![]() |
| |||||||
| Türk Dünyası Ve Kültürü Türk Dünyası Ve Kültürü |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| .ஐ ignorance is bliss ஐ. ![]()
Mesajlar: 4.600
Teşekkür Etme: 815
326 Mesajina 559 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 32
Tecrübe Puanı: 24135557 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Kaymakam Mehmet Kemal Bey Olayı Tarihe "Ermeni Tehciri" olarak geçen ve yukarıda nedenleri ve uygulama aşamaları anlatılan bu yer değiştirme ve yerleştirme kararı uygulanırken, savaş ortamı, ailesi katledilenlerin zaman zaman önlenemeyen öfkeli ferdi davranışları, hastalık, doğa koşullan ve en önemlisi de Ermenilerin isyan halinin devamı gibi nedenlerle bazı kayıpların olması önlenememiştir. Ancak, bütün tarihi belge ve kayıtların açıkça ortaya koyduğu üzere, Ermenilerin katledilmesi asla söz konusu olmadığı gibi, baştan beri süregelen olaylarda ihanete uğrayıp öldürülen Türklerin sayısı, öldürüldüğü iddia edilen abartılı Ermeni sayıları ile bile kıyaslanamayacak kadar fazladır. Ayrıca tehcir kararı ile berber göç ettirilenlerin zarara uğramaması için alınacak önlemler de belirlenmiş, bu yolda uygulayıcılara emirler gönderilmiştir. Nitekim, göç sırasında askerlerin kendi ilaç ve yiyeceklerini, bu gruplarla paylaştığı ve azami özenin gösterildiği belgelerle sabittir. Göç ettirme uygulaması sırasında bütün emir ve önlemlere karşın, kişisel kin ve acısı nedeniyle bile olsa yanlış uygulama yapan görevliler olmuşsa, tam bir hukuk devleti anlayışı içerisinde bu kimseleri Devlet yargılamış ve gerekli cezalan da vermiştir. Ermeni Tehciri uygulaması sırasında Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekilliğinde bulunan ve yönetimindeki Ermenilerin şevkini gerçekleştiren Mehmet Kemal Bey de, uygulamada ihmali bulunduğu iddia edilen bir kısım görevlileri mahkemeye sevk etmişti. Ne var ki gelişen yeni koşullarda bir süre sonra kendisi de aynı suçlama ile yargılanmak durumunda kaldı. Kaymakam Kemal Beyle ilgili süreç oldukça ilginç, ilginç olmanın ötesinde ibret vericidir. Bu bakımdan, Kemal Bey'in idamı ile sonuçlanan yargılanması sürecini ele almakta yarar vardır., I. Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı Devletini İtilaf Devletleri, Ermeni tehciri konusunda adeta "hesaba çekmek" istemişlerdir. O günkü hükümetlerinin, özellikle de Damat Ferit Paşa Hükümetinin basiretsiz uygulamalarından birisi de itilâf devletlerine yaranma, onların hoşgörüsünü sağlama gayretleri içerisinde; savaş dönemi idarecilerini yargılamak için Divan-ı Harb-i Örfileri kurmalarıdır. Divan-ı Harb-i Örfilerinden biri de İstanbul'da kurulmuştu. Bu mahkemenin İttihat ve Terakki ileri gelenlerini yargılamak, Milli Mücadele önderleri hakkında idam kararları almak gibi "icraatları" da bulunmaktadır. Aynı mahkeme "Ermeni tehcirinde kusuru olduğu gerekçesi" ile Boğazlı-yan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey ve arkadaşlarını da yargılanmıştır. Ancak bu yargılama, dönemin koşullan içerisinde uygulanması gereken prosedürü çok aşmış, yapılan işlemler, mahkemenin adeta bir "Ermeni intikam mahkemesi" gibi algılanmasına neden olmuştur. İtilaf Devletlerinin baskısı altında oluşan "suçlu arama psikolojisi" ile yapılan yargılama ve verilen idam kararı, kamuoyu vicdanında, yöneticiler arasında, İtilaf Devletleri ve Ermeniler arasında değişik yankılar bulmuş, tarihimize ise "kurban verme siyaseti"nin57 bir örneği olarak geçmiştir. Ancak, hem Ermeniler tarafından mağdur edilmek hem de işgalci devletlerin etkisiyle yüksek yöneticilerinin cezalandırılması gibi bir durumu Türk Milleti asla kabullenmedi. Basın, kamuoyu, halk ve Ankara'da toplanan TBMM olayı şiddetle protesto etti. Kaymakam Kemal Bey'in yargılanması ve idamına Türklerin gösterdiği tepki özellikle defin sırasında zirveye ulaşmıştır. İtilaf Devletleri ise, idama gösterilen tepkiyi Osmanlı Devleti'ne karşı sert politikalar uygulamak için bir bahane olarak kullanmışlardır. Bunun en somut örneklerinden birisi İzmir'in işgalidir. Öte taraftan bu tepki, İzmir'in işgali ile İstanbul başta olmak üzere bütün yurtta ortaya çıkan protesto gösterilerinin de kaynağını oluşturmuştur. Böylece bu olay, Milli Mücadele ruhunun pekişmesinde etkili olmuştur. Nitekim TBMM'de 14 Ekim 1922 tarihinde kabul edilen bir yasayla Mehmet Kemal Bey "Milli Şehit" ilan edilecek, eşine ve çocuklarına maaş bağlanacaktır.58 Kurtuluş Savaşı sırasında Ermenilerin mütecaviz hareketlerden geri kalmadıklarını görüyoruz. Milli güçler bunlarla da uğraşmak durumunda olmuştur. Nitekim Mustafa Kemal (Atatürk), Türk milletinin karşı karşıya bırakılmak istendiği oyunu 6 Temmuz 1919'da şöyle özetlemektedir: "Devlet ve milletimizin parçalanması ve Ermeni ve Yunan esaretine düşülmesi söz konusudur. Altı yüz elli sene efendilik eden bir milletin köle mevkiine düşmesi kolay bir hadise değildir." Gene 21 Eylül 1919'da "Ermenilere hiçbir kötü kastımız yoktur. Bilakis onların her türlü tabiiyet haklarına tamamen riayetkarız. Bunun aksi olarak yayınlar, düzmeceden ve İngilizlerin aldatmacasından ibarettir."demektedir. Atatürk 29 Ocak 1920'de "Maraş'ta, Fransız ve Ermeniler tarafından Müslümanların katliamı, insanlığı dehşete düşürecek şekilde devam ettiğini" bildirmiş; 8 Şubat 1920'de de "On yedi günden beri Maraş'ta cereyan eden feci ve kanlı vakalara nihayet verilmesi hakkında, medeniyet ve insanlık aleminin duyup öğrenmesi için yükseltilen feryat ve acının yankılanacak bir yer bulmadığı, hala bu vahşetin devamıyla sabit oluyor" diyerek Türklere karşı girişilen katliamlara sessiz kalınmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmiştir. Atatürk, ülkenin dörtbir yanından gelen Ermenilerin Türklere yaptıkları zulümleri de büyük üzüntülerle anlatmaktadır Örneğin "10/11 Şubat 1920'de "Adana'da heyecan ve asabiyet ziyadeleşmiştir. Ermeniler, kilise ve mekteplerde sık sık toplanmaktadırlar. İnekler ve Bahçe Ermenileri, Güller ve Zencirli İslam köylerini yağmalamış ve ahalisini pek vahşiyane katliam etmişlerdir"diyor. 14 Şubat 1920'de "Medeniyet maskesine gizlenen Fransızlar ve onların öncüsü olan Ermeniler, Urfa ve havalisinde İslam ahali hakkında zalimane katliamlara başlamışlardır" diyor. "Tarihte emsali görülmemiş olan bu vahşetin faili Ermeniler olup, Müslümanlar ancak namus ve hayatlarını muhafaza kaydıyla mukavemet ve müdafaada bulunmuşlardır" diye konunun özünü ortaya koyan Atatürk "Şu halde Ermenilerin intikam fikri ve tecavüzleri neticesi meydana gelmiş bazı vakalar var ise, bunların mesuliyeti milletimize değil bizzat Ermeni milletine ve onun tahrikçilerine ait olmak lazım gelir" sözleriyle de asıl suçluları işaret etmektedir. Atatürk "Bir uydurma Ermeni kırımı meselesi ve tüm dünyayı aldatmak için yaratılan bu kin ve hırs ürünü propagandaların niteliği hakkında uygarlık ve insanlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve bu suretle haksızlığa uğramış Türk ulusunun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması" gerektiğini 7 Mart 1920'de ifade etmiştir. Bunun için de açık deliller ve şahitler ortaya koymuştur, Örneğin 13 Mart tarihli Times gazetesinde yer alan bir habere atıfla Lord Curzon'un Avam Kamarasında irad ettiği nutukta Ermenilere dair "Bana öyle geliyor ki siz Ermenileri sekiz yaşında pek temiz ve masum bir kız gibi zannediyorsunuz. Bunda pek yanılıyorsunuz. Zira Ermeniler bilhassa son harekatı vahşiyaneleri ile ne derecelere kadar hunhar bir millet olduklarını bizzat kendileri ispat eylemişlerdir" dediğini hatırlatmaktadır. "Türkler tarafından Ermeniler aleyhinde katliam, uydurulmuş rivayetler ve daha önce yayılmış bir takım yalan ve iftiralardan ibarettir. Bunların kat'iyyen doğru olmadığına emniyet edebilirsiniz. Bu hakikatin belgelendirilmesi için tarafsız heyetlerin memleketimizde kemal-i serbesti ile icra-yı tahkikat eylemelerini memnuniyetle kabul ederiz. Bu meseleye dair Ermenistan'daki Yakın Doğu Amerika yardım heyetleri tarafından verilen en son raporların okunmasını tavsiye eyleriz" sözleriyle de Atatürk isteyen yabancıları konuyu yerinde incelemek üzere ülkeye çağırmış ve Bizzat batılı heyetlerin Ermenilerin yaptıkları vahşet hakkında verdikleri raporları da delil göstermiştir. "Sivas'ta benle görüşmüş olan, bilahare bu bölgeleri ziyaret eden ve buralarda Ermeni çetelerinin davranışları hususunda mufassal müşahadelerde bulunarak daha sonra kendisine bu konuda anlatmış olduğum şeylerin doğru olduğunu bana yazmış bulunan Amerikan Generali Harbord Amerikan Umumi efkarının kendisinden faydalı bilgi temin edebileceği bir şahidimizdir." diyerek kişi adları da vermektedir. "Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı." Sözleriyle gayet mantıki bir delili de ortaya koyan Atatürk, "İngiltere'nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda'ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz" sözleriyle de Avrupalı Devletlere kendi yaptıkları yanlış icraatları da diplomatik bir dille hatırlatmaktadır. (26 Şubat 1921) Bilindiği üzere Aslen Karamanlı olan ve milli mücadelede Atatürk'ün yanında yer alan Kâzım Karabekir Paşa'nın ahtıraları da Ermenilerin Türklere yaptıkları zulümlerle doludur. Bu zulümler o kadar çoktur ki ayrı bir konferans konusu yapmak gerekir. Bir kısmını örnekleme açısından aşağıda ele alacağız. Ancak milli mücadelenin nasıl emperyalistlerin maşası durumundaki Yunanlılarla yaşanmış bir batı cephesi varsa gene aynı konumdaki Ermenilerle de doğu cephesi yaşanmıştır. Girişilen mücadele sonucu Ermenilerle Kars Anlaşması yapılmış ve Atatürk'ün ifadesiyle "Ermeni sorunu denilen ve Ermeni milletinin gerçek olmayan isteklerinden çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik yararlarına göre çözülmek istenilen sorun, Kars antlaşması ile, en doğru şekilde çözüme ulaştırılmış" oluyordu. Ermenilerin Yaptığı Katliamlar A. Halka Yaptıkları Katliamlar Osmanlı Devleti içerisinde, büyük hak ve imtiyazlar içerisinde yaşayan Ermeniler, yukarıda anlatılan süreç içerisinde Devletin güçsüz dönemlerinde Müslüman halka ciddi saldırılarda bulunmuşlar ve katliamlara girişmişlerdir. Örneğin I. Dünya Savaşı sırasında Rus, İngiliz ve Fransız desteğindeki Ermenilerin yaptığı katliamlar ve soy kırımda bir milyondan fazla Türkün hayatını kaybettiği tarih kayıtlarında mevcuttur..59 Diğer bir ifade ile Türklerin kaybı, Ermenilerin kaybı ile kıyaslanamayacak oranda fazladır. Dahası, Ermenilerin kaybı yol koşullan, hastalık, eşkıya ve yakınları katledilen insanların intikam saldırıları gibi nedenlerle olurken ve Devlet bunların önlenmesi için alınabilecek bütün önlemleri almışken, Türklerin kaybı, tarihe geçen inanılmaz vahşetler, katliamlar sonucu gerçekleşmiştir. Örnek vermek gerekirse, Van soykırımından kurtulanların anlattıklarını içeren ve Van Belediye Başkanı ve Alay Komutanının imzasını taşıyan, İçişleri Bakanlığına gönderilmiş bir belgede, Rus kuvvetleri ile birleşen insan kasabı Ermenilerin girdikleri yerleri cesetten geçilmez halde bıraktıkları, kıymetli şeyleri yağmaladıkları, İslamiyet'e hakaret ederek cami ve medreseleri yağmaladıkları, Müslümanları katletmekten büyük zevk aldıkları, ahalinin burunlarını, kulaklarını, bacaklarını, kafalarını kesip karınlarını yardıkları, çocukları diri diri ateşe attıkları, bazılarının derilerini tulum çıkardıkları, kesik kafaları süngülere taktıkları, bazılarını kütük üzerinde doğradıkları, bir kısmını Mermid Çayına döktükleri, insanları kuyulara doldurdukları, kadın ve çocukları tandır damlarına doldurup yaktıkları, kadınlara anlatılamayacak tecavüzlerde bulundukları, direnenleri vahşi biçimde katlettikleri... belirtilmiştir.60 B. Osmanlı Devlet Adamlarına Suikastler Lozan Konferansında umduklarını bulamayan Ermeniler, bu kez de eski Osmanlı yöneticilerine karşı bir dizi suikasta girişmişlerdir. Aslında Ermeni siyasi cinayetleri Padişah II. Abdulhamit'i bombalama girişimleri ile başlar. Sonra Osmanlı Bankası olayı vardır. Nihayet Lozan konferansında azınlıklar başlığı altında ele alman ermeni konusundan eli boş dönmeleri sonucu, Osmanlı Döneminde yüksek yöneticilik yapmış bazı kimselere karşı suikastlara girişmişler ve bu cinayetlerde Talat, Cemal, Sait Paşalarla, Bahattin Şakir ve Cemal Azmi Beyler şehit olmuşlardır. Bilindiği gibi bu insanlar o günün bakan, başbakan düzeyinde üst yöneticilik yapmış Osmanlı devlet adamları idi. alıntı.. | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Milli Mücadele'de Denizli Olayı , Denizli Olayı Hakkında | Boramir!! | Türk Dünyası Ve Kültürü | 0 | 08-27-2008 03:31 |
| Lorenzo Olayı ve İstanbul'un Fethi , Lorenzo Olayı Hakkında | Boramir!! | Türk Dünyası Ve Kültürü | 0 | 08-02-2008 15:59 |
| Or.A.Kemal Kayacan kimdir-Kemal Kayacan hayatı-Kemal Kayacan biyografisi,hakkında | fusuy | Askerler | 0 | 06-04-2008 23:09 |
| öküz mehmet paşa olayı | _FeArLeSs_ | Komik Yazılar | 6 | 01-02-2008 12:21 |
| Kemal Sunal Kimdir? Kemal Sunal Hayatı, Kemal Sunal biyoğrafisi, Hakkında | Ebru | Tiyatrocu | 2 | 11-23-2007 23:57 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız