımından daha sonra camiye getirildiği de ileri sürülmüştür. Ancak minberin nereden getirildiği de bilinmemektedir. Büyük olasılıkla bir diğer Selçuklu Camisi için yaptırılmış ve sonra da Çorum Ulu Camisi’ne konulmuştur. Sultan II.Beyazıd zamanındaki bir depremle hasara uğramıştır. Daha sonra Sultan III.Murad ve Sultan III.Selim zamanında değişikliğe uğramıştır. Mimar Sinan tarafından onarıldığı, Mimar Sinan’ın Teskiret-ül Ebniye isimli eserinde yazılıdır. Sultan IV.Murad zamanında yapılan onarımdan sonra “Sultan Muradi Rabi Camisi” olarak isimlendirilmiştir. Bunu XIX. yüzyılda yapılar daha geniş bir onarım izlemiştir. Cami ilk yapımında ağaç sütunların taşıdığı toprak damlı dikdörtgen planlı idi. Sultan IV.Murad zamanında yapılan onarımla yapının mimari planı tamamen değiştirilmiş ve Osmanlı mimarisindeki çok kubbeli ulu cami plan tipine dönüştürülmüştür. Evliya Çelebi bu onarımı “Çarşı içinde Mimar Sinan Ağakari (yapısı) olup cemaati çoktur” şeklinde belirtmektedir. İbadet mekanının üzeri sütunların taşıdığı dokuz kubbe ile örtülmüştür. Sultan III.Selim zamanında onarımla ibadet mekanı kareye dönüştürülmüş ve üzeri köşelerdeki üçer sütuna dayalı piramidal konik bir kubbe ile örtülmüştür. ![]() Ulu Cami 1786, 1793 yıllarındaki depremlerde büyük zarar görmüş, bundan sonra sekiz yıl boyunca harap bir durumda kalmıştır. Çorum halkı Bozok ve Çankırı Mutasarrıfı Çapanoğlu Abdülcabbarzade Süleyman Bey’den yardım istemiştir. Bunun üzerine Abdülcabbarzade caminin eskiden olduğu gibi dokuz kubbeli olarak onarımını başlatmıştır. Onarım sürerken Abdülcabbarzade Süleyman Bey ölmüş, oğlu Abdülfettah Bey caminin günümüze ulaşan ahşap, ortadaki büyük tek kubbesini yaparak son cemaat yerine de tek katlı bir ekleme yapmış ve 1810 yılında onarımı tamamlamıştır. Caminin yapımında blok taşlar kullanılmış, bunların arasında üzerinde yazılar bulunan taşlar arasında Roma devrine ait taşlara da rastlanmıştır. İki sütunlu bir girişten sonra beş kubbeli bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Bunun dışında kalan bölümler ahşap çatılıdır. Mihrap mermerden olup barok üsluptadır. Son cemaat yerinin iki tarafında birer şerefeli iki minare bulunmaktadır. Caminin mihrabı mermer kaplamalıdır. Ahşap minberi üzerindeki kitabeden1306 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kitabeden de minberi Ahmet bin Davut isimli bir kişinin yaptırdığı öğrenilmektedir. Ayrıca bu minberin Ankaralı bin Ebubekir ve Davud bin Abdullah isimli iki ağaç ustasının isimleri yazılıdır. Çatma kündekari tekniğinde, geometrik bezemeli bu minber Selçuklu ağaç işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır. Yıldızlı ve içice geçmiş çokgen geometrik kompozisyonların içleri rumilerle doldurulmuştur. Buna benzer bir diğer minber de Çorum da, günümüze ulaşamayan Beyler Camisi’nden Hamid Muzaffer Paşa Camisine getirilmiştir. Hamid Muzaffer Paşa Camisi (Merkez) Çorum Çarşısı içerisinde, Çöplü Mahallesinde bulunan Hamid Muzaffer Paşa Camisi, XVI. yüzyılın ortalarında Hüseyin oğlu Rüstem Bey tarafından yaptırılmıştır. Cami dikdörtgen planlı olup üzeri düz toprak bir damla örtülmüştür. Caminin en büyük özelliği içerisinde bulunan ahşap minberidir. Bu minber günümüze ulaşamayan Çorum’daki Beyler Camisi’nden buraya getirilmiştir. Üzerindeki kitabesinden Muzafferüddin Beyler Çelebi’nin eseri olduğu anlaşılmaktadır. Minberin diğer Selçuklu ve Beylikler dönemi minberlerinden ayrılan en büyük özelliği korkuluklarındaki şebekeyi andıran kasetleridir. Burada dinsel konulu bir kitabeli bir friz çepeçevre minberin etrafında dolaşmaktadır. Bunun dışında kalan geometrik bölümlerin daha sonraki yıllarda buraya konulduğu sanılmaktadır. Hıdırlık Camisi (Merkez) ![]() Çorum il merkezinin batısında Hıdırlık Mevkiinde yer alan Hıdırlık Camisi, Hz.Muhammedi’n yakınlarından , aynı zamanda sancaktarı Süheyb-i Rumi’nin anısına Sultan II.Abdülhamid zamanında Yedi Sekiz Hasan Paşa’nın isteği üzerine Hıdır oğlu Hayrettin tarafından l889’da yaptırılmıştır.Daha önce burada bulunan caminin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.İlk yapı bir deprem sonucu yıkılmıştır. Cami, geniş bir avlunun ortasında moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Kare planlı olup üzeri içten kubbe dıştan çatı ile örtülüdür. İbadet mekanı alt ve üst sırada yuvarlak kemerli üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Kuzey yönündeki girişin önünde dışa kapalı çatı ile örtülü, dört bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Caminin avlusunda konik kubbeli ve sütunlu şadırvanı bulunmaktadır. Han Camisi (Merkez) Çorum Tepecik Mahallesi’ndeki Han Camisi, l580 yılında yaptırılmıştır. Moloz taştan yapılan cami kare planlı olup üzeri kubbe ile örtülüdür. Önünde dört bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Avlusunda konik kubbeli ve sütunlu bir şadırvanı vardır. Kubbeli Cami (Merkez) Çorum, Yavru Turna Mahallesi’nde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden ne zaman yapıldığı, banisinin kim olduğu bilinmemektedir. Yalnızca 1883 tarihinde onarıldığını gösteren bir onarım kitabesi vardır. Kare planlı caminin üzeri kubbe ile örtülmüştür. Duvarları sarı köfeki taşındandır. Kulaksız Camisi (Merkez Çorum, Yavru Turna Mahallesi’nde bulunan Kulaksız Camisi’nin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Kitabesi günümüze ulaşamamıştır. XIX.yüzyılın ortalarında onarılmış ve özelliğini yitirmiştir. Bununla beraber Osmanlı mimarisinde ağaç direklerin taşıdığı, içerisi sahınlara ayrılmış ulu cami plan tipindedir. Orta mekanın üzeri ahşap bir kubbe ile örtülmüştür. Elvan Çelebi Camisi (Mecitözü) ![]() Mecitözü ilçesi, Elvançelebi Köyü’nde bulunan bu caminin bir zaviye olarak yaptırıldığı sanılmaktadır. Bu köye ismini vermiş bulunan Elvan Çelebi Aşık Paşa’nın oğludur. Büyük dedesi de Baba İshak’ın hocası Baba İlyas’dır. Baba İshak isyanını bastıran Selçuklu Sultanı II.Gıyaseddin Keyhüsrev, bu arada Baba İlyas’ı da öldürmüştür. Bundan sonra bu aile Mısır’a kaçmış, daha sonra Çorum’a yerleşmiştir. Elvan Çelebi bugünkü köyü, camiyi, yanına da kendi türbesini, hamam ve bir tarafına da dergah yaptırmıştır. Cami kaba yontma taştan kare planlı olarak 1555 yılında yapılmıştır.Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Cami 1750 yılında onarılmış olup, bundan ötürü de içerisinde barok etkiler, özellikle tavanda görülmektedir. Şeyh Muhiddin Yavsi Camisi (İskilip) ![]() Çorum, İskilip ilçesinde, Meydan Çarşısında bulunan Şeyh Muhiddin Yavsi Camisi, Ebusuud Efendi’nin babası Şeyh Muhiddin Yavsi tarafından tek kubbeli olarak yaptırılmıştır. ŞeyhMuhiddin Yavşi’nin babası Osmanlı matematikçisi astronomu Ali Kuşcu’nun kardeşi Mustafa’dır. XV. Yüzyıla tarihlenen cami, sonraki yıllarda, Ebussuud Efendi tarafından ibadet mekanının yanına eklenen bir bölümle ibadet mekanı genişletilmiştir. Bu bölümün de üzeri kubbe ile örtülmüştür. Böylece cami kasnaklı iki kubbeli bir görünüme ulaşmıştır. Yapı kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. Yanına taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli bir minare eklemiştir. Caminin yanında iki de küçük türbe bulunmaktadır. |