![]() |
| |||||||
| Türk Dünyası Ve Kültürü Türk Dünyası Ve Kültürü |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| .ஐ ignorance is bliss ஐ. ![]()
Mesajlar: 4.600
Teşekkür Etme: 815
326 Mesajina 559 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 32
Tecrübe Puanı: 24135557 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ![]() "Sarıkamış'lı Geçmiş Zaman" Ey Şehr-i İstanbul Soğuk kış günleri ve geceleri, Sarıkamış'ı çevreleyen yüksek dağlarda, yaylalarda ve vadilerde, rüzgarın uğultularla dolaştırdığı bir hatıra yankılanır.. Bu satırlar ve müzikler tepelerdeki rüzgarla savrulan kar tanelerinin fısıldadığı yeni bir türkünün; "Sankamış Türküsü" nün, kendi ezgilerini paylaştığı satırları araması ve onları geniş bir coğrafyaya ve çok eski yıllara dağılmış eski bir hikayenin içinde bulmasıyla oluşan "Sarıkamış'lı Geçmiş Zaman" ı anlatmaktadır. 1914 yılı biterken, artık son demlerini acı içinde yaşayan bir imparatorluğun son askerleri, subayları ve onlarla herşeyi her zaman gönül rızasıyla paylaşmış olan bölgenin sivil halkı, kendilerini Sarıkamış Harbi denilen amansız bır savaşın içinde bulmuşlardır. Sert bir kış mevsiminin tam ortasında, üçbin metre ortalama yükseklikte, çoğu kez donanımsız yiyeceksiz, elbisesiz olarak, yalnızca hayatı sürdürmenin bile çok zor olduğu şartlarda, iyi hazırlanmış ve sürekli destek alma imkanı olan güçlü bir orduya karşı "savaşan" onbinleree insanın hatırası, bu topraklarda olduğu kadar, günlüklere düşülmüş kayıtlann, çekilmiş telgrafların, eskimiş not defterlerinin satırlarında da hâlâ yaşamaktadır. O günleri, soluk soluk bizzat yaşayanlann ruhlannın "Sarıkamış'lı Geçmiş Zaman" dan hoşnut kalacakları ümidiyle.. Özhan Eren I Ey Şehr-i İstanbul ![]() Ey Şehr-i İstanbul! Gözümde değil ne para, ne de pul Al senin olsun toprağın... taşın... Ben peşindeyim kaybolan aşkın Ey Şehr-i canım, ey sehr-i yarim Haberin olsun, ben kederdeyim! Kadim dostlarından ayrıldığı 93 Harbi'nde ürkmüş, Balkan Harbi'nde korkmuş bir "Cihan Devleti" nin başkenti, henüz başlamış olan "Harb-ı Umumi" nin kederindedir, yorgundur, tedirgindir, sessizdir. Evveli gün Rusları görmüştür Yeşilköy'de,daha dün Bulgarları Çatalca'da ve bütün bir Duvel-i Muazzama'yı Boğazlarda... Ya bugün ?.. 1330 yada 1914? Rüzgârlı geceler "peki ne yapmalı uykusuzluğu"na ağarmadadır. Yine Ruslar mı, yoksa İngilizler mi, Fransızlar mı, yoksa Trablus'tan İtalyanlar mı... Ya da hepsi mi ? Dersaadet Balkan çamuruna batmıştır. Şadırvanlarından acı sular akmakladır, kubbelerinden kolera uğultusu. Mahyalı minarelerde belki de son sabâlar. Meleksîmâ mahzun, "İstanbul Jöntürkleri hüzzam bir yasta", şimdi en Çılgın sonbaharına hazırlanmaktadır. Sokaklarında 93 Harbi muhacirlerinin hıçkırıkları, kaldınmlarında Balkan Harbi; "Kaçın ! geliyorlar !" feryatları ile bütün bir şehre yayılan Bulgar trajedisi, sanki daha dün sabahtır... STEPHAN LAUSAN Yazar "Hastanın Başucu" Sabah istanbul halkı uykularından uyanınca bozgun haberini duydular.Trenler yaralıları getirirlerken göçmenler de yolları dolduruyorlardı. Yavaş yavaş İstanbul kapılarında bir acaip kalabalık görüldü.Bütün mülteciler toplanmışlardı. Bir zaman sonra İstanbul'un yollan geçilmez oldu. Kaba bu örtü ile örtülmüş okuz arabası kornoyu goz alabildiğince uzanıp gidiyordu, sandıklar arasında, bir saman yığını üzerine kadınlar ve çocuklar uzanmış yatıyorlardı.Bütün bu zavallılar savaştan kaçmışlar, köylerini bırakıp İstanbul'a canlarını güçlükle atabilmişlerdi. Aynı zamanda Sirkeci Garı da Başkente akın eden göçmenlerle doluydu. Biz bunların uçuk beniz ve perişan tavırla soğuk sonbahar rüzgarı içinde şehrin meydanlarından, sokaklarından geçişlerini görüyorduk.İşle tüm bunlar askeri mağlubiyetin göçe zorladığı masum insanlardı. Bunların hikayeleri acıydı.Harbin fecaatini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu. Nihat isimli bir genç gördüğü sahneleri bana aktardı "Çamur içinde değil adeta bir kan gölü içinde yüzüyordum. Bulgarlar tarafından terkedilmiş bir sipere girdiğimde ceset yığınlarının üzerinden atlamaya mecbur oldum Zavallı ve çaresiz neferlerin ekmeği bile yoklu.Öylelerini gördüm ki dört gün hiçbir şey yememişlerdi." Fiziki dayanıklılığı kalmayan askerlerin moral güçleri kalır mıydı?İşte pek yakında hastalık da başlar. Çünkü Çorlu adeta bir mezbaha halini aldı. İstanbul'un bir milyon beş yüz bin nüfusunun yarısına yakınının Rum, Levanten Yahudi ve Avrupalı olduğu göz önüne alınınca doğaldır ki burada birlik ve beraberlik ruhu olamaz. Bu kargaşa günlerinde hiçbir Rum dükkanını kapamaya, hiçbir Levanten Cafe'lerini terk etmek hiçbir Avrupalı da çay zamanlarındaki valslerinden feragat etmeğe razı olmamışlardı. Beti benzi atmış, titreye titreye Beyoğlu yokuşlarını tırmanan yaralılar ise onların orkestra gürültüleri arasından geçiyorlardı. CEMİL PAŞA İstanbul Belediyesi Başkanı Tahmin edemeyeceğiniz derecede ileri olan o sefalet ve fecaati gözlerimin önüne getirince hâlâ vücudum ürperir. Üstelik. Şehremaneti'nin kasası bomboş; ne doktor, ne hastabakıcı, ne de hastahane var.Velhasıl yok, yok, yok !.. Bin müşkülatla biraz para buldum. Şehirde ve Boğaziçi'nde bir çok büyük otelleri ve yalıları boşalttırdım.Böylece şehrin muhtelif semtlerinde küçüklü büyüklü doksana yakın hastahane açtım... O esnada Kartal'daki askerler arasında bir de kolera çıkmasın mı ? Mevsim kıştı. Her gün binlerce koleralı, Gülhane Parkı'nın bulunduğu yere -ki, o zaman burası geniş geniş bostanlardı- bırakılıyordu. Bu zavallıları nasıl ve nerede tedavi edeceğimi düşünürken hatırıma büyük camiler geldi.Evkaf Nazırı Ziya Paşa merhuma, bazı camilerin derhal Şehremaneti emrine verilmesi için telefon ettim… "Ordumuzda dehşetli surette kolera hüküm sürmektedir, Başkumandanlık Vekaleti, iki gündenberi de zuafa ve malûlin adı altında şimendiferle binlerce koleralıyı İstanbul'a gönderiyor. Şimdi Sarayburnu'nda, Sirkeci İstasyonu civarında, bostanlar içinde en aşağı üç, dört bin koleralı sürünüp duruyor. Bunları şehir içinde barındıracak hiç bir yerim kalmadı. Onların bulunduğu sahayı kordon alıma aldırdım. Hastaları şehre sokmuyorum. Lâkın bu biçareleri, kış ortasında, aç ve açığa bırakmak gayri insani bir harekettir.Yüzlercesinin ölüsü bile meydanda duruyor!