Baktabul.CoM, Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler  

Geri Dön   Baktabul.CoM, Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler > FARKLI DÜNYALAR > Türk Dünyası Ve Kültürü

Türk Dünyası Ve Kültürü Türk Dünyası Ve Kültürü

   

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 08-04-2008, 23:42   #1
.ஐ ignorance is bliss ஐ.
 
Mesajlar: 4.600
Teşekkür Etme: 815
326 Mesajina 559 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 32
Tecrübe Puanı: 24135557
Boramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un Çılgını
turkey Türkler'de Güvercin Kültürü , üvercin Kültürü Hakkında


TÜRKLER’DE GÜVERCİN KÜLTÜRÜ





GÜVERCİNLER HAKKINDA EN ESKİ BİLGİLER
Güvercin, insanoğlunun ilk evcilleştirdiği kuş türü olarak bilinmektedir. Bu konudaki en eski bilgiler, M.Ö 4500 yıllarına, yani günümüzden yaklaşık 6500 yıl öncesine kadar gitmektedir. Köken olarak evcil güvercinin ilk olarak Orta Asya milletleri tarafından eğitildiği tahmin edilmekle birlikte son yıllardaki bulgular güvercinin Anadolu kökenli bir gelişim göstermiş olabileceğini de düşündürmektedir.


ESKİ ÇAĞLARDA GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİ
Güvercinin evcilleştirilmesi ister Asya kökenli, ister Mısır ve Mezopotamya kökenli isterse de Anadolu kökenli olsun, güvercinin çok eski devirlerden beri evcilleştirildiği ve insanlar tarafından farklı amaçlarla kullanıldığı bir gerçektir. Evcil bir türden bahsettiğimiz için güvercin ırklarının gelişiminde insanların seçimi belirleyici rol oynamıştır. Eski dönemlerdeki bölgeler arası yoğun ticari ilişkiler ve savaşların da etkisi ile güvercin ırkları da hızlı bir şekilde dünya üzerine yayılmıştır.
Başlangıçta eti ve gübresi için yetiştirilen güvercinler, daha sonraları bu hayvanların yön bulma, yuvasına bağlılık ve uzun mesafeleri uçabilme gibi yeteneklerinin keşfedilmesi ile birlikte haberleşme amaçlı kullanılmaya başlamışlardır. Özellikle savaşlar sırasında güvercinlere haberleşme konusunda önemli görevler düşmüştür. M.Ö 1200 yıllarında Mısır’da güvercinlerden haberleşme amacı ile yararlanıldığını görüyoruz. Daha sonraki dönemlerde haberleşme amaçlı yetiştiricilik farklı ülkelere de yayılmıştır. M.Ö 300 yıllarında Çin’de güvercinlerle bütün ülkeyi kapsayan bir haberleşme ağı kurulmuştur. Özellikle savaş sırasında ki haberleşmelerde güvercinler önemli bir rol oynamışlardır. Cengiz Han’ın seferleri sırasında haberleşme amaçlı posta güvercin kullandığı bilinmektedir.
Bağdat halifelerinin de güvercinlere çok değer verdiği bir gerçektir. Suriye’nin güçlü hükümdarı Nureddin ( 1146 – 1174 ) Mısır’da yıllarca çok iyi işleyen bir güvercin posta şebekesi kurmuş olması ile ünlüdür. Bu amaçla kullandığı güvercinlerin ayak ve gagalarını kendi şifreleri ile işaretlemiştir. Kullandığı güvercinler Irak’tan getirilen boyunları renkli ve benekli beyaz güvercinlerdi.
Eski Yunan ve Roma’da da savaşlar sırasında güvercin kullanımı yaygındır. İslam öncesi Orta Asya’da bulunan Türk devletleri ile Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlılarda da güvercinler hem haberleşme hem de güzellikleri için yetiştirilmişlerdir. Anadolu’da Yapılan kalelerin bazılarında posta güvercinleri ile haberleşme amaçlı güvercinlikler inşa edilmiştir. Bunların güzel bir örneğini Adıyaman’da Memlük egemenliği döneminden kalma Yeni Kale’de görebiliriz. Son büyük savaşlar olan I. Ve II. dünya savaşlarında da güvercinlerden haberleşme amaçlı yararlanılmıştır. Hele telsiz ve telefon görüşmelerinin yapılamadığı anlarda posta güvercinleri çok işe yaramışlardır. Hatta savaş sonrası hizmetlerinden ötürü madalya verilmiş posta güvercinleri bile bulunmaktadır.
Günümüzde posta güvercini yetiştiriciliği daha çok sportif ve yarış amaçlı olarak yapılmaktadır. Haberleşme gereksiniminin yanı sıra güvercinler güzellikleri, uçarken yaptığı oyunlar ve bazen de ötüşleri için yetiştirilmişlerdir. Bugün ülkemizde “Ankut” ve “Demkeş” adı ile tanıdığımız güvercin ırkları eski devirlerde bu amaçla ve özelliklede ötüşü için yaygın olarak yetiştirilmekteydi. Ankut ırkı ve demkeşlerin dönemin gözde kuşlarından olduğu çeşitli kaynaklarda belirtilmektedir. Hakkında kayıt bulunan en eski ırklarımızdan biri olması nedeni ile Ankutları kısaca tarihi özellikleri ile tanıtmak istiyorum.


ANKUT IRKI GÜVERCİNLER
Dünyada Ankut Trumpeter ya da Ankhut Trumpeter gibi adlarla bilinen güvercinler ülkemizde bugün ankut adı ile anılmaktadır. Peygamberimizin torunu ve Hz Ali’nin oğlu olan, 680 yılında Kerbela’da öldürülen İmam Hüseyin’in atmaca ve doğan avladığı, ayrıca çakşırlı ( paçalı ) kut ( ankut ) güvercin beslediği yazılıdır.
Evliya çelebi bu bakımdan 1638 yılında, İstanbul’da kuşu kuş ile avlayan avcıların, pirimiz İmam Hüseyin’dir dediklerinin belirtiyor. Gene Evliya Çelebi, Hz. Ali’nin de “kırmızı çatal ibikli çakşırlı güvercin” ( ankut ) beslediğini ve bu bakımdan bunları beslemenin sünnet olduğunu yazmaktadır. “Çatal ibik” tabiri, Osmanlıda çift tepe (takka – perçem) anlamında kullanılıyor. Gene Evliya Çelebinin belirttiğine göre ankutların, sadekut , taçlıkut, çakşırlıkut gibi çeşitleri bulunmaktadır.
Şanlıurfa’da bugün ankutların uğurlu olduğuna inanılıyor. Hz Eyüp’ün mağarasında beslediği söylenen bu güvercinlerin, halk arasında çocuğu olmayan kadınlara uğur getirdiği ve hatta gece uykusunda korkan kadınların dertlerine deva olduğu söyleniyor.
Bir tür süs kuşu olan bu güvercinlerin en önemli özellikleri, “dem çekme” adı verilen ötüş şekilleridir. Dem çekme tabiri tasavvuf müziğinde ve genel olarak Türk müziğinde doğaçlama olarak yapılan sunum sırasında sazlardan birinin soliste sürekli ya da aralıklı olarak eşlik etmesi anlamına gelir. Ankutların ötüşü dem çekmeye benzetilmektedir. Yetiştiriciler arasında, dem çekme özellikleri ve sürelerine göre değer verilen bu güvercinler, köken olarak Orta Asya Türkmenistan kaynaklıdırlar. Türklerin göçleri ile birlikte dünyaya yayılmışlardır. Günümüzde Russian Trumpeter ( Russian Barabanshik ) ve Bokhara Trumpeter ( Bokharski Barabanshik ) adları ile bilinen Rus trumpeter ırklarının köken olarak ankutlardan kaynaklandığı, Rus yetiştiricileri tarafından da kabul edilmektedir.




TÜRKLER’DE GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİ
Eski Asya kökenli Türk toplulukları arasında güvercine ilişkin yaygın bir kültür olduğu görülmektedir. Sınırlı ve belli alanlardaki kelimeleri içine alan Göktürk yazıtlarında güvercin kelimesi bulunmamaktadır. Ancak Orta Asya Türk topluluklarından Uygurlara ait en eski yazılı metinlerde güvercin anlamında “kökürçkün” ve “köğürçün” gibi kelimelerin kullanıldığını görüyoruz. Birbirinden uzak değişik Türk toplulukları lehçelerinde bile bu kelimelerin ortak bir sözcük olarak var olması güvercin kültürünün o dönemde yaygın olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bazı yazılı metinlerden güvercinlerin toplumsal olarak değer verilen ve oldukça kıymetli bir varlık olduğu anlaşılmaktadır. Asya’daki Türk kavimleri o dönemde yarı göçebe bir tarza sahip olmakla birlikte belli bir güvercin kültürü geliştirmişlerdir. Ancak bazı kuzey Türk topluluklarında bu kültüre ilişkin hiçbir iz bulunmaması daha çok iklimsel koşullarla açıklanmaktadır.
O dönemde Çin’de güvercin yetiştiriciliğinin yaygın olduğu bilinmektedir. Özellikle haberleşme sistemini M.Ö 300’lü yıllarda bütün ülkede güvercinlerle sağlamayı başaran bir ülkede güvercin yetiştiriciliğinin çok eskilere dayandığını tahmin etmek zor değildir. Bugün bile Doğu Türkistan’da konuşulan bazı Türk lehçelerinde Pekin güvercini anlamına gelen “bedzin kepte” teriminin olması ve Pekin güvercinlerinin Türkler tarafından da yetiştirildiğinin bilinmesi, Türklerin Çinliler ile bir güvercin alış verişinde bulunduklarını göstermektedir. Geçmiş dönemlerde Asya’da yetiştirilen güvercin ırklarının neler olduğu konusunda sınırlı bir bilgiye sahibiz. Ancak taklacı güvercin ırkının Orta Asya Türkistan kökenli olduğu etimolojik incelemelerden anlaşılmaktadır. Bugün Çin sınırları içinde yer alan Taklamakan Çölü, çölleşmeden önce Türklerin yaşadığı bir bölge idi. Taklamakan adı eski Uygur Türkçe’sinde taklanın makamı yani onun gerçek yeri, doğum yeri anlamına gelmektedir. Bu kavramdan taklacı güvercin ırkının ilk kez Türk toplulukları tarafından yetiştirildiği sonucu çıkmaktadır.
Bölgeye ilişkin bazı eski kaynaklardan, Doğu Türkistan’da “Guma güvercinleri” adı verilen ve evlerin çatılarına koyulan kafeslerden uçurulan güvercinlerin olduğu ve bunların arasında Alacalı güvercin ve Pekin güvercin ırkının bazı çeşitleri bulunduğu bilinmektedir. Günümüzde Şanlıurfa’da damlarda toplanan ve uçurulan evcil güvercin topluluklarına da “köme güvercinleri” adı verilmesi aradaki bağlantıyı göstermesi açısından ilginçtir.


KÖME GÜVERCİNLERİ
Köme güvercinleri” bugün Şanlıurfa’da “Halis Güvercinler” olarak adlandırılmaktadırlar. Dünya da Dewlap ( gerdanlı ) ırkı olarak bilinirler. Ülkemizde bu ırka ait çeşitli tipte güvercinler bulunmaktadır. Eskiden Osmanlı devleti sınırları içinde bulunan Suriye ve Lübnan kökenli olan bu güvercinlerin Halep’te ve Beyrut’ta bol miktarda bulunduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminde, Halep ile bugünkü Şanlıurfa ve Gaziantep arasında sıkı bir kuş ticareti olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Hatta bir ara Halep’te bu kuşların sayısı çok azaldığı için, kuşçuların Kilis’e gelerek kuş aldıkları bilinmektedir. Bu gün de Şanlıurfa’nın en değerli güvercinleri arasındadırlar. Bir çok renk ve çeşidi bulunmaktadır. Bu renklerin Şanlıurfa’da adlandırılışları şu şekildedir. Mısırlı, kuzer, fitilli, nakışlı ( yazılı ), amberli, kınıfırlı, kuyrak, perçemli, aynalı, şarabı, derviş Ali, cübbeli, abalı, zeytuni, mevrendi, lemsavey, kırktelli, şıhşelli, şami, zırhı, karalı, tağlit, şekeri, şafrakaragöz, killo, gez, ehles, şafra, arans (keşpir), baş, üveys, balina, Macar, Hollanda, ispir, müsevved ve alacalar.




TAKLACI IRK GÜVERCİNLER
Köme güvercinlerinin yanı sıra Doğu Türkistan’da “beyaz kağıt oyun güvercini” ve “siyah pars oyun güvercini” adı ile bilinen taklacı güvercin ırklarından, iki ya da üç çeşit güvercinin bulunduğuna ilişkin bilgiler vardır. Taklacı ırkın diğerlerinden daha yüksek uçtuğu ve uçarken takla attığı belirtilmektedir.
Bu anlatımlardan kökeninin orta Asya ve Türkler olduğunu anladığımız taklacı güvercinler, Türklerin göçleri ile birlikte dünya üzerine yayılmışlardır. Bugün dünyada, Turkish Tumbler, Asiatic Clap Tumbler, gibi adlarla tanınmaktadır. Bu kuşların uçuş ve oyun adı verilen takla atma özellikleri her zaman ön planda tutulur. Bu nedenle bir performans güvercinidir.
Kaynaklarda, eski Türklerin bu güvercinleri uçururken yaptığı değişik bir uygulamadan söz edilmektedir. Güvercinlerin kuyruklarına, kamıştan ya da su kabağının ağzından incecik kesilerek kamışa benzer hale getirilip küçük düdükler bağlanmaktadır. Bu kamışların bir yerinde dikdörtgen şeklinde küçük bir delik yer alır. Güvercin uçarken bu deliklerden hava girer ve kuşun ses çıkararak uçması sağlanır. Eski Türklerdeki bu uygulama, uçuşa bir renk ve çeşitlilik getirmek amacı ile yapılabileceği gibi, belki güvercinleri yırtıcı kuşlardan korumak amacını da güdüyor olabilir. Bu düdükten çıkan sesin yırtıcı kuşları ürkütebileceğini düşünüyorum.
Türkler yaşadıkları bu bölgelerin çölleşmesini takiben göç ederek batıya doğru gelmişler ve yayıldıkları bütün alanlara kendi kültürlerini ve güvercinlerini de beraber taşımışlardır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta, Türklerin göçlerinin aynı tarihte ve toplu olarak bir bölgeye yönelmemiş olmasıdır. Türk göçleri değişik zaman dilimlerinde değişik bölgelere yönelmiştir. Bu arada ana yurdu Orta Asya olan ve burada Türkler tarafından geliştirilen taklacı güvercinlerle birlikte yetiştirilen diğer ırlar da, Türklerle birlikte başta Asya’nın farklı bölgeleri, Rusya ve Ortadoğu olmak üzere, Anadolu ve Avrupa’ya kadar dağılmışlardır. Bugün bu bölgelerde bulunan ülkelerde hala köken olarak bizim ırklarımıza rastlamak mümkündür. Yerleşilen her coğrafyada farklı kültürlerle karşılaşılmıştır. Bizim kültürümüz onların kültürünü etkilerken onların kültürleri de bizi etkilemiştir. Farklı coğrafyaların güvercinleri ve farklı ırklar birbirleri ile kırılmışlardır. Yapılan melezlemeler sonucu yeni ırklar türerken taklacı ırk da ne yazık ki, zamanla karakteristik özelliklerini yitirip melez bir ırk haline dönüşmüştür. Taklacı ırk benzer ırklarla eşleştirilerek saflığını yitirmiştir. Bugün dünya da güvercin ırkları içersinde, ilk özelliklerini koruyan saf ırklara rastlamak neredeyse imkansızdır.
Boramir!! Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 08-04-2008, 23:43   #2
.ஐ ignorance is bliss ஐ.
 
Mesajlar: 4.600
Teşekkür Etme: 815
326 Mesajina 559 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 32
Tecrübe Puanı: 24135557
Boramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un ÇılgınıBoramir!! Baktabul'un Çılgını
Tanımlı Ce: Türkler'de Güvercin Kültürü , üvercin Kültürü Hakkında


SELÇUKLULAR’DA GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİ
Türklerin Anadolu’ya girişleri 1071 Malazgirt savaşı sonrası yaygınlık kazanmış olmakla birlikte Türklerin Orta doğu ve Anadolu’ya gelmeye başlamaları daha eski tarihlere dayanmaktadır. 1000’li yılların başında bugünkü İran, Suriye ve Mezopotamya’yı kapsayan bölgede kurulan Büyük Selçuklu devleti, Orta Asya ile bugünkü Rusya’nın güneydoğusunda yaşayan Türklerin bu bölgeye göçleri ile kuruldu. Bu bölge, taklacı ırkın Asya’da yetiştirildiği bölgedir. Taklacı ırkın bu göç sonrası Büyük Selçuklularla birlikte bu bölgeye yayıldığı ve daha sonra da Anadolu’ya girdiği düşünülmektedir.
Bazı yabancı kaynaklarda 1055 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul bey döneminde Abbasilere tanıtılan taklacı güvercinlerin, Abbasiler kanalı ile başta İran, Irak, Suriye ve Ermenistan olmak üzere bölgedeki diğer ülkelere ve Mezapotamya’ya yayıldıkları belirtilmektedir. Muhtemelen bu kuşlar çeşitli Arap güvercinleri ile kırılmışlardır.
Daha sonradan bugün ülkemizde Mardin güvercinleri olarak anılan taklacıların, bu güvercinlerin bölge güvercinleri ile kırılması sonucu ortaya çıkmış olma ihtimali kuvvetlidir. Bugün Arapların taklacı ırka sahip çıkıp kendi ırkları gibi dünyaya tanıtmalarının kökeninde bu olay vardır. Tabi ki bizim taklacı ırkın tarihi gelişimini ve Türk kökenli olduğunu dünyaya iyi açıklayamamış olmamızın da bunda etkisi büyüktür.
Büyük Selçuklulardan sonra Anadolu’ya gelen ve Konya merkez olarak buraya yerleşen Anadolu Selçuklularının, Mardin tipi taklacı bir ırk getirmedikleri bilinmektedir. Mardin tipi taklacı ırk, Anadolu Selçuklularının başkenti olan Konya’ya, çok sonraları, muhtemelen Osmanlı’nın son yıllarında gelmiştir. Geliş yolu olarak doğu bölgelerimizden direk gelmiş olması daha olasıdır. Buradan taklacı ırkın eski dönemlerde daha çok doğu ve güneydoğu bölgelerimizde yaygın olduğunu ve daha sonra buradan Anadolu’ya yayıldığını anlaşılmaktadır. Nitekim Taklacı ırka “Mardin” adının da veriliyor olması, bu ırkın köken olarak bu ilimizden yayılmış olabileceğini düşündürmektedir.
Anadolu Selçukluları ile birlikte, ülkemizde “Selçuk”, “Selçuklu” ya da “Enseli” olarak adlandırılan güvercin ırkı ile birlikte, “Taklambaç” adı ile bilinen ırkın geldiği tahmin edilmektedir. Etimolojik incelemeler güvercin adlarının koyulmasında yöresel ve ülkesel adların yoğun olarak kullanıldığını göstermektedir. Buradaki Selçuklu adı bir hükümdarlığı temsil etmektedir. Anadolu Selçuklu döneminde Konya’nın başkent olduğu yıllarda Konya’da güvercin yetiştiriciliğinin hayli yaygın olduğu bilinmektedir. Hatta Konya’nın o dönemde bir güvercin başkenti olduğu söylenebilir. Konya’da bulunan Selçuklu sultanlarına ve vezirlerine hediye olarak çeşitli güvercinlerin gönderildiğine ilişkin kayıtlı bilgiler vardır.




SELÇUKLU IRKI GÜVERCİNLER
Dünyada “Seljuk Fantail” ya da “Sedjucken” gibi adlarla tanılan Selçuklu ırkı eski ve tarihi bir ırkımızdır. 1000’li yılların başında Anadolu Selçukluları kanalı ile Anadolu’ya girmişlerdir. Selçuklu Sultanlarının Selçuklu ırkı güvercinleri koruyabilmek amacı ile saray dışına çıkışına izin vermedikleri bilinmektedir. Konya’da 1200’lü yıllarda yaşadığı bilinen Hz. Mevlana’nın da Selçuklu ırkı güvercin yetiştirdiği menkıbelerde kayıtlıdır. Bu nedenle daha sonraları onu izleyen çelebiler de güvercin yetiştirmiş ve bu çelebiler arasından ünlü kuşçular çıkmıştır. Selçuklu devleti sonrasında, Osmanlı döneminde de Konya’da bulunan bazı zengin ailelerce bu güvercinlerin soyu titizlikle korunmuştur. Bu kuşlar hediye ve satış da dahil olmak üzere hiçbir şekilde Konya dışına çıkartılmamışlardır. Selçuklu kuşlarının İstanbul’da bulunan Osmanlı sarayına geliş tarihi 1875 yılında II. Abdülhamid’in padişahlığı dönemindedir. Bu güvercinler dünya üzerinde soyuna kan karışmamış ender güvercin ırklarından biridir.



OSMANLILAR’DA GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİ
Osmanlı sarayında başlangıçta kuşçuluk, daha çok avlanma gereksinimi ile birlikte yürümüştür. İlk padişahlar ava önem veren kişilerdi. Bu dönemde sarayda, Doğancıbaşı, Atmacacıbaşı, Şahincibaşı, Çakırcıbaşı gibi kuşlarla ilgilenen rütbeli kişiler bulunmaktadır. Bunların denetiminde çalışan ve belli bir hiyerarşi içinde dizilmiş bir çok görevli vardır. Sonradan bu av geleneği terk edilmiştir. Padişahlar 5. Mehmet’ten sonra av ile ilgilenmemişlerdir. Ancak “şikar halkı” denilen bu av teşkilatı korunmuştur. 1600’lü yılların başında sarayda görevli 30 doğancı, 271 çakırcı, 276 şahinci, 45 atmacacı olmak üzere 592 görevli çalışmaktadır. İlerleyen yıllarda bu görevlilerin sayıları azalmıştır.
Osmanlı toplumunda güvercin yetiştiriciliği saray içinde ve halk arasında oldukça yaygın bir uğraştır. 1600’lü yıllarda yaşadığı tahmin edilen ve sözleri Karacaoğlan’a ait olan bir halk türküsünde bile taklacı güvercinlerden bahsedilmektedir.
Osmanlı sarayının, bir yandan Anadolu’nun yerli ırklarını geliştirirken bir yandan da yayıldığı çok geniş coğrafya içersinde ve bu coğrafyaya komşu ülkelerdeki güvercin ırklarını topladığı ve ıslaha çalıştığı bilinmektedir. Osmanlı’da gerek İstanbul’da gerekse İstanbul dışındaki saraylarda, saraya bağlı çiftliklerde, mutlaka bir “güvercinlik” bulunmaktadır. Osmanlı toplumunda kuşlarla ilgilenen kişilere genel olarak “kuşbaz” adı verilmektedir. Sarayın kuşbazları genellikle saray bahçelerinde bulunan ve “kuşluk” adı verilen bölümde bakılan kuşlarla ve güvercinlerle de ilgilenmektedirler.
Osmanlı toplumunda güvercin yetiştiriciliği geleneksel ve yaygın bir tarza sahiptir. Osmanlı döneminde Kilis’te güvercin yetiştirenlerin giydikleri özel bir kıyafet bulunuyordu. Bu kıyafet aynı bugün folklor ekiplerinin giydiklerine benzer tarzda belli biçimde, belli kumaşlardan ve belli giysi tiplerinden oluşmaktaydı. Mazlum Nusret Kılıçkıran, “Kilis’te kuşçuluk” adlı makalesinde bu kıyafeti en ince ayrıntılarına kadar tanımlamaktadır. Böyle bir kıyafet şeklinin gelişmiş olması bile, Osmanlı toplumunda güvercin yetiştiriciliğinin nasıl geleneksel bir tarza sahip olduğunu ve bu tarz temelinde nasıl kültürel bir yapı geliştiğini göstermesi açısından anlamlıdır.
Osmanlılar, güvercin çeşidi olarak kendilerinden önce Anadolu’da bulunan ırkları beslemeye devam etmişler ve sonraları çoğu kendi toprakları içersinde bulunan ülkelerden farklı ırkları getirerek ıslah çalışmalarında bulunmuşlardır. Bugün Türkiye’de yetiştirilen 50 den fazla güvercin ırkının hemen hepsi bize Osmanlı döneminden miras kalmış güvercinlerdir. Ancak bu mirası bugün tam anlamı ile koruyabildiğimiz söylenemez. Çünkü Osmanlı döneminde yetiştirildiğini bildiğimiz bazı ırklar, bugün ülkemizde yok olmuş durumdadırlar.





BAĞDATLI IRKI GÜVERCİNLER
Bağdadi, Bağdadiye ve Bağdatlı adları ile ülkemizde bilinen bu güvercin ırkı, Irak kökenlidir. Dünya da Bagdette, Baghdad gibi adlarla tanınmaktadır. Eskiden Osmanlı toprakları içinde bulunan Irak’ta, yaygın olarak yetiştirilmekteydiler. Ancak tüm çevre bölgelerde değer verilen ve bilinen bir güvercin ırkıdır. Bir çok kaynakta adından bahsedilen bu güvercin ırkı için dönemin en değer verilen kuşu olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Daha çok haberleşme amaçlı kullanılan bir kuştur. Uzun uçması ve yuvasına bağlılığı onu, iyi bir posta güvercini haline getirmiştir. Anadolu’da eski devirlerde “salma kuşu” olarak kullanılmıştır. Bir yere yuvasını yaptıktan sonra, başka bir yere alıştırmak imkansız gibidir. Aradan 10 yıl bile geçse bıraktığınızda ilk yuvasını bulur. 1600’lü yıllarda Evliya Çelebi Bursa’dan bırakılan kuşların İstanbul’a hemen ulaşabildiklerini belirtmektedir.
Evliya Çelebi Bağdat’ı ziyareti sırasında 1650’li yıllarda bu güvercinlerden övgü ile bahsetmekte ve Bağdat’ta bulunan “kuşlar kalesi” denilen bir kalede yer alan eski kilisedeki papazların bu kuşları haberleşme amacı ile kullandıklarını, bu geleneğin onlardan sonra Bağdatlı tüccarlar tarafından yoğun olarak kullanıldığını belirtmektedir. Bu kuşların o dönemde Mısır, Dimyat, İskenderiye, Cezayir, Tunus, Fas, Merakeş, Yembu, Cidde, Mekke ve Yemen’de beslendiğini gene Evliya Çelebi’den öğrenmekteyiz. Bu güvercinler o dönemde, Şam’a, Mısır’a, Halep’e, Hind ve Sind’e götürülüp sırtlarına kağıtlar bağlanıp bırakılıyorlar ve Bağdat’a geri geliyorlardı. Bugün ülkemizde özellikle doğu ilerimizde ve güneydoğu Anadolu’da bulunabilen bir ırktır. Eski önemini büyük oranda yitirmiş durumdadır.




DEMKEŞ IRKI GÜVERCİNLER
Eski kaynakların neredeyse tümünde adı geçen bir güvercin ırkıdır. Buradan, eski dönemlerde çok yaygın olarak yetiştirildikleri sonucunu çıkartabiliriz. Anlatım şeklinden o dönemlerde oldukça değer verilen bir ırk olduğu anlaşılmaktadır. Evliya Çelebi, İstanbul ile ilgili anlatılarında 1638 yıllarında İstanbul’da demkeş ırkının yetiştirildiğini söylemektedir.
Demkeş bir form güvercinidir. Uçuş ve oyun için değil, fiziksel güzellikleri ve ötüş şekilleri için yetiştirilirler. Bu güvercinlerin tümü paçalıdır ve paçalar, “kamış paça” tabir edilen tarzda uzun olur. Paçasızları olmaz. Gene demkeşlerin tümü çift tepelidirler. Tepesiz olanlarına rastlanmaz. “dem çekme” adı verilen ötüş şekilleri önemlidir. Demkeş ırkımızın, bugün dünyada English Trumpeter ve Alman Double Crested Trumpeter ırklarının atası olduğu tahmin edilmektedir.


HÜNKARİ IRKI GÜVERCİNLER
Ülkemizde bugün Hünkari adı ile bilinen güvercinler, dünya üzerinde “Oriental frill” adı ile tanınmaktadırlar. Oriental frill ırkının kökeninin Türkiye olduğu ve Türkiye’de Manisa ve İzmir illeri ile çevresinde yetiştirildiği bir çok yabancı kaynakta belirtilmektedir. Fransızlar bizim bu ırkımıza “Cravate Oriental” adını verirken, Almanlar “ Oriental Movchen” demektedirler. Hünkari ırkı güvercinler Anadolu’da yetiştirilmiş bizim kendi ırkımız olmakla birlikte, bugün ülkemizde tükenme noktasına gelmiştir.
Osmanlı sarayında yetiştirildiğini bildiğimiz ırklardan biri de hünkari adı ile bilinen bu ırkımızdır. Hünkari adı yalnız sarayda yetiştirilmesinden gelmektedir. Hünkara ( padişaha ) ait anlamına gelen hünkari adlandırması, bu güvercinlerin saray dışında yetiştirilmesinin yasak olmasından ileri gelmektedir. Bu yasaklama ırkın korunmasını amaçlamaktadır. Osmanlı devleti döneminde çeşitli saraylarda ve özellikle de Manisa’da bulunan şehzade saraylarında yetiştirildikleri bilinen bu ırkın orijinal özelliklerinin son döneme kadar bozulmaksızın korunduğunu söyleyebiliriz. Bu ırkımız özellikle Osmanlı devletinin son dönemlerinde, padişahın emri üzerine yurt dışına ve özellikle de Avrupa ülkelerine gönderilmiştir. Bu ırkımızın Avrupa ülkelerine ilk gönderiliş tarihi 1864 yılında, Sultan Abdülaziz döneminde gerçekleşmiştir.




BANGO IRKI GÜVERCİNLER ( MISIRİ, MISIRLI, MISRİ, GÜLLÜ )
Evliya Çelebi Osmanlı’da yetiştirilen güvercin ırklarını sayarken Mısıri adı altında bir ırktan bahsetmektedir. Bu ırkın Osmanlı’da oldukça yaygın olduğu farklı kaynaklardan elde edilen bilgilerle desteklenmiştir. Bu güvercinlerin Mısır kökenli oldukları bilinmektedir. O dönemde Osmanlı toprakları içersinde bulunan Mısır’dan getirilerek Anadolu’da üretilmişler ve yayılmışlardır. Ancak ırkın asıl soyunun Mısır’a 8. Yüzyılda Afrika’dan geldiği bilinmektedir.
Orijinal bango güvercinleri bu Mısırilerdir. Ancak bugün ülkemizde bu şekilde saf kan Mısıri bulabilmek imkansız olmamakla birlikte oldukça zordur. Bu ırkımız, Bulgar ve Macar bangoları ile kırılarak orijinalliklerini yitirmişlerdir.


İSTANBULLU IRKI GÜVERCİNLER
Dünyada “Damascus” adı ile tanılan bu güvercinlerin, Eski Mısır papirüslerinde ve taş oymacılığında figürlerinin bulunması, İstanbulluların geçmişinin çok eskilere dayandığını göstermektedir. Eskiden Arabistan yarımadasında bu güvercinlere Mahomet ( Muhammet ) denilmekteydi. Böyle adlandırılmalarının belli bir dinsel inanış temelinde geliştiği bilinmektedir. Bu ırk 1600 lü yıllarda İran ve Osmanlı devletinde de yetiştirilmeye başlanmıştır. Bu ırktan Evliya çelebi de bahsetmekte ve 17.yy’da Osmanlı toplumunda yetiştirildiğini söylemektedir.
Bu ırk ilk kez 1868 yılında, Osmanlı padişahı Abdülaziz döneminde İstanbul’dan İngiltere’ye gönderilmiştir. İngiltere kanalı ile sonradan diğer Avrupa ülkelerine de yayılmıştır. Güvercinlerin Avrupa’ya yayılmalarını takiben bu güvercinlerin adı da değiştirilmiştir. Bu tarihten sonra bu güvercinlere “Damascus” denmeye başlanmış ve “Muhammet” adı terk edilmiştir. Günümüzde Damascus adı ile dünyada bilinmektedir. ( Eskiden Osmanlı devleti toprakları içinde bulunan bugünkü Suriye’nin başkenti Şam’ın Arapça’daki adlandırılış şekli Damascusdur. ) Bugün ülkemizde “İstanbullu” ve “Ela göz” adları ile bilinen bu ırk, günümüzde Güneydoğu illerimizde ve Şanlıurfa’da yaygın olarak yetiştirilmektedir. Gerdanlı ( Dewlap ) ırklarımızdan biridir. Gözlerinin büyüklüğü ve güzelliği ile dikkat çekmektedir. Bu güvercinlerden, her ne kadar Bağdat ırkı ile kırılarak Şafra adı verilen ayrı bir ırk türetilmiş ise de, günümüzde dünya üzerinde kökenine özgü genetik yapısını koruyabilmiş ender güvercin ırklarından biridir.




BURSA IRKI GÜVERCİNLER
Ülkemizde Bursa, Oynar ya da Akkanat adı ile bilinen bu güvercinler, dünya üzerinde “Bursa Roller” adı ile tanınırlar. Makaracı ırklarımızdan biri olan Bursa ırkının tarihinin oldukça eskilere ve Osmanlı toplumu dönemine dayandığı bir çok yetiştirici tarafından genel olarak kabul edilen bir görüştür. Bu konuda elimizde net bir belge olmamakla birlikte, bu güvercinlerin geçmişi Osmanlı devletinin kuruluş dönemleri ve Bursa’nın alınarak sürekli başkent haline geldiği 1335 yıllarına kadar gitmektedir. Bu dönemde yaptığı savaşlar ve kazandığı başarıları takiben Bursa’da vezirlik makamına kadar yükselen Kara Timurtaş Paşa tarafından, bu kuşların Bursa’ya getirildiği belirtilmektedir. Bu konudaki bilgiler eski kuşçuların sözlü anlatımlarına dayanmaktadır.
1387 yılında vezir olduğu bilinen Kara Timurtaş Paşa, Osmanlı Padişahı I. Murad döneminde ( 1362 – 1389 ) Rumeli ve balkanlarda bir çok savaşa katılmıştır. Bosna ve Arnavutluk üzerine seferler yapmıştır. 1389 yılında 1. Kosova savaşına katılmıştır. Tahminen bu seferler sırasında Bursa güvercinlerini sefere gittiği yerlerden getirmiş olmalıdır. Eğer bu bilgiler doğru ise Bursa güvercinlerinin ülkemizde 600 yıldır yetiştirildiklerini söyleyebiliriz.




DİYARBAKIR GÜVERCİNLERİ
Diyarbakır’da gül ve ipek merakının yaygın olduğu Osmanlı Devletinin son dönemlerinde, Diyarbakır’ın ileri gelen zengin aileleri arasında, konaklarda güvercin yetiştirilmekteydi. Bu geleneğin Diyarbakır’da 500 yıldan beri var olduğu bilinmektedir. Bu nedenle güvercinler bölgede biraz da güç ve zenginlik göstergesi olmuşlardır. Bugün bile bölgede fazla kuşa sahip olmak bir ayrıcalık ve mevki gibi algılanmaktadır.
Diyarbakır’da, Osmanlı döneminden beri titizlikle ıslah edilen ve genel olarak “ Diyarbakır Güvercinleri ” adı ile bilinen yerel bir güvercin ırkı bulunmaktadır. Bu ırkın bugün Diyarbakır ve yakın çevresi dışında, ülke genelinde fazlası ile bilindiğini ve tanındığını söyleyemeyiz. Birbirinden farklı özelliklere sahip “Diyarbakır Güvercinleri” 4 ayrı ırk altında toplanmaktadır. Bu ırklar, Göğsüak, Ketme, Kızılbaş ve İçağlı olarak adlandırılmaktadır. Her grubun içinde ise, 6 ayrı renk kombinasyonu yer almaktadır. Sadece Kızılbaş ırkının 5 renk çeşidi bulunmaktadır. Renk çeşitleri ile birlikte Diyarbakır ırklarının toplam birey sayısı 23 tanedir. Bu güvercinler bölgede Osmanlı döneminde olduğu kadar günümüzde de en gözde kuşları arasındadırlar.





OSMANLI’DA YETİŞTİRİLEN DİĞER IRKLAR
Evliya Çelebinin belirttiğine göre, 1600 lü yıllarda Osmanlı’da, kuşbazlar 500 dükkan ve 600 kişiden oluşmaktadırlar. Yetiştirilen güvercin ırkları ise şöyle sıralanmaktadır ; pal, taklabaz, şeber, cevizi, Şami, Mısıri, Bağdatlı, munakkit, alare, marselos ( martoloz ), demkeş, sabe, talazlı, pelenk, jebar, kızıl ala, kara ala, tekir ala, varkil ala, sade kut, taçlı kut, çakşırlı kut.




BORAN, BORANHANELER VE GÜVERCİNLİKLER
Osmanlı döneminde özellikle Diyarbakır çevresinde, “boran” adı verilen bir güvercin daha vardır. Ancak bu evcil bir tür olmayıp yabanidir. Boranlar bu bölgede gübresi ve eti için yetiştirilmektedirler. Yabani bir tür olduğundan bu güvercinler için yapılan özel yapılarda barındırılmaktadırlar. Boranlar, kale benzeri bu yapıya istedikleri gibi girip çıkabilmektedirler. Bu kuşlara yem verilmez kuşlar yemini dışardan kendisi bulur. Diyarbakır’da bu yapılara “boranhane” denirken başka yerlerde güvercinlik de denilmektedir. Eskiden Kapadokya bölgesinde kayalara oyulmuş bir çok güvercinlik bulunmaktaydı. Bu güvercinliklere bugün de özellikle Soğanlı vadisinin girişinde bolca rastlanmaktadır. Kayalar üzerindeki delikler beyaza boyanarak kuşların dikkatini çekmesi sağlanmaktadır. Kapadokya’da bu güvercinliklerden elde edilen gübreler, bölgede yaygın olan üzüm bağlarında kullanılıyordu.
Boranhaneler gübre elde edilen bir tür ticari işletmelerdir. Bu güvercinlerin gübresine “koğa” adı verilir ve çok değerlidir. Bu güvercinlerin etinden yapılan kebapların lezzeti ise eski dönemdeki bir çok yabancı gezginin anılarında yer almaktadır.
Boranhaneler genellikle üç bölümden oluşur. Her bölümde sıra sıra ufak ancak güvercinlerin rahatlıkla girip çıkabilecekleri büyüklükte pencereler vardır. İç bölümlere “lüle” denilir. Lüleler belli aralıklarla üst üste yapılır. Her lülenin içinde güvercinlerin tünemesi için basamaklar yapılmıştır. Üç bölümlü bir boranhanede üç lüle ve üç basamak var demektir. Boranhanelerin bütün iç duvarlarına kazıklar çakılır ve bunlara söğüt dalından özel olarak yaptırılmış kulplu sepetler asılır. Üç bölümlü bir boranhanede yaklaşık olarak 1500 sepet bulunur. Güvercinlere yalnız kışın, ortalığın karlarla örtülü olduğu günlerde yem verilir. Yem olarak da pirinç zivanı denilen darijan otunun ufak ve parlak olan tohumu, ak ve kızıl darı ile karıştırılarak verilir. Gübreleri yılda bir defa nisan ayında toplanır. Üç bölümlü bir boranhaneden yılda 8 –10 ton gübre alınır.
Eskiden Dicle kenarındaki köylerin bir çoğunda ev sayısı kadar da boranhane bulunmaktaydı, buralarda binlerce güvercin yaşardı. Boranhanelerden elde edilen koğalar ünü dünyaya yayılmış olan Diyarbakır karpuzunun üretiminde ve diğer tarımsal üretimlerde kullanılmaktaydı. Diyarbakır karpuzları sadece bu gübre ile, Dicle kenarındaki kumluk alanlarda açılan kuyular içersinde yetiştirilirlerdi. Sonraları suni gübrelerin çıkması, pratik ve ucuz oluşu nedeni ile tercih edilmeleri sonucu, boranhanelere fazla ihtiyaç kalmadı. Zamanla boranhane geleneği terk edildi ve tamamen kayboldu. Tabi ki bu durum ünlü Diyarbakır karpuzunun da sonunu getirdi. Bugün Diyarbakır karpuzu olarak satılan karpuzların, gerçek Diyarbakır karpuzları ile sadece isim benzerlikleri bulunmaktadır.
Boranların eti de çok lezzetlidir. Diyarbakır boranhanelerinde yetişen güvercinlerin etlerinin lezzeti dünyaya ün salmıştır. 1612’de Diyarbakır’a gelen Polonyalı Simeon seyahatnamesinde Diyarbakırlılar için şöyle der,
“… yemek hususunda da cömert olan bu insanlar, Lehistan hariç, İstanbul ve Halep’te dahi görmediğim bir surette mükellef sofralar kurarlar ve çok lezzetli yemekler ikram ederler. Çeşitli kebaplar, börekler ve diğer pahalı yemeklerle beraber ikram edilen koyu ve tatlı Ergani şarabından bir bardaktan fazla içemezsiniz. Tokat’ın paçası, Halep’in mıklası ve Harput’un çakıl ekmeği gibi Amid’in de ( Diyarbakır ) güvercin kebabı meşhurdur.”
1680’de Diyarbakır’a gelen Tavernier ise 1682’de yayınladığı kitabında şunları yazar, “ …
Diyarbakır toprağı çok verimli olup ekmeği ve şarabı nefistir. Burada yenilen et başka bir yerde bulunmaz. Bilhassa burada yenilen güvercin, büyüklük ve tat olarak Avrupa’dakileri çok geride bırakır.”
Osmanlı döneminde en başlardan itibaren boranhane geleneğinin bölgede yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Gene saray belgelerinden anlaşıldığı üzere koğa adı verilen güvercin gübresinin gerçekten çok değerli olduğu ve yurt dışından bu konuda bir çok talep geldiği anlaşılmaktadır. Yabancı ülkelere koğa satışının Osmanlı devletinin ciddi gelir kaynaklarından biri olduğu bu konudaki belgelerden belli olmaktadır.




OSMANLILAR’DA POSTA GÜVERCİNİ YETİŞTİRİCİLİĞİ
Osmanlılar da başlangıçtan beri savaşlarda haberleşme amaçlı posta güvercini kullanıldığı bir gerçektir. Hatta Diyarbakır’ın Osmanlı topraklarına katılması böyle bir güvercinin ulaştırdığı haber sonucu olmuştur. Şah İsmail ve onun denetimindeki Karahan komutasında bulunan İran orduları, Diyarbakır kalesini kuşatmıştır. Kale halkı kuşatmaya karşı direnmiş ancak açlık ve kıtlık sonucu teslim olma noktasına gelmiştir. Tam bu noktada halkın imdadına bir posta güvercini yetişmiş ve Osmanlı ordusunun Bıyıklı Mehmet Paşa komutasında büyük bir ordu ile İstanbul’dan yardıma geldiği haberini getirmiştir. Bunun üzerine halk direnişe devam etmiştir. Bu ordunun Diyarbakır’a ulaşması sonrası 10 Eylül 1515’de Diyarbakır Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Bu tarihten sonra her 10 Eylül gününde Diyarbakır’da kurtuluş şenlikleri düzenlenmesi bir gelenek haline gelmiştir. Bu şenliklerin en önemli özelliklerinden biri de güvercin yarışmaları düzenlenmesi ve yarışı kazananlara altın olarak ödül verilmesidir. Bu gelenek, Diyarbakır’da 400 yıl yaşatıldıktan sonra ne yazık ki I. Dünya savaşının kıtlık dolu yıllarında ve onu izleyen Cumhuriyet döneminde unutularak terk edilmiştir. Bu geleneğin bölgede güvercin yetiştiriciliğini ciddi şekilde teşvik etmiş olması doğaldır. Bu gün bile Diyarbakır’ın güvercinleri ile ünlü bir kentimiz olmasında bu geleneğin etkisinin büyük olduğu düşüncesindeyim.
Osmanlılarda haberleşme amaçlı kullanılan güvercinlerin başında Bağdat güvercini gelmektedir. Bağdat güvercinleri o dönemde gerçektende çok kıymetli ve değerli olarak kabul edilmekteydiler.
Osmanlı’da posta güvercini yetiştiriciliği askeri amaçlı olarak ele alınmaktadır. Bu konudaki en eski belge 1890 tarihlidir. Bu belge, Osmanlı ordusunda askeri amaçlı posta güvercini yetiştirilmesini öngörmektedir. Bu tarihten itibaren Osmanlı ordusu posta güvercini alımları yapmakta ve bunların eğitimi ile ilgili çalıştığını bilmekteyiz. 1897 tarihli bir belgede “güvercin posta muhafazası” adlı bir icadın Paris’teki Osmanlı büyük elçiliğine gönderildiğini öğreniyoruz. 1895 yılında yazılmış “posta güvercinlerinin terbiyesi” adlı bir yazı Osmanlı devlet arşivinde bulunmaktadır. Gene savaş zamanı Kerç ile Kefe ve Sivastopol arasında haberleşmede kullanılmak üzere posta güvercini eğitildiği 1898 tarihli bir belge ile bilinmektedir. 1895 tarihli bir başka belgeden ise, Rus filosunun Karadeniz’deki manevraları nedeni ile İstanbul ve Nikolajow veya Sivastopol arasında haberleşmenin sağlanması amacı ile Büyükdere’deki Rus büyükelçisinin konağının bahçesine bir posta güvercini istasyonu kurulduğunu öğrenmekteyiz.




CUMHURİYET YILLARINDA GÜVERCİN YETİŞTİRİCİLİĞİ
Osmanlı sonrası Cumhuriyetin ilk yıllarında da ordu içinde posta güvercinlerinin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Ülkemizde güvercinler konusunda yayınlanan ilk kitap 1925 tarihlidir. Bu kitap posta güvercinleri ile ilgilidir. 1923 yılında Cumhuriyet kurulmuş olmakla birlikte henüz harf devrimi yapılmamış olduğundan ( Harf devrimi 1928’de yapıldı ) bu ilk kitap Osmanlıca’dır. Nuri Halil adlı bir subayımız tarafından yazılmış olan 48 sayfalık bu kitap, “Muhabere vasıtalarından güvercin usul-i talim ve terbiyesi” adını taşımaktadır.
1931 ve 1936 yılları arasında Cumhuriyet arşivi kataloglarında posta güvercini yetiştiriciliği ile ilgili çeşitli kayıtlar bulunmaktadır. Bu kayıtlardan o dönemde posta güvercini alış verişinin Rusya ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Rusya’dan güvercin istasyonları, muhabere malzemeleri, güvercin maskeleri ve selloloit halka alındığı bu kayıtlarda görülmektedir. 1936 yılına ait bir kayıtta 5000 adet selloloit halka sipariş edilmiş olması ordunun posta güvercini sayısı hakkında kısmen bir fikir vermektedir.
Bu yıllara ilişkin önemli bir bilgi de, Mustafa Kemal Atatürk ile ilgilidir. Ankara’nın 1923 yılında Cumhuriyetin ilanından 16 gün önce başkent olması ve arkasından Cumhuriyetin ilanını takiben Ankara’da ilk Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılmıştır. Bu seçimde Atatürk ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Atatürk bu yıllarda 1921 yılında kendisi için satın alınan Kasapoğlu köşkünde oturuyordu. Bu yapı bugün de korunarak yeniden düzenlenmiş ve 1932 yılında Cumhurbaşkanlığı köşkü haline getirilmiştir.
Atatürk’ün bu köşkte yetiştirilmek üzere Selanik ( Dönek ) ırkı güvercin getirttiği bilinmektedir. Bu bilgilerden Atatürk’ün de güvercinlere meraklı olduğu ve belki de doğum yeri olan Selanik’te de yetiştirildikleri için bu güvercinleri tercih ettiğini söyleyebiliriz. Bugün Çankaya köşkünde bu güvercinlerden bulunmamaktadır. Belki Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk Orman Çiftliği’ne nakledilmiş olabilirler.


KAYNAKLAR
1 ) Şevket Beysanoğlu “Diyarbakır folklorunda güvercin I” 1979 TFA sayı. 359
2 ) Şevket Beysanoğlu “Diyarbakır folklorunda güvercin II” 1979 TFA sayı. 360
3 ) Esat Sezai Cemiloğlu “Diyarbakır kuşları” 1964 TGYB arşivi
4 ) Edward Tryjarski “Türk çatılarında güvercinler” 1994 TT Dergisi.
5 ) Mehmet Özmen “Konya’da güvercincilik” 1981 SÜ. EFD
6 ) Mahmut Sural “Konya’da kuşçuluk ve kuşlar I” 1978 TFA sayı. 352
7 ) Mahmut Sural “Konya’da kuşçuluk ve kuşlar II” 1979 TFA sayı. 353
Boramir!! Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevaplar Son Mesaj
Osmanlı'da Ev Kültürü , Osmanlı'da Ev Kültürü Hakkında Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-26-2008 04:07
Osmanlı'da Ev Kültürü , Osmanlı'da Ev Kültürü Hakkında Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-18-2008 03:37
Türk Halk İnançlarında Hz.Ali Kültürü , Hz.Ali Kültürü Hakkında Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-05-2008 15:01
Türkler'de Yemek Kültürü , Türkler'de Yemek Kültürü Hakkında Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 08-04-2008 23:09
Türklerde Fiziki Kültür, Türk Fiziki Kültürü, Türk Fiziki Kültürü Hakkında Boramir!! Türk Dünyası Ve Kültürü 0 07-11-2008 00:50


Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:25 .


Telif Hakları vBulletin v3.7.3 © 2000-2008, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tercüme Eden : Msn ifadeleri
site ekle Hosting Hizmetleri

Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286