Baktabul.CoM, Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler  

Geri Dön   Baktabul.CoM, Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler > FARKLI DÜNYALAR > Türk Dünyası Ve Kültürü

Türk Dünyası Ve Kültürü Türk Dünyası Ve Kültürü

   

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 08-27-2008, 22:49   #1
.ஐ ignorance is bliss ஐ.
 
Mesajlar: 4.600
Teşekkür Etme: 815
326 Mesajina 559 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 32
Tecrübe Puanı: 24135557
Boramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un Çılgını
Tanımlı Türkiye Selçuklu-Eyyubi Siyasi Münasebetleri


TÜRKİYE SELÇUKLU- EYYÛBÎ SİYASÎ MÜNASEBETLERİ

Yrd Doç. Dr. Emine Uyumaz

Türkiye Selçuklu Devleti, 1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından Orta Asya'dan kitleler halinde Anadolu'ya gelen Türkmenler’in Selçuklu ailesine mensup başta Kutalmışoğlu Süleyman Şah olmak üzere diğer boy ve kumandanlar idaresinde teşkilâtlanması sayesinde kurulmuştur. Anadolu'nun Türkleşmesini ve bölgede Türk birliğini tesis etmeyi kendine misyon edinen Türkiye Selçuklu Devleti, bu hedefine ulaşmak için komşu devletlerle bazen dostane bazen de düşmanca ilişkiler içinde bulunabiliyordu. Buna dair en güzel örnegi bir Türk beyliği olan Zengiler'in devamı niteliğindeki Eyyûbîler ile olan münasebetlerinde görmekteyiz. Bilindiği gibi adını kurucusu Salâhaddîn Yusuf b. Eyyûb'un babası Necmeddîn Eyyûb b. Şâdi'den alan Eyyûbîler 1175-1260 yılları arasında merkezi Mısır olmak üzere Şam (Suriye, Ürdün, Lübnan), el- Cezire (Yukarı Mezopotamya), Diyarbekir ve Kuzey Irak'ta hüküm sürmüş müslüman bir devlet idi1.

Tarihî kaynakların bize verdiği bilgilere göre, Türkiye Selçuklu Devleti ile Eyyûbîler arasındaki ilk resmî ilişki Muharrem 572/ 10 Temmuz- 8 Ağustos 1176 tarihinde Salâhaddîn Eyyûbî tarafından Haleb'in fethi sonucu iki taraf arasında yapılan anlaşma hükümlerini Musullular’ın ve Artuklu beylerinin yanısıra Türkiye Selçukluları'nın da tanıması ile gerçekleştirmiştir2. Bu hadiseden kısa bir süre sonra Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan'ın 13 Eylül 1176 tarihinde gerçekleşen Myriakephalon Savaşın’da Bizanslılar’ı yenilgiye uğratması üzerine zaferini bildirmek için Salâhaddîn Eyyûbî'ye elçi gönderdiğini bilmekteyiz3. Fakat iki taraf arasında gayet resmî çerçevede başlayan bu dostluk ilişkisi Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan'ın Bizans'a karşı kazandığı büyük başarıdan sonra Anadolu'daki Türk birliğini sağlamak için doğuya yönelmesi ve burada yaptığı askerî faaliyetler neticesinde gerginleşmeye başladı. Zira II. Kılıç Arslan Danişmendliler'e ait olan Malatya'yı 1178 yılında alınca Artuk Beyleri sıranın kendilerine geleceğini düşünerek Salâhaddîn Eyyûbî'den himaye talebinde bulundular4. Gerek böyle bir teklifte bulunması gerekse bu isteğin Eyyûbîler tarafından kabul görmesi II. Kılıç Arslan'ı oldukça rahatsız etmiş olmasına rağmen faaliyetlerine devam etti. İlk iş olarak daha önce kendisine ait olan ve şimdi Salâhaddin Eyyûbî'nin Baalbek Hakimi Şemseddîn İbnü'l- Mukaddem'in elinde bulunan Ra'ban (Araban) Kalesi’ni geri almak için ordusunu harekete geçirdiği gibi adı geçen kalenin kendisine teslim edilmesi için Salâhaddîn Eyyûbî'ye elçi gönderdi. Elçi: Ra'ban kalesinin Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından izinsiz olarak II. Kılıç Arslan'dan alındığını ve zaten oğlu Melik el- Salih'in de burasını sultana teslim ettiğini, bu nedenle Salâhaddîn Eyyûbî'den kalenin iade edilmesini talep etti. Fakat II. Kılıç Arslan'ın bu isteği Salâhaddîn Eyyûbî tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan yaklaşık 20.000 kişilik bir kuvvet ile Ra'ban Kalesi’ni muhasara edip etrafını yağmalamaya başladı. Kalenin Hakimi Şemseddîn İbnü'l Mukaddem hem durumu bildirmek hem de yardım talep etmek için Salâhaddîn Eyyûbî'ye haber gönderdi. Bunun üzerine Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn kardeşinin oğlu Takiyeddîn Ömer ile Seyfeddîn Ali b. el- Meştûb'u yardım için gönderdi. İmadeddîn el- Kâtib el- Isfahanî'nin ifadesine göre: “1.000 kişilik Eyyûbî kuvvetini gören Türkiye Selçuklu askerleri dağılıp kaçtılar”5. Süryani Mihail ise " 575/ 1179-1180 yılında gerçekleşen bu olayda iki taraf Türk ise de yapılan savaşta Selçuklu ordusu Takiyeddîn'in askerleri karşısında mağlup oldu" 6 demektedir. Bu olaydan sonra Salâhaddîn Eyyûbî katibi İmadeddin el- Katib el- Isfahanî'ye Musul Veziri Mücahiddîn Kaymaz'a gönderilmek üzere şu mektubu yazdırmıştır: " Malumdur ki biz İslâm'ın galip gelmesini, İslâm askerlerinin kafir ordularına karşı muzaffer olmasını istiyorduk. II. Kılıç Arslan, Rumlar'la anlaştı, Franklar'la hediye alıp verdi. Dinin gösterdiği yoldan ayrıldı. Kafirleri müminlere karşı savaşa teşvik etti...Asker hazırlayarak Ra'ban kalesini muhasara etti. Askerleri tarlaları tahrip ettiler, yol kestiler, ekinleri yaktılar, ziraatı mahvettiler. Bu hareket Müslümanların kalblerini yaraladı. Şemseddîn İbnü'l- Mukaddem onlardan çok şikayet etti. Biz onların kaleyi almasından endişelenmedik. Zira o kadar güçlü değillerdi. Biz halkı zulümden kurtarmak için Takiyeddîn'i 1.000 kişi ile görevlendirdik. Oysa onlar 30.000 kişi idiler ve kaçtılar. Allah bilir ya onların heybetini yıkmak ve hatalı fikirlerinden dolayı onları cezalandırmak istemedik..."7.

Ra'ban hadisesinden kısa bir süre sonra Türkiye Selçuklu-Eyyûbî ilişkilerinin II. Kılıç Arslan'ın damadı Nureddîn Muhammed yüzünden yeniden gerginleştiğini görüyoruz. Şöyle ki, Hısn Keyfa Sahibi Nureddîn Muhammed b. Kara Aslan b. Davud b. Artuk8, II. Kılıç Arslan'ın kızı Selçuk Hatun'la evlenmiş ve sultan, Selçuk Hatun'a9 Artuklu sınırlarına yakın bir kaç Selçuklu kalesini çeyiz olarak vermişti. Ancak bir süre sonra Nureddîn Muhammed, II. Kılıç Arslan'ın kızından yüz çevirip bir şarkıcıyla evlenmiş ve ülkesine, hazinesine o hakim olmuştu. Sultan bu durumu öğrenince derhal damadına bir elçi gönderip ya evlilik akdi sırasında aldığı kaleleri geri iade etmesini ya da şarkıcı kadından ayrılmasını istedi. Aksi takdirde Artuklu ülkesini elinden alacağına dair tehditlerde bulunup Harput havalisindeki bazı yerleri de ele geçirdi. Durumun ciddiyetini kavrayan Nureddîn Muhammed kendisine yardımcı olması için Salâhaddîn Eyyûbî'den yardım istedi ve onun himayesine sığındı. Bunun üzerine Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn, Nuredddîn'e karşı saldırgan tutumundan vazgeçmesi için II. Kılıç Arslan'a elçi ve mektup gönderdi. II. Kılıç Arslan da cevap olarak: Damadı Muhammed b. Kara Arslan'ın kusurlarını saydıktan sonra " Ben sadece kızımla evlendiği zaman ona verdiğim kaleleri geri istiyorum"dedi. Bunun üzerine Salâhaddîn Eyyûbî ise " Ona dokunamazsın. Biz onunla anlaşma yaptık ve himayemize aldık. Eğer üzerine yürüyecek olursan atlarımızın dizginlerini onun yardımına çeviririz " diye cevap verdi. Bu cevap üzerine iki taraf arasında bir anlaşmaya varılamadığı gibi gerginlik daha da arttı. Diğer taraftan Franklar (Haçlılar) Salâhaddîn Eyyûbî'den sulh isteyip öne sürülen bütün şartları kabul etmişlerdi. Böylece Şam bölgesini emniyete alan Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn, II. Kılıç Arslan ile olan anlaşmazlıkları gidermek için 576/1180-1181'de ordusuyla Tell-başir istikametinden Ra'ban'a hareket etti. Bu sırada Hısn Keyfa Sahibi Nureddîn Muhammed de Salâhaddîn ile buluşmak için Ra'ban'a vardı.

Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ise Salâhaddîn Eyyûbî'nin kendisine doğru yaklaşmakta olduğu haberini alır almaz veziri İhtiyareddîn Hasan b. Gafnas'ı ona elçi olarak gönderdi. Elçi, Salâhaddin'in huzuruna varınca ona şu mesajı iletti: " Bu adam ( Nureddîn Muhammed) kızıma şöyle şöyle yaptı : mutlaka onun ülkesine girmeli ve ona haddini bildirmeliyim." dede. Elçinin mesajına sinirlenen Salâhaddîn " Efendine de ki, Eğer geri dönmezse Allah'a yemin ederim ki, Malatya üzerine yürüyeceğim. Malatya'ya iki günlük mesafedeyim, oraya vardığımda da atımdan inmeyeceğim, sonra da bütün ülkesini elinden alacağım" dedi. Durumun ciddiyetini kavrayan İhtiyareddîn huzurdan ayrıldı ve ertesi gün Salâhaddîn tarafından tekrar kabul edildiğinde " Ben efendim adına değil, kendi adıma size bir şeyler söylemeyi ve bana hak vermenizi taleb ediyorum" dedi. Cevap olarak Salâhaddîn Eyyûbî "söyle " diye karşılık verince elçi : " Ey efendimiz ! Bu çirkin iş senin gibi bir sultana yakışmaz, siz sultanların en büyük, en şanlı, en şöhretlilerinden birisin. Halkın senin cihadı terk edip Haçlılar’la anlaşma yaptığını, ülke çıkarlarını bir kenara bıraktığını ve askerlerini bir şarkıcı için yollara döktüğünü duyması kadar büyük bir kötülük düşünebiliyormusunuz? Yarın Allah Taâlâ'ya ne mazeret beyan edeceksiniz? Sonra halife ve diğer Müslüman hükümdarların ve bütün halkın nezdindeki itibarın ne olur? Düşün ki hiç kimse senin yüzüne karşı bunları söylemez, fakat meselenin böyle olduğunu bilmezler mi? Sonra farz et ki, II. Kılıç Arslan öldü ve kızı da beni sana gönderdi. O sana sığınıyor ve kocasından hakkını almak istiyor. Sen bunu reddetmezsin" dedi. Bunun üzerine Salâhaddîn: " Vallahi sen haklısın! Mesele senin dediğin gibidir; fakat bu adam (Nureddîn) bana sığındı. Şimdi onu bırakırsam bu bana yakışmaz. Sen onunla görüş ve aranızdaki meseleyi dilediğiniz gibi halledin. Ben de size her türlü yardımda bulunacağım dedi. Bunun üzerine İhtiyareddîn Hasan, Nureddîn Muhammed ile görüştü ve yapılan müzakereler sonucunda Nureddîn'in bir sene sonra şarkıcıyı yanından uzaklaştırmasına, aksi hareket ettiği takdirde Salâhaddîn'in kendisinden yardım desteğini çekmesine karar verildi10. Böylece iki taraf arasındaki anlaşmazlık tatlıya bağlanmıştı. Hatta hemen Müslüman Türkmenler’e kötü muamelede bulunan Kilikya Ermeni Krallığı üzerine bir sefer tertip etmek için anlaşma bile yaptılar. Ermeni seferinden sonra Salâhaddîn Eyyûbî Mısır'a, II. Kılıç Arsalan da Malatya'ya geri döndü11.

Bu olaydan sonra II. Kılıç Arslan ile Salâhaddîn Eyyûbî arasındaki ilişkiler gayet olumlu bir seyir takip etmiştir. Nitekim Salâhaddîn Eyyûbî'nin Kudüs'ü feth ettiği haberi duyulunca II. Kılıç Arslan'ın Haçlılar’a karşı kazanılan bu büyük zaferi tebrik etmek ve iki taraf arasındaki anlaşmaları yenilemek üzere Veziri İhtiyareddîn Hasan'ı Eyyûbî Sultanına gönderdiği bilinmektedir. Salâhaddîn'in Kevkeb Kalesi’ni muhasara ettiği sırada gerçekleşen bu ziyarette (1188) İhtiyareddîn'e gayet iyi muamele edilmiş ve izzet-ikrâmda bulunulmuştu12. III. Haçlı seferinde (1189) de II. Kılıç Arslan ile Salâhaddîn Eyyûbî arasındaki iyi ilişkiler devam etmiştir. Yapılan anlaşma gereği II. Kılıç Arslan ve büyük oğlu Kutbeddîn Melikşah Haçlılar’ı durdurmak için mücadele ettilerse de Türkiye Selçuklu Devleti’nin içinde bulunduğu sıkıntılar nedeniyle başarılı olamadılar. Ancak bu başarısızlık iki taraf arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkilemedi. Zira III. Haçlı seferinin sonlarına doğru Malatya Hakimi Kayserşah kardeşi Kutbeddîn Melikşah'ın faaliyetlerinden çekindiği için Kudüs'te bulunan Sultan Salâhaddîn'in yanına gidip yardım taleb ettiği gibi Melik el-Adil'in kızlarından biriyle evlendi (1191). Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn ise Kayserşah'ın yardım isteğine karşı, kardeşler arasındaki problemi halletmek için Kazasker Şemseddîn b. el- Ferrâş'ı Anadolu'ya gönderdi. Ayrıca Kutbeddîn Melikşah'ın 1192 yılında Salâhaddîn Eyyûbî'yi Anadolu’ya davet ettiğini biliyoriz. Ancak Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn Haçlılar ile uğraştığı için bu davete olumlu cevap verememiştir13.

Yukarıda da bahsedildiği gibi ilk defa 1176 yılında başlayan Türkiye Selçuklu-Eyyûbî ilişkileri çeşitli merhalelelerden geçerek 1192 tarihine kadar devam etmişti. Ancak 1192 yılında II. Kılıç Arslan'ın bir yıl sonra da Salâhaddîn Eyyûbî'nin ölmesi üzerine her iki devlette de saltanat mücadeleleri başladığı için bir süre kendi iç işleriyle meşgul oldular. I. Gıyaseddîn Keyhüsrev babasının ölümünün ardından büyük bir itirazla karşılaşmadan Türkiye Selçuklu tahtına geçmişti. En büyük rakibi gibi gözüken kardeşi Kutbeddîn Melikşah'da öldüğü için Keyhüsrev ülkeyi başarıyla idare etmeye başlamıştı. Fakat 1197 yılında kardeşi Tokat Meliki Rükneddîn II. Süleymah Şah saltanat iddasında bulunarak Konya'yı muhasara etti. Dört ay süren kuşatma sonucu I. Gıyaseddîn Keyhüsrev Konya halkının arabuluculuğu ile kendisine ve çocuklarına dokunulmamak şartıyla şehri, Rükneddîn II. Süleyman Şah'a teslim etti. İbn Bibi'nin kaydettiğine göre14; I. Gıyaseddîn Keyhüsrev kendisine ikamet edebilecek bir yer bulabilmek için önce Kilikya Ermeni Krallığına, oradan Elbistan'a ve daha sonra Malatya Sahibi Kayserşah'ın yanına gitmişti. Aynı zamanda Melik el- Adil'in damadı olan kardeşi Kayserşah'ın yanında bir müddet kaldıktan sonra belki kendisine de yardımcı olunur ümidiyle Haleb'e gitti. Ancak Halep Sahibi Melik el- Zahir, I. Gıyaseddîn Keyhüsrev'i gayet iyi karşılamış olsa da muhtemelen kendi iç işlerindeki karışıklıklar nedeniyle ona karşı yeteri kadar ümit verici davranmamıştır15. I. Gıyaseddîn Keyhüsrev'den sonra Malatya Sahibi Kayserşah'ta 1200 yılında ülkesini elinden alan kardeşi Rükneddîn II. Süleyman Şah'tan kaçarak kayınbabası Melik el- Adil'e sığındı16. Fakat, Melik el- Adil, damadını Türkiye Selçuklu Sultanı Rükneddîn II. Süleyman Şah'a karşı savunmak yerine onu Urfa'da ikâmet ettirdi. Zira, bu sıralarda kendi iç işleri de oldukça karışıktı. Nitekim, 1202 yılında Salâhaddîn'in oğlu Melik el- Efdal hem amcası Melik el- Adil'in hem de kardeşi Halep Sahibi Melik el- Zahir'in kendisine ait bazı toprakları zapt etmeleri üzerine Türkiye Selçuklu Sultanı Rükneddîn II. Süleyman Şah'a elçi gönderip, ona tâbi olduğunu ve hutbelerde onun adını okuttuğu gibi, yine onun adına para darp ettireceğini bildirdi17. Böylece ilk defa bir Eyyûbî meliki Türkiye Selçuklu Devletine tâbi olmuş oluyordu. Melik Efdal'in bu tâbiliğinin I. Gıyaseddîn Keyhüsrev'in ikinci kez Türkiye Selçuklu tahtına çıkışında (1205-1211) da devam ettiğini görmekteyiz. Nitekim I. Gıyaseddîn Keyhüsrev'in Konya’da tahta oturduğunda Sümeysat Sahibi Melik el Efdal, sultana itaatini bildiren bir elçi göndermiştir. Ayrıca Sultan I. Gıyaseddîn Keyhüsrev'in, Melik el- Eşref'in desteği ile Harput'u muhasara eden Nasreddîn Muhammed'e karşı 6.000 kişilik Selçuklu askeri ile Melik el- Efdal'i görevlendirdiğini de bilmekteyiz18.

Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddîn Keyhüsrev Harput meselesini halledip ülkesinin doğu sınırlarını emniyet altına aldıktan sonra Anadolu'dan geçen milletler arası ticaret yolları üzerinde söz sahibi olabilmek için daha çok Kilikya Ermeni Krallığı ve Bizans ile olan ilişkilerine ağırlık verdiği için Eyyûbîler ile pek fazla ilgilenememişti. Nitekim, yerine geçen oğlu I. İzzeddîn Keykavus (1211-1220) da babasının siyasetini takip etmiş ve saltanatının ilk yıllarında Eyyûbîler ile münasebette bulunmamıştı. Ancak, 614/1216-1217 yıllarında Halep Sahibi Melik el- Zahir'in ölümü üzerine cereyan eden olaylar neticesinde ticarî açıdan son derece önemli bir şehir olan Haleb'i almak üzere 615/ 1218-1219 yıllarında harekete geçti. Kaynakların verdiği bilgilere göre: Melik el- Zahir ölünce yerine oğlu Melik el- Aziz tahta geçmişti. Ancak henüz çok küçük yaşta bulunduğu için naibliğini annesi, Atabeyliğini ise Şehabeddîn Tuğrul yapmaktaydı. Halep ileri gelenlerinden bazıları Atabeyin kendilerine karşı olan tutumları nedeniyle rahatsızlık duyup Anadolu'ya gelerek I. İzzeddîn Keykavus ile görüştüler. Sultana Haleb'e yürümesini ve bu iş için Sümeysad Sahibi Melik el- Efdal'e yazılı bir davette bulunursa kendisine yardımcı olabileceğini söylediler. Bunun üzerine, Haleb'i Türkiye Selçuklu topraklarına katmak isteyen I. İzzeddîn Keykavus derhal devlet erkanını topladı, " Halep ülkesinin küçük bir çocuk ile bir kadının elinde kaldığını, eğer vaktinde asker gönderilir ve tedbir alınırsa Şam vilayetini elde edebileceğini" söyledi. Devlet erkanı ise "Babasının mülkünde hükümdar olan bu küçük çocuğun babası ve dedeleri ile daima dostane ilişkiler içinde bulunulduğunu, ayrıca komşu milletler ona taziye ve tebrik için elçiler gönderirken sizin o yetim çocuğun mülküne saldırmanız komşularımızın hoşuna gitmeyecektir" diye cevap verdi. I. İzzeddîn Keykavus ise " Sultanlar arasında merhamet yoktur" deyip Melik el- Efdal'e davette bulunduğu gibi ordunun hazırlanmasını emretti. Sultanın isteği doğrultusunda ilk iş olarak Maraş Hakimi Emir Nusretüddîn'e ordu hududa gelinceye kadar süvari ve piyade kuvvetleri ile muhasara aletleriyle birlikte hazır bulunması için ferman yazıldı. Malatya ve Sivas sahiplerine de aynı şekilde fermanlar gönderildi. Uç beylerine ise Yabanlu19 yaylasında hazır bulunmalarına dair ferman yazıldı. Sümeysad Sahibi Melik el- Efdal ile de Selçuklu Sultanı I. İzzeddîn Keykavus'a tâbi olması şartı ile Halep topraklarına birlikte saldırılmasına ve Halep ile ona bağlı olan yerlerin Melik el- Efdal'e kalmasına daha sonra da Melik el- Eşref'in elinde bulunan Harran, Ruha (Urfa) gibi diğer doğu ülkelerine de sefer düzenlenmesine ve buralarının I. İzzeddîn Keykavus'a kalması şartı ile anlaşma yapıldı. Gerçekleşen ittifaktan sonra her iki tarafın askerleri de harekete geçti. İlk önce yollarının üzerindeki Ra'ban Kalesi’ni ele geçirdiler ve yapılan anlaşma gereği I. İzzeddîn Keykavus burasını Melik el- Efdal'e teslim etti. Daha sonra Tell-başir'e hareket ettiler ve on gün boyunca kaleyi kuşattılar. Fakat bir netice alamayınca Sultan I. İzzeddîn Keykavus civardaki bütün ağaçların ve üzüm bağlarının kesilmesini emretti. Geçim kaynaklarının yok edildiğini gören ahali kalenin teslim edilmesi için kale muhafızına baskıda bulununca Tell-başir'i de ele geçirmiş oldular. Ancak I. İzzaddîn Keykavus bu defa kaleyi Melik el- Efdal'e teslim etmeyip kendi adına alıkoyması için Emir Nureddîn'e bıraktı. Melik el-Efdal ise anlaşmaya uymayan I. İzzeddîn Keykavus'un bu davranışından şüpheye kapılıp ya aynı şeyi Haleb'i aldığımız zamanda yaparsa o zaman kardeşlerimin mülkünü ellerimle bir yabancıya teslim etmiş olacağım, oysa bu benim hiç bir işime yaramaz düşüncesine kapılarak sultanı oyalamak için zamanın önemi yok diyerek önceden kararlaştırıldığı gibi ilerlemek yerine şurayı da alalım, burayı da alalım, böylece Haleb'i daha kolay ele geçiririz demeye başladı. Bunun üzerine Sultan I. İzzeddîn Keykavus Tell-başir'den sonra Menbic'e yöneldi ve kısa sürede burayı da ele geçirdikten sonra kaleyi tamir ettirdi. Ayrıca Halep emîrlerinin bazılarına tevkiler göndererek onları hoşnut etmeye çalıştı.

Diğer taraftan Atabey Şehabeddîn Tuğrul, I. İzzeddîn Keykavus ile Melik el- Efdal'in Halep üzerine doğru ilerlediklerini öğrenince kendisini kalede muhasara edeceklerinden korkmuş ve şehir halkının da gönüllü olarak şehri teslim etmelerinden çekindiği için Haçlılar'la (Franklar’la) meşgul olan Melik el-Eşref'e elçi göndererek kendisini tâbi tanıyacaklarını bildirerek kızkardeşinin oğlu olan Melil el- Aziz'e yardım etmesini talep etti. Teklifi cazib bulan Melik el-Eşref yanındaki askerlerle yola çıktı ve diğer birliklerine de Haleb’e gelmeleri için haber gönderdi. Melik el-Eşref Halep yakınında karargah kurup askerlerinin gelmesini beklerken kız kardeşi ve Atabey ile buluşup I. İzzeddîn Keykavus’a karşı nasıl tedbir alacaklarını kararlaştırdı20. İlk önce Halep emirleri ve ileri gelenleri ile görüşüp onlardan bağlılık yemini aldı, ardından da Türkiye Selçuklu sultanının üzerine doğru hareket etti. Sultan ise Melik el-Eşref’in yaklaşmakta olduğu haberini alınca Emîr-i Meclis Mübarizeddîn Behramşah’ı 4.000 kişilik bir öncü kuvvet ile görevlendirdi. 4.000 kişilik diğer bir kuvveti de Çaşnigir Seyfeddîn kumandasında arkadan yola çıkardı. Kendisi de 14.000 kişi ile hareket edecekti. Emir-î Meclis Behramşah Haleb’e yaklaştığı sırada Sivas Elli-Başıların’dan Mahmut Alp’i düşman askerlerinin vaziyetini anlamak için keşfe gönderdi. Çok tecrübeli bir asker olan Mahmut Alp, düşman ordusuna hemen saldırmanın tehlikeli olacağını, Seyfeddîn Çaşnigir’e kuvvetleri ile gelmesi için acele haber gönderilmesini hatta, savaş için sultanın askerlerinin de beklenmesini söylemesine rağmen, Behramşah bu tavsiyeyi dinlemeyip saldırıya geçti. Yapılan savaşta Emir-î Meclis Behramşah bir grup askeri ile Melik el-Eşref’in eline esir düştü. Bu haber Sultan I. İzzeddîn Keykavus’a ulaşınca askerin bir bölümü esir düşmüş olabilir fakat Çaşnigir Seyfeddîn nerede ? niye savaşmıyor ? diye şüpheye düşüp geri çekilmeye başladı. Sultanın savaşmadan geri çekildiği haberini alan Melik el-Eşref ise kısa bir süre önce İzzeddîn Keykavus’un eline geçen yerleri birer birer geri almaya başladı. Sultan I. İzzeddîn Keykavus bütün kalelerin Melik el-Eşref’in eline geçtiğini duyunca çok sinirlendi ve geri dönen emirlerini bir evde toplatıp yaktırmıştır21.

I. İzzeddîn Keykavus açısından hezimetle sonuçlanan Halep Seferi’nin ardından Türkiye Selçuklu – Eyyûbî ilişkileri oldukça gerginleşmişti. Her ne kadar Melik el-Eşref bir süre sonra savaşta esir düşen Emir-î Meclis Behramşah ve diğer Selçuklu askerlerini serbest bırakıp Anadolu’ya göndermiş ise de iki taraf arasında pek bir yumuşama olmamıştı. İşte bu şartlar altında 1220 yılında Türkiye Selçuklu tahtına çıkan I.Alâeddîn Keykubad bu durumu gidermek için Melik el- Eşref’e bir elçi göndererek onunla barış yaptı. Her ikisi de ittifak edip birbirlerine karşı iyi niyetle davranacaklarına, birbirlerine destek olacaklarına ve ayrıca aralarında akrabalık bağı kuracaklarına dair anlaşmaya vardılar. Böylece hem Alâeddîn Keykubad hem de Melik el-Eşref memleketlerine gelecek saldırıdan bu şekilde kurtulmuş oldular22. Fakat Eyyûbîler'in kendi aralarındaki anlaşmazlıkları yüzünden Doğu Anadolu’da huzursuzluklar başladı. Ülke sınırları yakınındaki bu durum Türkiye Selçuklu Sultanı I. Alâeddîn Keykubad’ı tedirgin etmekteydi.

İbn Nazif el-Hamevî 623/1226 yılı olaylarını anlatırken Sultan Alâeddîn Keykubad ile Eyyûbîler’in arasında elçilerin gelip gittiğinden bahseder23. Fakat nedenleri hakkında bilgi vermez. Ancak biz, 623/1226 yılında I. Alâeddîn Keykubad’ın Amid Sahibi Mesud’un üzerine düzenlediği sefer nedeniyle Melik el-Eşref ile arasının bozulduğunu biliyoruz. Hatta, bu seferde Türkiye Selçukluları’nın eline geçen Kahta’nın muhasarasında Şam Orduları Komutanı İzzeddîn b. Bedr esir düşüp Kayseri’de hapsedilmişti24. Ancak, Amid Sahibi Mesud’un itaat talebinden sonra Sultan Alâeddîn Keykubad, Doğu Anadolu bölgesinin hareketliliğini göz önünde tutarak Eyyûbîler’le arasındaki kırgınlığı gidermek ve dostluğu daha sağlam temellere oturtmak için onlarla akrabalık bağı kurmaya karar verdi. Bu fikrini gerçekleştirmek için de ilk iş olarak İzzeddîn b. Bedr’i maiyetiyle birlikte hapisten çıkarttı ve ona hil'atler hediye edip hürmet göstererek Şam’a gitmesine izin verdi. Bu hadiseden kısa bir süre sonra Sultan Alâeddîn Keykubad devlet işlerinin görüşüldüğü bir sırada Naib Hokkabazoğlu Seyfeddîn’e Eyyûbîler’le akrabalık kurma fikrini açtı ve gerekli hazırlıkların yapılmasını emretti. Devletin hazineleri, Came-haneleri (elbiselerinin muhafaza edildiği depo), Stabllar (ahur) açılarak kıymetli mücevherler, kumaşlar, atlar ve katırlar ile Horasan ve Irak’ta imal edilmiş eşyalardan oluşan muazzam bir hazine muteber bir kaç kişi ile birlikte Melik el- Adil’in kızı Gaziye Hatun’u istemek üzere Hokkabazoğlu Seyfeddîn idaresinde Şam’a doğru yola çıkarıldı. Heyet Malatya’ya varmıştı ki, Hokkabazoğlu Seyfeddîn hastalanarak öldü. Bu haberi alan I. Alâeddîn Keykubad onun yerine Çaşnigir Şemseddîn Altunaba’yı Malatya’ya gönderdi. Çaşnigir Şemseddîn Malatya’ya gelip işleri yoluna koyduktan sonra yol için gerekli tedbirleri alarak Şam’a doğru yola çıktı. Bu sırada İzzeddîn b. Bedr elçilik heyetinin gelmekte olduğu haberini alınca durumu Eyyûbî meliklerine bildirdi. Sultan Alâeddîn Keykubad’ın İzzeddîn b. Bedr ve diğer Eyyûbî esirlerine iyi muamele etmesinden etkilenen Adil-oğulları aradaki kırgınlığı daha fazla devam ettirmemek için büyük hürmet ve misafir-perverlik ile elçilik heyetini karşıladılar. Ertesi gün Şam’da toplanmış olan Melik el-Muazzam, Melik el-Eşref, Melik el-Gazi, Melik Fahreddîn nikâh akdi için kadıyı ve Şemseddîn Altunaba’yı davet ettiler. Nikâh kıyılıp, Şemseddîn Altunaba’nın getirdiği hediyeler dağıtılıp, şeker ikram edildi. Ancak, gelinin cihazının hazırlanması için bir müddet Çaşnigir Şemseddîn Altunaba misafir edildi. O da bu esnada Sultan Alâeddîn Keykubad’a isteği doğrultusunda işlerin halledildiğini, ancak gelini karşılamak için Malatya’ya kadar gelecek olursa Eyyûbî meliklerine karşı bir nevî lütuf ve nezaket göstermiş olacağını arz eden bir mektup gönderdi. Bu haber üzerine Sultan Alâeddîn Keykubad derhal Malatya’ya hareket etti. Sultan I. Alâeddîn Keykubad şehre vardığında düğün hazırlıklarının başlamasını ve her tarafın süslenmesini emretti. Gelin alayıyla birlikte gelen Şam emirleri her tarafı altınlar, gümüşler ve mücevheratla süslenmiş yedi köşk tertib ettiler. Katırlar üzeninde taşınan bu köşkler içinde oyuncular, hokkabazlar hünerlerini sergiliyorlardı. Harput meliki de sultanın sağdıçlığı ile şereflendirilmişti. Bir hafta devam eden eğlencede her tarafa altın ve gümüş paralar saçıldı. Ertesi sabah da Şam’dan gelen misafirlere bol bol ihsanlarda bulunup ülkelerine dönme izni verdi. Ayrıca, yeni eşi Gaziye Hatun’a da büyük servet takdim ettikten sonra düğün alayı Kayseri’ye doğru hareket etti. Yolda uğradıkları her şehirde düğün merasimleri tertip edilmekteydi. Bu merasimler sultanın ve düğün alayının Antalya’ya varışına kadar devam etti25.

Gerek Eyyûbîler gerekse Sultan Alâeddîn Keykubad açısından son derece önemli olan bu evlilik akdinin tarihi ne İbn Bibi’de ne de Eyyûbî kaynaklarında kayıtlı değildir. Yalnızca Müneccimbaşı 624/1226-1227 tarihini vermektedir26.

Yine İbn Nazif el-Hamevi’nin verdiği bilgiye göre, 624/1226-1227 yılında Eyyûbîler ile Alâeddîn Keykubad arasında sık sık elçiler gelip gitmiştir. Meselâ, bu yıl içinde Erzincan Kadısı Kemâleddîn Kamyar sultanın elçisi olarak Melik Mücahid’e gitmiş ve büyük bir izzet-ikrâmla karşılanmıştı. Melik Mücahid’in elçisi de Alâeddîn Keykubad’ı ziyaret etmişti. el-Zeki bin el-Acemi adındaki Melik el-Eşref’in elçisi de Sultan Alâeddîn Keykubad’ın ziyaretine gelmişti. Yine bu yıl içinde Sultan Alâeddîn Keykubad’a Melik Muazzam’ın elçisi Kerimeddîn el- Halâtî’nin gelmesi beklenmekteydi. Ayrıca, Halep Atabeyi de İbnü’l- Ebî Heyca el-Dukayik adında bir elçi göndermiştir. Fakat, bu elçilerin geliş gidişlerinin nedeni hakkında bilgi verilmemektedir. Yalnızca Sultan Alâeddîn Keykubad’ın Melik Mücahid’e gönderdiği Mihmandar Necmeddîn’in: “Senin Melik Muazzam’la olan işini halletmek ve senin malların üzerindeki itirazını kaldırmak için geldim”27 demesi dikkate şayandır. Bu sözlerden anlaşıldığı kadarıyla Eyyûbî melikleri birbirleri ile olan anlaşmazlıkları gidermek için aralarındaki akrabalık bağına güvenerek muhtemelen Sultan Alâeddîn Keykubad’tan yardım talep etmişlerdi.

Kaynaklar 625/1227-1228 yılına ait olanları verirken Sultan Alâeddîn Keykubad ile Eyyûbîler arasındaki ilişkilere dair doğrudan bilgi vermezler. Yalnız, Türkiye Selçukluları’na tâbi olan Erzincan ve Erzurum sahiblerinin Eyyûbîler’e meyl ettiğinden bahsederler. Nitekim, Alâeddîn Keykubad 625/1227-1228 tarihinde önce Erzincan’ı ilhak etmiş ardından da Erzurum üzerine hareket ederken Rükneddîn Cihanşah’ın itaat talebiyle bundan vazgeçmişti. Fakat, Eyyûbîler’in Erzurum Sahibi Rükneddîn Cihanşah’a destek vermesi sonucu Sultan Alâeddîn Keykubad ile Eyyûbîler arasında tekrar gerginlik yarattı. Bu sırada Celâleddîn Herzemşah’ın 624/1225 yılında dostluk temennisiyle Sultan Alâeddîn Keykubad’a gönderdiği elçilik heyetiyle iki devlet arasında başlayan dostluk gün geçtikçe ilerlemiş ve bu son hadiseler sonunda Eyyûbîlere karşı ittifak yapacak bir hale gelmişti.
626/1229 yılı sonunda Celâleddîn Harezmşah’ın Ahlat’ı muhasara etmesi sonunda Sultan Alâeddîn Keykubad’ın, Celâleddîn Harezmşah ve Eyyûbîler’le olan ilişkileri tekrar farklı bir boyut kazandı. Çünkü, bir tarafta Eyyûbîler’e karşı ittifak yaptığı aynı ırktan ve dinden Celâleddîn Harezmşah ve diğer taraftan ise hem komşusu hem de aralarında akrabalık bağı bulunan Eyyûbîler birbirleriyle savaşıyorlardı. Her ne kadar, Sultan Alâeddîn Keykubad hem Moğollar hem de Eyyûbîler ile başa çıkamayacağını bu nedenle de daha istikrarlı bir siyaset takip etmesini ve savaştan uzak durmasını Celâleddîn Harezmşah’a tavsiye etmişse de bu olumlu bir netice vermemiş, tam tersine aralarındaki dostluğun bozulmasına neden olmuştu. Yine görünürde Alâeddîn Keykubad’a tâbi olan Erzurum Sahibi Rükneddîn Cihanşah bu savaşın başlarında açıkça Eyyûbîlerler’i destekliyordu. Fakat, Ahlat’ın savunulmasında Eyyûbîlerler'in zor anlar yaşadığını görünce bu defa kendisine müttefik olarak Celâleddîn Harezmşah’ı seçti. Anadolu topraklarındaki Türk birliğini bozan bu son değişikliğin neticesi olarak Eyyûbîler ve Türkiye Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubad, Celâleddîn Harezmşah’a karşı ittifak yaptılar. Bilindiği gibi, bu ittifakın neticesinde Celâleddîn Harezmşah 28 Ramazan 627/1230 yılında Yassıçimen mevkiinde ağır bir yenilgiye uğratıldı28. Böylece tekrar Eyyûbîler ve Türkiye Selçuklu Devleti arasında barış dolu günler başlamıştı.

İbn Nafiz el-Hamevî’nin verdiği bilgiye göre, 629/1231-1232 yılında Melik el-Eşref’in kızı ile Sultan Alâeddîn Keykubad’ın Melik el-Adil’in kızı Gaziye Hatun’dan olan oğlunun nikâhı Harran’da kıyılmıştı29. Fakat, maalesef bu barış dolu günler pek uzun sürmedi. Çünkü bu yıl içinde Sultan Alâeddîn Keykubad’a Ahlat ve civarının Moğollar’ın saldırıları nedeniyle harap olduğu ve halkın şehri boşalttığı haberi geldi. Aslında Ahlat şehri Melik el-Eşref’in idaresindeydi, fakat Melik el-Eşref Yassıçimen Zaferin’den sonra Şam’a gitmiş ve bir daha da burayla ilgilenmemişti. Bu sırada Celâleddîn Harezmşah’ın peşinden bölgeye gelen Moğollar da şehri tahrip etmişlerdi. Ayrıca lidersiz kalan Harezmli Emirler sık sık bölgeye baskınlar düzenleyerek ahaliyi rahatsız edip bölgedeki ticarî faaliyetlere engel olmaktaydılar. Bunun üzerine, Sultan Alâeddîn Keykubad, Kemâleddîn Kamyar30 Ahlat, Bitlis ve Tiflis’e kadar uzanan vilayetleri Selçuklu sınırlarına katmasını emretti. Kemâleddîn Kamyar, sultanın bu isteği doğrultusunda ordusunu Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum yolu ile Ahlat’a götürdü. Fakat şehir adeta bomboştu. Yalnızca eşraftan bir kaç kişi onu karşılayıp sultana bağlılık yemini edip Cuma günü hutbeyi Alâeddîn Keykubad adına okuttular31. Ahlat’ın fethi ile ilgili ibn Nazif el- Hamevî “Sultan Alâeddîn Keykubad Ahlat’ı mülk edinince orayı imar etmeye başladı ve çiftçilere zahireler verip ekinler ektirdi. Bütün bu işlerin idaresini Kemâleddîn Kamyar üstlenmiş idi”32 dedikten sonra, Sultan Alâeddîn Keykubad’ın Amid’e ait Gerger33, Gûrfezak, Bavlosu kalelerinden sonra Ahlat’ı da ele geçirmesiyle çok güçlendiğini söyler34.

Bu arada, Eyyûbî Sultanı Melik el-Kâmil 26 Ekim 1232 (630) tarihinde Amid’i feth edip ona bağlı olan şehirleri ve kasabaları mülküne katmıştı. Onun bu başarısından sonra bütün doğudaki melikleri kendisinden korkup itaat etmişlerdi35. Fakat, Artuklular’ın Mardin kolu Melik el-Kâmil’in Mısır’a dönmesinden sonra Sultan Alâeddîn Keykubad’ı bölgeye sefere teşvik etti. Melik el-Kâmil’in tutumundan endişelenen I.Alâeddîn Keykubad 630/1232 yılı içinde Mardin Sahibi Nâsırüddin ile birleşerek Güney-Doğu Anadolu bölgesindeki Harran ve Rakka, Ruha (Urfa)’yı muhasara edip el-Cezire bölgesini yağmaladıktan sonra geri çekildi. Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin kayd ettiğine göre, Selçuklu askerleri bu sırada Tatarlar’ın yapmadıkları kötülükleri yapmışlardı36.

631/1233-1234 yılına gelindiğinde artık Türkiye Selçuklu-Eyyûbî ilişkileri iyice gerginleşmişti. Kaynakların verdiği bilgiye göre bu yıl içinde Melik el-Kâmil ile Melik el-Eşref, Türkiye Selçuklu Sultanı Alâeddîn Keykubad’a karşı ittifak yaptı. Buna sebep de I. Alâeddîn Keykubad’ın, Melik el-Eşref’e ait olan Ahlat ve civarını kendi mülküne katması idi. Ayrıca, İbn Nazif’e göre37; Sultan Melik el-Kâmil şu sebeplerden dolayı I. Alâeddîn Keykubad’a düşmanlık besliyordu:
1- Sultan Alâeddîn Keykubad’ın, Türkmenler’in koyun ve zahire ile gelmelerini yasaklaması, 2- Gerger hadisesi,
3-Hısn Keyfa, Heysem, Batasu kalelerinin isyana kalkışması.

Melik el-Kâmil ile Melik el-Eşref’in arasındaki bu ittifaka daha sonra diğer Eyyûbî melikleri de katıldılar. Anlaşma gereği Melik el-Kâmil Kerek sahibi kardeşi Melik Nasır ile birlikte Mısır’dan yola çıktı ve Dımaşk’a geldi. Burada kendilerine Dımaşk Sahibi Melik el-Eşref, Hıms Sahibi Melik Mücahîd ve Hama Sahibi Melik Muzaffer de katıldı. Ramazan ayında Selemiye’nin kuzeyinde bir müddet konakladıktan sonra yollarına devam edip Halep Sahibi Melik Aziz’in topraklarından olan Menbic’e vardılar. Melik el-Aziz, Melik el- Kâmil’in topraklarına girmesinden önce Sultan I. Alâeddîn Keykubad’a haber gönderip durumu bildirmiş, Keykubad ona müttefiklere katılmadığı takdirde yardım edebileceğini söylemişti. Melik el-Kâmil de Melik el-Aziz’i kendilerine katılması için zorlamıştı. Bunun üzerine Melik el- Aziz onlara ikramlarda bulunup amcası Melik el-Muazzam Fahreddîn Tuğrul Şah idaresine asker verdi. Melik el-Kâmil ve müttefikleri Menbic’ten sonra Tell-başir’e doğru ilerlediler. Burada kendilerine Bire (Birecik) Sahibi Melik el-Zahir Davud b.Melik el-Nasır, Sumeysat Sahibi Melik el- Efdal Musa, Ayıntab Sahibi Melik el-Salih Selâhaddîn Ahmed, Meyyafarkin Sahibi Melik el-Muzaffer Şıhabeddîn Gazi ve Caber Kalesi Sahibi Melik el-Hafız Nureddîn Arslan Şah ve diğer Eyyûbî melikleri katıldı. Eyyûbî Melikleri Türkiye Selçuklu topraklarına yaklaşıp Fırat’ın kollarından Nehrü’l-Ezrak (Göksu) kıyısına geldiler.
Eyyûbî meliklerinin kalabalık bir ordu ile yola çıktığını haber alan Sultan Alâeddîn Keykubad derhal Kemaleddîn Kamyar’a Akçaderbend tarafındaki geçitlerin tutulması için görevlendirdi. Kendisi de Uç Türkleri, Kayır-Han idaresindeki Harezmli, Gürcü, Frenk ve Ruslar’dan oluşan ücretli askerlerle hareket etti. Eyyûbî kuvvetleri Nehrü’l-Ezrak (Göksu) boyunca ilerlerken Akçaderbend’e geldiklerinde burasının Kemâleddîn Kamyar tarafından tutulduğunu, geçidin önüne inşa edilen sur nedeniyle buranın geçilemez hale geldiğini gördüler. Selçuklu askerleri de Zeli ile Derbend’in güneyinde konaklayarak Melik el-Kâmil ve askerlerinin suru geçmesine engel oluyorlardı. Bu zorlu çarpışmalar sonucunda Melik el-Kâmil’in ordusunda zahire darlığı başladı. İbn Vasıl’a göre38; buna ilaveten Melik el-Eşref ve Melik Mücahid’e bir haber geldi. Buna göre “Melik el-Kâmil Rum ülkelerini zabt edince orasının Eyyûbî Meliklerine dağıtacak, Şam ve Mısır’ı da kendisine alacaktı.” Melik el-Eşref zaten Rakka meselesi yüzünden Melik el-Kâmil’e güvenemiyordu. Bunu öğrenince diğer Eyyûbî Melikleri gibi hevesi kırıldı. Melik el-Kâmil askerlerin isteksizliği ve erzak darlığı yüzünden ordusuyla Behisni (Besnî)’ye çekildi ve askerlerinin bir kısmı da Hısn-Mansur (Adıyaman)’a gönderip orayı tahrip ettirdi. Bu sırada Harput sahibi, Melik el-Kâmil’in yanına gelip itaatine girdi ve kendisine, Selçuklu topraklarına Harput yönünden girmesini önerdi. Bunun üzerine Melik el-Kâmil, el-Adil köprüsünden geçerek Fırat’ı aştı ve Amid yolu ile Süveyda (Siverek)’ya vardı. Hama Sahibi Melik el-Muzaffer’i Şemseddîn Savvab ve Emir Fahreddîn el-Bayasî’yi 2.500 kişilik bir kuvvetle Harput’a öncü olarak gönderdi. Melik el-Muzaffer ve askerleri Çermük, Arkanin (Ergani) yolu ile Harput’a vardılar.

Sultan Alâddîn Keykubad, Melik el-Kâmil’in geri döndüğünü öğrenince Malatya’ya çekildi. Derbendlerin muhafazası için görevlendirdiği Kemaleddîn Kamyar idaresindeki Selçuklu ordusu Çaşnigir Mübarîzeddîn Çavlı, Emir Şemseddîn Altunaba Çaşnigir, Emir- î Dad Bedreddîn Yakut idaresinde sağ, sol, merkez, öncü ve artçı olmak üzere kollara ayrılmışlardı. Kemaleddîn Kamyar dışındaki Selçuklu kuvvetleri Harput önüne kadar gelen Eyyûbî öncüleri ile karşılaşıp savaş düzenini alarak Kemâleddîn Kamyar’ı beklemeye başladılar. Kemâleddîn Kamyar ise Eyyûbî meliklerinin Bire (Birecik) yolunda harbe hazırlandıklarını haber almış ve ihtiyat olarak kuvvetlerini ortaya sevk etmişti. Diğer emirler Kemâleddîn Kamyar’ın gelmesini beklemeden harbe tutuştular ve Harput askerleri ile Eyyûbîleri yenilgiye uğrattılar. Sonunda Harput Kalesi’nin sahibi, Melik el-Muzaffer ve Şemseddin Savvab, Fahreddin el- Bayasnî kaleden içeri girdiler. Askerler ise kalenin etrafındaki ribatlara sığındılar. Bu sırada Kemâleddîn Kamyar da Harput’a geldi ve Selçuklu kuvvetleri 19 adet mancınık ile 24 gün şehri muhasara ettiler. Kale içindekiler bir taraftan muhasara ile uğraşırken bir taraftan da açlık sıkıntısı çekiyorlardı. Sonunda Melik el-Muzaffer, Harput sahibi de dahil olmak üzere I. Alâeddîn Keykubad’tan aman talep ettiler. Böylece, Sultan Alâeddîn Keykubad Harput ve etrafındaki 7 kaleye sahip oldu. 23 Zilhicce 631/19 Eylül 1234 tarihinde Harput Kalesi’ni teslim alan Sultan I. Alâeddîn Keykubad daha önce Melik el-Eşref’in yaptığı gibi (Halep Seferin’den sonra) Melik el-Muzaffer’e, Şemseddîn Savvab’a hilatler verip onları serbest bıraktı ve yaya olarak dönmelerine izin verdi39.
Harput’un Alâeddîn Keykubad tarafından fethinden sonra Melik el- Kâmil kışın gelmesiyle Mısır’a geri döndü. Sultan Alâeddîn Keykubad da kışı geçirmek için Antalya’ya gitti. 632 baharı (1235) gelince Konya ve Aksaray yolu ile Kayseri’ye gelip Kemâleddîn Kamyar ve diğer devlet büyüklerine Harran, Ruha (Urfa) ve Rakka’nın feth edilmesini emretti. Bunun üzerine Melikü’l-ümera Kemâleddîn Kamyar ve Alâeddîn Keykubad 50.000 kişilik bir süvari kuvveti ile Malatya’ya hareket ettiler. Malatya’ya gelindiğinde sultan burada kaldı ve Kamâleddîn Kamyar fetih bölgesine hareket etti40. Selçuklu Ordusu Ruha şehrine gelince burayı muhasara edip zapt etti41. Bu sırada Harran’ı da muhasara altına almışlardı. İki ay kadar süren kuşatma sonucunda Harran halkı Gürcü ve Frank askerlerinin şehirdeki müslüman hanımlara yaptıkları edepsizlikler nedeniyle Melikü’l-ümera Kemâleddîn Kamyar’a teslim olmak istediklerine dair haber gönderdiler. Bunun üzerine, çocuklarından başka kaleden dışarı hiç bir şey çıkarmamak şartıyla aşağı inmelerine izin verildi42. Fakat, Cemazîyelahir 633 /Ocak-Şubat 1236 tarihi geldiğinde Melik el-Kâmil, Dımaşk askerleri ve kardeşi Melik el-Muzaffer ile birlikte Fırat’ı geçip önce Ruha (Urfa)’yı kuşattı. Kale halkı teslim olduktan sonra burayı yağmalatıp Harran’a yöneldi. Burayı da ele geçirdikten sonra Ruha ve Harran’da Sultan Alâeddîn Keykubad’ın naiblerinin esir sıfatı ile zincire vurdurulup deve üzerinde Mısır diyarına götürülmelerini emretti43.
Melik el-Kâmil’in Harran ve Ruha’yı geri aldığı haberi Sultan Alâeddîn Keykubad’a iletilince çok üzüldü ve şöyle dedi: “Harran’ı tekrar geri almak bizim için zor değildir, ancak Amid’i muhasara edip almalıyız” dedi. Bunun üzerine, Kemâleddîn Kamyar şu cevabı verdi: “Ferman Padişahımızındır. Eğer ordumuz isterse feth edemeyeceğimiz yer yoktur. Fakat, Amid öyle bir şehir ki hiç bir sultan orayı muhasara yolu ile feth edememiştir. O şehir ancak üç yılda fethedilebilir. Şöyle ki; ilk yıl şehir ve civarının ekinleri yakılır, sürüleri yağma edilir, halk ve çiftlik sahipleri esir edilir. İkinci sene şehre yiyecek girmesi engellenir, üçüncü sene direnecek halleri kalmaz ve şehri teslim ederler”. Fakat Erzincanlı Kadı Şerefeddîn’in oğlu Taceddîn Pervane, Kemâleddîn Kamyar’ın aksine “Eğer sultanımız Harezm’li kuvvetlerle Amid’e gitmeme izin verirse altı ay belki daha kısa bir sürede şehri ele geçiririm” dedi. Bunun üzerine, Alâeddîn Keykubad, Pervane Taceddîn’i Amid’in fethine memur etti. Ordu şehre varınca bir müddet muhasara ile meşgul oldular. Fakat, bir netice elde edemediler. Sultan Alâeddîn Keykubad ise şehrin fethinde ısrar ediyordu. Bunun için Amid’in muhasarasına, takviye olarak, İsfahan’lı Sahip Şemseddîn’i levazım, mühimmat, techizat ve 2, 3, 5, 10 men44 ağırlığında yuvarlak taşlar gibi demirden gülleler hazırlatıp mancınıklarla gönderdi. Fakat iki kumandan da şehrin fethini gerçekleştiremedi ve kışın bastırması üzerine geri döndüler. Sultan bu habere çok üzüldü ve ertesi yıl bizzat şehrin fethine gideceğini bunun için ne gerekirse hazırlanmasını emretti45. Diğer taraftan sultan sefer hazırlıklarının yanısıra Eyyûbîler’in bir birleriyle olan anlaşmazlıklarından da yararlanmaya çalışmıştır. Nitekim Melik el-Kâmil’e karşı Melik el-Eşref ve Halep Sahibi Melik el-Aziz’in yaptığı anlaşmaya Alâeddîn Keykubad da dahil olmuştur46. Ancak bu ittifaktan kısa bir süre sonra öldüğü için çok istediği Amid Seferi’ni gerçekleştirememiştir.

Sultan I.Alâeddîn Keykubad’ın ani ölümü (3-4 Sevval 634/30-31 Mayıs 1237) üzerine Eyyûbî melikleri, yerine geçen oğlu II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’e taziyelerini sunmak ve güven tazelemek üzere elçiler göndermişlerdi. Meselâ, Halep Sahibi Melik el-Nasır’ın elçisi olarak tarihçi Kemâledîn İbnü’l-Adim Anadolu’ya gelmiş ve II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’e başsağlığı diledikten sonra, ölümünden kısa bir süre önce babası I. Alâeddîn Keykubad ile Melik el-Kâmil’e karşı yapılan anlaşmayı yinelemişti47. Bir kez daha, Melik el-Kâmil’in gönderdiği elçi ile de daha önce yapılan anlaşma yinelenmiş48 ve Kayseri’de tutuklu bulunan Mısır esirleri ile Urfa ve havalisinde hapsedilen Türk esirlerin değiş tokuşu gerçekleştirilmiştir49. Böylece iki taraf arasındaki gerginlik bir nebze olsun hafiflemişti.

Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev 635/1237-1238 yılında iki taraf arasında dostluğun kuvvetlenmesi için Tokat Kadısı İzzeddîn’i Melik el-Aziz’in kızı (Melik el-Nasır’ın kız kardeşi) Gaziye Hatun ile evlenmeyi ve kendi kız kardeşini de Melik el-Nasır’a vermeyi teklif etmek için Haleb’e göndermişti. Sultanın bu teklifi uygun görülmüş ve II. Gıyaseddîn Keyhüsrev ile Gaziye Hatun’un nikâhı 50.000 dinar mihir karşılığı Halep sarayında halka açık olarak kıyılmıştır. Nikâhta Melike Gaziye Hatun’un vekili İbnû’l-Adim, Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in ise elçisi Tokat Kadısı İzzeddîn idi. Nikâhtan sonra Sultanın elçisi İzzeddîn etrafa altınlar saçmıştır. Daha sonra 4 Şevval 635/Mayıs 1238 tarihinde Kemâleddîn İbnü’l-Adim, Melik el-Nasır ile II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in kız kardeşi arasındaki nikâhı kıymak için Anadolu’ya hareket etmiştir50.

İbnü’l-Adim’in verdiği bilgiye göre51; Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev kız kardeşi ile Melik Nasır’ın nikâhından önce Emir Kamereddîn’i Haleb’e elçi olarak göndermiş ve Melik el-Kâmil’e ait olan Ruha ve Seruc’u Melik el-Nasır’a, Harran’ı Melik el-Muzaffer Şehabeddîn Gazi’ye, Sincar ve Nusaybin’i de Mardin Sahibi Melik el-Mansur’a, Hıms Sahibi Melik el-Mücahid’e de Anî ve Habur’u ikta ettiğini bildirmişti. Kendisi de Amid’i, Samsat ve civarını alacaktı.
Nikâh akdi için Anadolu’ya gelen İbnü’l-Adim 16 Şevval 635/ 1 Haziran 1238 tarihinde Keykubadiye sarayına gelerek Sultan Gıyaseddîn ile buluşur ve nikahın yapılması uygun görülür. Sultanın kız kardeşinin vekili Kemâleddîn Kamyar ile İbnü’l-Adim Kayseri Kadısı ve şahitler huzurunda daha önceki gibi 50.000 dinar mihir karşılığında nîkahı gerçekleştirirler. Nikahtan sonra etrafa saçılan altın ve gümüşün tarifi mümkün değildi. Yalnızca İbnü’l-Adim etrafa 1.000 dinar saçmıştı. Ayrıca bol bol şeker ve elbiseler de dağıtılmıştı. Emir Kamereddîn’de Kayseri’de kıyılan nikâhtan sonra Haleb’te altınlar saçmıştı52.
Diğer taraftan bilindiği gibi Yassıçimen Savaşı ve Moğollar’ın Amid baskını sırasında bozguna uğrayıp perişan olan Celaleddîn Harezmşah’ın askerleri Sultan I. Alâeddîn Keykubad’ın himayesine girmişlerdi. Ancak II. Gıyaseddîn Keyhüsrev başa geçince İbn Bibî’nin ifadesine göre53; Sadeddîn Köpek’in Harezmliler'in reisi olan Kayır Han'a dair yanlış bilgi vermesi üzerine sultan tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Kayır Han’ın hapiste ölmesi üzerine bunu duyan Harezmliler II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in himayesinden kaçıp Fırat’ı geçtiler. Sultan onları geri getirmek için Kemaleddîn Kamyar’ı görevlendirdi ise de başarılı olamadı. Harran, Ruha (Urfa), Rakka, Seruc ve civarını kendilerine mesken tutan Harezmliler’in bölgede yaptıkları yağmalardan Eyyûbî melikleri rahatsız olmaktaydılar. Bu nedenle de Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’e şikayette bulundular. Sultan da Celaleddîn Harezmşah zamanında Harezm büyükleri ile tanışan Mecdeddîn Tercüman’ı onlarla görüşmeye gönderdi. Harezmliler geri dönmeyi reddettiler, fakat eğer sultan buraları onlara ikta ettiği takdirde yağma yapmaktan vazgeçmeyi, onun adına hutbe okutmayı kabul ettiler. Bir süre verdikleri sözü tuttular. Fakat muhtemelen Melik el-Kâmil’in oğlu Melik el-Salih Necmeddîn’in babasından izin alarak el-Cezire’de bazı yerleri onlara ikta olarak vermesinden sonra II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’e karşı itaatsizliğe başladılar54. Ayrıca Melik el-Salih Necmeddîn Sincar, Nusaybin ve Habur’u ele geçirmişti. Melik el-Kâmil’in işgalci tutumundan rahatsızlık duyan Eyyûbî Melikleri ise bu durumdan hoşnut olmamışlardı. Bu nedenle daha önce aralarında yaptıkları anlaşmaya güvenerek II. Gıyaseddîn’den yardım istediler. Sultan da seçme askerlerinden bir miktar Haleb’e gönderdiği gibi ihtiyaç halinde daha da yollayabileceğini bildirdi. Melik el-Kâmil ise kendisine karşı kurulan bu ittifakı bozmak ve Haleb’i itaati altına almak için bizzat kendisi sefere çıktı, ancak yolda vefat etti (11 Mart 1238). Sultanın ölümünden sonra II. Gıyaseddîn Keyhüsrev nezaket gereği taziyelerini bildirmek üzere yerine geçen oğlu II. Melik el-Adil’e elçi göndermiştir55.

Melik el-Kâmil’in ölümü üzerine Harezmliler el-Salih Necmeddîn’e isyan edip el-Cezire bölgesinde tekrar yağmaya başladılar. Yalnız kalan Melik el-Salih Sincar Kalesi’ne kaçtı ve Halep Atabeyi konumundaki Safiye Hatun’dan yardım istedi. Fakat olumlu bir cevap alamadı. Ayrıca Safiye Hatun hutbeyi II. Melik el-Adil yerine II. Gıyaseddîn Keyhüsrev adına okutuyordu. Melik el-Salih’in yalnız kalması üzerine II. Gıyaseddîn Keyhüsrev ona ait toprakları müttefikleri arasında şu şekilde paylaştırdı: Halebliler'e Urfa ve Seruc’u, Mardin Artukluları’na Sincar ve Nusaybin’i, Habur’u da II. Şirkuh’a verirken kendisi Samsat ve Amid’i alıyordu56.

Sincar Kalesin’de mahsur bulunan Melik el-Salih Harran’da bulunan oğlu Fetheddîn Ömer'le haber göndererek Harezmliler'le anlaşıp onları tekrar itaati altına almasını bildirdi. Babasının talimatı üzerine Fetheddîn Ömer Sincar, Harran ve Urfa’yı onlara ikta olarak vermek şartı ile Harezmliler'le anlaştı. Durumu tekrar güçlenen el-Salih, İbn Vasıl’ın ifadesine göre57; himayesine giren Harezmliler’i oğlu Turanşah’ın idaresindeki Amid’i kuşatan Selçuklu askerlerinin üzerine göndermiş ve Selçuklu ordusu muhasarayı kaldırmak zorunda kalmıştır. Gayet güçlü durumda gözüken Melik el-Salih Necmeddîn'in ansızın Dımaşk'ı Baalbek Sahibi İmadeddîn İsmail'e kaptırması sonucu ordusu dağılmıştı. Kerek Sahibi en- Nasır Davud'da ordusu dağılan el-Salih Necmeddîn'i yakalayıp Kerek'e götürüp göz hapsinde tutmaktaydı. Bunun üzerine başı boş kalan Harezmliler yine el- Cezire bölgesinde yağmaya başlamışlardı. Öte yandan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev müttefikleri ile birlikte Melik el-Salih Necmeddîn'in sultan olmasını destekleyecek hale gelmişti. Diğer yandan Harezmliler’in saldırılarından yılan Halebliler, II. Gıyaseddîn'den destek alarak Hıms Hakimi el- Mansur ve Dımaşk Hakimi İmadeddîn İsmail'in yardımı ile Harezmliler’e karşı harekete geçtiler. Berke Han komutasındaki Harezmliler ile 6 Nisan 1241 tarihinde Urfa önünde çarpıştılar ve Harezmliler’i yendiler. Müttefiklerin daha önce yaptıkları anlaşmaya göre Harran, Urfa, Siverek, Rakka ve Seruc Halebliler’in, el-Mansur ise Habur'u, Musul Hakimi Bedreddin Lü'lü'de Dara ve Nusaybin’i aldı. Buralarda hutbe Türkiye Selçuklu Sultanı adına okunacaktı. Yine anlaşma gereği Selçuklu ordusu da Amid'i kuşattı ve Melik el-Salih Necmeddîn'in oğlu Turan-Şah Hısn-Keyfa ve Heysem'in kendisine verilmesi şartı ile kaleyi Selçuklulara teslim etti. Gıyaseddîn Keyhüsrev Halebliler ile daha öne yapılan anlaşma gereği Siverek'i de aldı58. Ancak Türkiye Selçuklu Devleti’nin bu başarısı uzun sürmedi. Çünkü II. Gıyaseddîn'in Keyhüsrev 1243 yılında Kösedağ'da Moğollar'a yenilmesiyle Selçuklular’ın bölgedeki siyasî gücü sona erdi ve böylece Türkiye Selçuklu-Eyyûbî münasebetleri de noktalanmış oldu.

Sonuç olarak 1176 yılında başlayan Türkiye Selçuklu-Eyyûbî ilişkilerinde zaman zaman gerginlikler yaşanmıştır. Yukarıda da bahsedildiği gibi bunun başlıca sebepleri arasında komşu devlet ve beyliklerin çıkardıkları huzursuzluklar nedeniyle iki taraf arasındaki otorite mücadelesi idi. Her ne kadar ortak menfaatler söz konusu olduğunda gerek akrabalık bağları, gerekse bir birleriyle ittifaklar kurarak aralarındaki anlaşmazlıkları giderme yoluna gitmişlerdir. Ancak ortak çıkarlar için dahi olsa barış ortamını çok uzun süre devam ettirememişlerdir. Meselâ iki taraf içinde tehlike haline gelen Celaleddîn Harzemşah'a karşı birleşmişken bunu devam ettirmek yerine tekrar bir birleri ile mücadeleye başlamışlar ve bütün İslâm dünyası için bir tehlike haline gelen Moğollar’a karşı tabiri caiz ise iki taraf da gafil kalmıştır.

alıntı..
Boramir!! Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevaplar Son Mesaj
Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti , Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti Hakkında Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-29-2008 02:16
Sultan I. Alâeddîn Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Tarihi (1220-1237 Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-27-2008 22:51
Türkiye Selçuklu Sultanları,Melikleri ve Melikelerinin Evlilikleri Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-27-2008 22:49
Sultan I.Alâeddîn Keykubad Zamanında Türkiye Selçuklu Devleti’nin Elçilik İlişkileri Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-27-2008 03:44
Selahaddin Eyyubi kimdir-Selahaddin Eyyubi hayatı,biyografisi Misafir Biyografi 0 01-25-2007 23:23


Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:42 .


Telif Hakları vBulletin v3.7.3 © 2000-2008, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden : Msn ifadeleri
site ekle Hosting Hizmetleri

Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286