Şu anda, usulü dairesinde taşıtıp gömmekle meşgulüz... Fakat düşünmelidir ki, bu koleralılardan biri, kordondan kurtulup şehre girecek olursa, İstanbul'da müthiş bir kolera salgını başgösterecektir.Bir dakika bile geçirmeden gayel ciddi tedbirler almak lazımdır. Şu anda, şehir sıhhi büyük bir tehlike içindedir !" Bir kaç saat sonra Ayasofya, Sultanahmet, Şehzadebaşı camilerine el koymuş bulunuyordum. Bütün halıları kaldırttıktan sonra koleralıları oralara taşıttım. Camilerin etrafına gayel sıkı askerî bir kordon koydurdum... Camilerin boşaltılarak Şehremaneti'nin emrine verilmesinden iki gün sonra Dahiliye Nazırı ile görüşmek üzere Babıâli'ye gittim… Çatalca'dan şimendiferle sevkedilen yüzlerce, binlerce koleralı askerlerimizi Ayasofya ve Sultanahmet camileri ne yatırdığımı, tecrit eylediğimi, ve mümkün olduğu kadar şehrimizi müthiş bir kolera salgınından kurtardığımı, fakal ordumuzdaki hastalığın bugünn her nasılsa sizlerden saklanmakla olduğunu, herhangi bir orduda kolera zuhur ederse, o ordudaki askerlerin hiçbir kıymeti olamıyacagını, ve maatteessüf, Bulgarlar'ın bir iki güne kadar İstanbul'a girebileceklerini, ve bunun hemen çaresine bakmak lâzım geldiğini acı acı anlattım. Meclis odasından çıkarken bazılarının ağlamakta olduklarını gördüm... Oysa ateş hattı çocuklarının şehridir, çoğu 3. Ordu'nun... şan şöhret değil, para pul değil, en büyük zevki vatan sevdası olanlarının... "en uzun yüzyıl"da doğanların, "bir ihtilal gibi yaşamaya" alışmışların... "tarihe çelme takanların", "hilal bıyıklı ittihatçıların"; Enver'in, Talat'ın, Cemalin, Hafız Hakkı'nın, Yakup Cemil'in, Süleyman Askerî'nin, Sapancalı Hakkı'nın, Teşkilat-ı Mahsusa'nın, Bahaeddin Şakirin... Nigehbân-ı Meşrutiyet'in... Ya şimdi ? Manastırın, Selanik'in, bozulan ordunun, bir milyon metrekare toprak ve beş milyon nüfusu sınır dışında bırakmanın, Sarayburnu'ndaki gavur donanmalarının, siyaset yağmurlarının, kardeş kavgalarının, Sultanahmet mitinglerinin, adam asmaların, ve gazeteci suikastlerinin, hele ki Bâb-ı ali baskınının Silahçı Tahsin ve Gümülcineli Eyüp refakatinde... "hürriyet, müsavat, uhuvvet, adalet"in hesap sorulmayan şehri.... MAHMUD MUHTAR PAŞA 2. Şark Ordusu Komutanı Felaketlere sebep olan işlerin tesiri altında amansız bir el devleti bu girdaba çekti sürükledi. "Ya Girid ya ölüm, ya Trablus ya ölüm" yazılı külahlar giyilirdiler ve gazi olacağız diye bağırttılar. Ne çare ki ne Girid kaldı ne Trablus, o yaygaraları koparanların Sofya'ya girmeleri şöyle dursun, devlet hakimiyetinin yerleşmiş olduğu bütün Rumeli elimizden gitti, fakat o adamlara bir şey olmadı. Cenâb-ı Hak kibir ve gururu sevmez. Biz bu cihetten gazaba uğradık. Meşrutiyetin başlarında, istibdadın kalkması ile hemen bir bolluk ve büyüklük elde etmişiz gibi kendimizi büyük devletlerden sayarak dünyaya meydan okuduk. Ne yazık ki, üç asırdan beri çeşitli bozgun, acınacak hâl ve cehalet aynası olan tarih levhalarımıza bakmayarak, durmadan altı yüz senelik şan ve şereften söz edip yükseklen uçarak kendimizi aldatmaktan bir an geri kalmadık. İlimden, sanayiiden. ticaretten mahrum, yoksulluk ve sıkıntı içinde bunalan ve siyasi hayatını sürdürmesi diğer devletlerin birbirleriyle rekabetine bağlı, arazisi büyük, fakat kuvveti küçük bir devletçikten başka bir şey olmadığımızı anlamak istemedik. Gerek bu haller, gerekse her şeyden önce dahili intizam ve inzibatı temin etmesi gereken ordunun, ihtilalciler elinde oyuncak olması ve bir kısım subayların vazifelerinden başka her şeyle meşgul olmaları… diğer taraftan her türlü noksanlarımıza rağmen devleti harbe mecbur etmek için, evvelce umuni efkarı heyecanlandırarak halkı "harp isteriz" diye feryai ettirenler… işte başımıza gelenler, bütün bu hallere müstahak olduğumuzun neticeleridir. Niyazi'nin "hürriyet geyiği" çoktan ölüp gitmiştir. Artık "hariçten evrak-ı muzırra" da yoktur, mektep avlularında "padişahım başaşaaa !" nidaları da... "şanlı avcı" çoktan unutulmuş, Harbiye'de "Siyasi Tarih"i Diran Kelekyan okutmaktadır. Viyana önleri sanki hiç olmamıştır. Tuna yok ki Bosna olsun, Manastır yok, Selanik de yok "kabe-i hürriyet", Vardar Ovası, Trablus yok, Adalar, Baku, Girit, Kars, Ardahan yok... Yok artık Sarıkamış !.. Şimdi gene harp vardır, Edirne'de gömleğini çalan, Yeşilköy'de derisini yüzen "yürüyen ölüm" şimdi gene iş başındadır. Yağmurlu geceler "peki ne yapmalı uykusuzluğu"na ağarmadadır. KAZIM KARABEKİR Kur. Bnb. Genkur. İstihbarat Şb. Md. Yrd. Çarlığın bin yıllık mücadele hedefi İstanbul ve Boğazlar'dır .1913'te Ruslar'ın boğazın Anadolu yakasına asker çıkararak İstanbul'u ele geçirme hırsları sönmemiş aksine daha fazla artmıştır. O kadat artmıştır ki İstanbul'a kavuşmak için kainatı ateşe vermeyi, müthiş cinayetler işlemeyi dahi kabul etmişler, bu gayeyi temin için bir cihan harbi çıkarmayı göze almışlardır. Can pazarında Hacı Wilhelm ve Almanya'dan ıslah heyetleri vardır, Almanya'dan cephane de gelecektir Almanya'dan para da ve yeni ümitler yoldadır.Berlin üzerinden Haydarpaşa'ya ve Sarıkamış'a "bozgunda fetih rüyası", rüyalarda kafkasya ve "turan" kuruyan çınara taze bahar... ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR Yedek Subay Kafkasya Cephesi Ya çarlık Rusyası yıkılırsa ?.. Öyle ya, niçin olmasın? Hayalimde Kafkaslar, Hazer Denizi öteleri, Altaylar, Altın dağa varan ülkeler canlanmaya başladı. Hem buraları artık biz, hep bizim vatanımız saymıyor muyduk ? Yoksa yeni bir takım istikametlerde şimdi gene yeni bir fetihler devri mi başlıyordu ? O günler, ki harbin felaketimize sebep olacağını düşünenlerin kederli günleridir, harp taraflarınınsa sevinçli; iki yüz yıldan beri zafere susamışların.... RAMAZAN BALCI Yazar, "Sarıkamış Harekatı" Balkan Harbi'nin bunalımlı günlerinden sonra Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili olan Enver Pasa., Padişahın vekili olmak sifalıyla bütün kara ve deniz ordularının en büyük amiri, padişaha ait hak ve yetkilerin temsilcisi, uygulayıcısı ve bütün bakanların da üstünde bir makam sahibi olarak, siyası ve askeri prestijinin zirvesine çıkmıştı. Gerek İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ona yüklemek İstediği imaj, gerekse Türkiye'de çalışmak isteyen yabancı güçlerin ondan daha iyi birini bulamamaktan gelen takdirkar tavırları, Enver Paşa'nın karizmasını her geçen gün biraz daha arttırmaktaydı. Dış basında kullanılan "Anarşi kangrenini dağlayan kızgın demir", "ölüm meleği", "enerji kaynağı" ve "korkulan adam" gibi ifadelerin yanında, Ziya Gökalp'in yazdığı "melekler bu milletin kurtulacağını ona fısıldadılar" türünde övgüler, bu karizmanın geldiği noktaları göstermesi açısından ilginçtir. Milliyetçi fikir akımlarının, genç Türk aydınlarının ruhunu ateşlendirdiği yeni bir dönemin başında bir kahramana İhtiyaç vardı henüz milletin fikir seviyesi, devletin ve toplumun bünyesini kemiren hastalıkları leşhis edecek bir noktaya gelmemişti. Milletin ve ordunun beklediği bir büyük liderdi, onu bulduğu gün Fatihlerin. Yavuzların şanlı günlerine gen dönülecekti… RAHMİ APAK Üsteğmen, "Kafkas Cephesi" Turan'a gidecektik... Türkistan'a sızacak, oradaki Türklüğü silahlandıracak ve büyük Turan davası için çalışacaktık... BEŞİR AYVAZOĞLU Yazar, "Bozgunda Fetih Rüyası " Türklüğün muhteşem geçmişinden söz ediliyor ve parlak geleceğine dair fikirler üretilip hayaller kuruluyordu Kimine göre memleketin tek kurtuluşu olan Turancılık, kimine göre ise memleketten ve memleketin gerçeklerinden bir çeşit kaçıştı. FAİK TONGUÇ Yedeksubay O sırada resmi bildiriler Sarıkamış'ı ve Kars'ı almaktan söz ediyorlardı. Turan'ın fethine yetişemeyeceğimizden endişe ediyorduk. Savaşın ne demek olduğunu bilen, facialarını görmüş ve yaşamış olan yaşlıların umutsuz halini çok zaman geçtikten sonra anlayacaktık... Moskof'la dövüşmek, Turan'a gitmek aşkı o kadar güçlüydü ki hiçbir engel dinlemiyordu. Büyük "Turan"ın doğum çanları çalmaktadır ! Yeni hayat "Turan"dadır ! alıntı.. | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sarıkamış Dramı ve Enver Paşa , Sarıkamış Hakkında | Boramir!! | Türk Dünyası Ve Kültürü | 0 | 07-31-2008 00:02 |
| Geçmiş Zaman Olur Ki ... | Jesusevam | Resim Bölümü | 1 | 07-08-2008 01:24 |
| Sarıkamış Dramı-Alptekin MÜDERRİSOĞLU-Sarıkamış Dramı Kitap özeti | XxCANISIxX | Kitap Özetleri ve dergi | 0 | 05-24-2008 15:34 |
| Geçmiş - Geçmiş Nedir - Geçmiş Hakkında | zeynep | Nedir | 0 | 03-21-2008 20:28 |
| Geçmiş Zaman | Safak | Fıkralar | 1 | 04-10-2007 08:02 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız