![]() |
| |||||||
| Türk Dünyası Ve Kültürü Türk Dünyası Ve Kültürü |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| .ஐ ignorance is bliss ஐ. ![]()
Mesajlar: 4.600
Teşekkür Etme: 815
326 Mesajina 559 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 32
Tecrübe Puanı: 24135557 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
BALKAN HARBİ SIRASINDA KIBRIS TÜRKLERİ'NE YAPILAN BASKILAR ve KIBRIS MEVLEVİHANESİ'NİN FAALİYETLERİ 1821 İsyanı ve arkasından Yunanistan'ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra bu devletin uyguladığı yayılmacı politika kendisine komşu olan coğrafyayı sürekli tehdit etmeye başladı. Kuruluşundan itibaren Yunanistan devamlı Doğuya doğru genişleme göstermiştir. Batılı devletlerin de destek ve himayeleriyle Megola İdea peşinde koşan yeni Yunan Devleti'nin bu politikasının hedefinde hiç şüphesiz Osmanlı Devleti ve ülkesi vardı. 1815 Viyana konferansı sırasında "Hasta Adam" damgası vurulan Osmanlı Devleti'nin bu dönemden itibaren mirasının paylaşılmasının gündeme gelmiş olması Yunanistan'ın Megola İdea yönündeki iştahını kabartıyordu. Osmanlı Devleti'nin en kritik ve buhranlı günlerinde Yunanlar fırsatları değerlendirerek Mora 'ya yakın ve Rum nüfusunun olduğu Osmanlı topraklarında çeşitli isyan ve kargaşalıklar çıkarıp buraları Osmanlıdan kopararak egemenlik sahalarını genişletmek yoluna girmişlerdir. Sözünü ettiğimiz Yakın Türk tarihinin en kritik ve buhranlı günleri hangi yıllar veya olaylardır? diye soracak olursak bunun cevabını; 1- 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi (93 Harbi) 2-Balkan Harbi 3-Birinci Dünya Harbi ve Milli Mücadele olarak verebiliriz. Gerçekten bu üç önemli harp ve sonuçları Osmanlı Devleti'nin çözülüş ve çöküşünü hızlandıran gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Osmanlı Devleti bu yıllarda tarihinin en kritik günlerini yaşamış neredeyse varolma veya yokolma sınırına dayanmıştır.İşte bu kritik yıllarda Yunanistanın sürekli Türkiye aleyhine genişleme yayılma politikası içinde olduğunu görüyoruz. 93 Harbi ve sonrasında Batı Trakya'ya doğru Yunan tahrikleri ve işgal niyetleri gittikçe artmaya başladı. Öbür taraftan Anadolu'da Rus tehlikesine karşı geçici bir süre için Kıbrıs adasının yönetiminin İngilizlere bırakılması Kıbrıs Rumlarının Enosis'i gerçekleştirme yönündeki istek ve umutlarını artırdı. Adada yavaş yavaş Türkler aleyhine gösteriler ve tahrikler kendini göstermeye başladı. Bu cümleden olmak üzere 25 Mart 1895'de Yunan bağımsızlık günü şenlikleri esnasında meşaleler taşıyan Rumlar büyük bir yürüyüş kolu oluşturarak Tahtakale Türk mahallesine girmişler ve Türkleri kesip katledeceklerine dair şarkılar söyleyerek tahriklerde bulunmuşlardı. Lefkoşa kaza Hakimi Mr.Seafer'in 17 Nisan 1895'de Londra'ya gönderdiği bir mektupta Rumlar'ın bu tahriklerine temas ederek Türkler'in de bir toplantı düzenleyerek saldırıları protesto ettiklerini bildirmiştir. Magosa'daki İngiliz komiseri Mr.B.Travers de aynı olaylarla ilgili İngiltere sömürge müsteşarına gönderdiği raporda Rum tahriklerinin Türkler'in soğukkanlılığı sayesinde büyümeden önlendiğini yazmıştır [i][i] . Fakat takip eden aylarda ve yıllarda Rum tahrikleri gittikçe artış gösterdi.93 Harbi sonrasında mülkiyet hakkı Osmanlı Devleti'nde kalmak kaydıyla geçici bir süre için yönetimin İngiltere'ye geçmesi ile birlikte Kıbrısta ortaya çıkan yeni oluşum maalesef Türkiye açısından bir "Kıbrıs Meselesi" ni de beraberinde getirmiştir. Yani Türkiye açısından Kıbrıs Meselesi'nin başlangıç tohumlarının 93 Harbi sonrasındaki siyasî ortamda atılmış olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Balkan Harbine tekaddüm eden yıllar aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'da ve bazı adalarda sıkıntıya düştüğü yıllardır. Bilindiği üzere 1911 Osmanlı- İtalyan Harbi sonunda Osmanlı Devleti Trablusgab'ı İtalyanlara bırakmak zorunda kaldı. 12 Adalar da geçici bir süre için İtalyan yönetimine devredildi. Osmanlı Devleti'nin İtalyanlarla savaş halinde bulunduğu bu zor günlerde Rumlar bu durumdan istifade ile Adada yoğun bir tahrik faaliyetine giriştiler. Bu tahrikler Enosis mitinglerine dönüştü. Kıbrıs Rumlarının süren Enosis histerisi ve dış dünyaya da taşırılan yoğun ilhak eylemleri üzerine birşeyler yapılması gerektiğine inanan Kıbrıs Türkleri Vatan Gazetesi sahibi Bodamyalızâde Mehmed Şevket Bey'in teşebbüsleriyle ilhakı protesto mitingleri düzenlediler[ii][ii]. Bu günlerin bütün gelişmelerini Vatan Gazetesinden sıcağı sıcağına takip etmemiz mümkündür. Balkan Harbi arefesine yaklaştıkça Adada Rum tahrikleri gittikçe arttı. Hatta silahlı toplu eylemlere dönüşmeye başladı. Çünkü Osmanlı Devleti daha henüz Trablusgarb Harbi'nin yaralarını sarmadan Balkan Harbi hazırlıklarına girmiş olduğundan Kıbrısla ilgilenecek bir durumda değildi. Rumlar Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu bu durumu fırsat bilerek Enosis yolunda tahrik ve saldırılarını artırdılar.Bu cümleden olmak üzere Meclis-i Kavanin'in Rum milletvekilleri İngiliz yönetiminden meclise daha fazla yetki ve ayrıcalık verilmesini talep etmeye başladılar. Eğer bu istekler gerçekleşecek olursa-Girid örneğinde görüldüğü gibi- Adada Rum muhtariyetine doğru bir adım daha atılmış olacaktı. Çünkü Türkler Rumlara göre daha az olduğundan meclis makamını Türkleri ezmeğe ve yok etmeye yönelik bir makam olarak kullanacaklardı. Ancak Adadaki mevcut İngiliz yönetimi Rum emellerini bildiği için bu konuda fazla tavizkâr davranmadı. Bu durum karşısında Rumlar son seçimlerin arkasından gerek hükümet ve gerek Türkler hakkında kaba kuvvet kullanmağa karar vererek hükümet'e ültimatom şeklinde beyannameler vermeğe Türklere köylerde sözlü ve kasabalarda basın aracılığıyla tehditler yağdırmaya başladılar. Fakat Türkler'in sabırlı ve sağduyulu davranış ve tutumları Rum tahriklerini boşa çıkardı. Takip eden günlerde yukarıda sözü edilen taleplerde bulunan Rum milletvekilleri şiddetlerini daha da artırarak Meclis-i Kavânin'den istifa ettiler hükümetle işbirliğinde bulunmamağa karar verdiler. Bu milletvekilleri ve kilisenin işbirliğiyle adanın önemli merkezlerinde mitingler tertib edilerek Hristiyan halk müslümanlar aleyhine tahrik edilmeye çalışıldı. Bir taraftan da Rum matbaatı İngilizler'e ve Türkler'e karşı tehditkâr makaleler yazmağa başladı[iii][iii]. Bütün bu gelişmeler Balkan harbi arefesinde Türklere karşı toplu saldırıların zeminini hazırladı.1912 yılında Rumların Türklere yönelik ilk kitlesel tahrikleri Hamidmandraları ve Leymasun'da meydana geldi. Bu olaylar o günlerde Vatan Gazetesinde Bodamyalızâde Mehmed Şevket Bey tarafından oldukça ayrıntılı bir şekilde kaleme alınmıştır. Kıbrıs Meselesi hakkında kıymetli mesaîleri bulunan Harid Fedai Vatan gazatesinde yer alan 1912 olaylarını Yeni Kıbrıs'ın 1985 sayılarında yeni harflerle yayınlamıştır. Şimdi bu olaylar hakkında kısaca bilgi vermek istiyoruz;Mayıs ayının sonlarına doğru bir cuma günü 18-22 yaşlarında 49 lise öğrencisi başlarında iki öğretmen olduğu halde Lefkoşe'den hareketle Hrisostomo manastırına gittiler. Akşam üstü buradan geri dönerken Mandralar (Bugünkü Hamidköy) adındaki küçük ve evleri birbirinden uzak Türk köyüne doğru yöneldiler. Ellerinde Yunan bayrağı olan bu gençler "zido" sesleriyle köye saldırdılar. Rumlarla Türk köylüleri arasında çıkan kavgaya Türk zaptiyeleri müdâhale etti. Rumların yaptığı bu ilk toplu saldırı Yunan provakatörlerin de tahrikiyle adanın diğer yerlerine taşındı. Nitekim Haziran ayının başında birkaç Türk Leymasun panayırında bir Rum arabasıyla gezerlerken bir Rum kahvehanesinin önünden geçtikleri sırada Rumların taşlı şişeli sopalı saldırısına uğradılar. Saldırıya uğrayan bu birkaç Türk kendilerini savunurken kilisenin çanları çalmaya başladı ve 5-6 bin civarında Rum toplandı. Bu topluluk daha sonra Türk mahalle ve çarşısına saldırdı. Camii ve Türk dükkanları tarip edildi. Pekçoğu ağır olmak üzere 100'ün üzerinde Türk yaralandı. Bu saldırılar sonunda Türkler'in bulunduğu yerler adeta savaş sonrası bombardıman mahallini andıran bir şekilde tahrip edilmişti[iv][iv].Bu saldırıların arkasından yaygın bir Rumdan Ruma kampanyası başlatıldı. Türk dükkan ve mallarının boykot edilmesi ve Türkler'in ekonomik olarak çökertilmesi için Türkler üzerine dayanılmaz baskılar uygulanmaya başlandı[v][v]. Bu günlerde Osmanlı Devleti de Balkan Harbi'nin iyice eşiğine gelmişti. 19 Eylül 1912 tarihinde Osmanlı Devleti seferberlik ilan etti. Ekim ayının başında Karadağ resmen Osmanlıya harp ilan etti. Osmanlı Devleti de 16 Ekim günü Bulgaristan ve Sırbistan'a savaş açtı ve ertesi gün Osmanlılar fiilen harbe girişti. 18 Ekim günü Yunanistan ve Bulgaristan ve bir gün sonra da Sırbistan'ın Osmanlı'ya karşı resmen harbe girmesiyle savaş bütün Balkanlara yayıldı[vi][vi]. Gerekli hazırlıklar tam yapılmadan girilen bu savaşta Osmanlı Devleti oldukça zor ve sıkıntılı bir duruma düştü. Gerek lojistik açıdan gerekse sevk ve komuta açısından çok eksikleri bulunan Osmanlı ordusu kısa sürede çözülmeye başladı. Şunu kabul etmek lazımdır ki Balkan harpleri Türkler açısından tam manasıyla bir hezimet oldu. Rumlar Balkan harbi öncesinde Türklere karşı sürdüregeldikleri tahrik ve baskı kampanyasını Osmanlının Balkan harbi sırasındaki zor durumunu fırsat bilerek artırarak devam ettirdiler. Girit gibi Kıbrısı da Yunanistana ilhak etmek için bir taraftan İngiltere nezdinde teşebbüslerde bulunurlarken bir taraftan da adayı terke zorlamak için Türkler üzerine müthiş baskılar yapıyorlardı. Şüphesiz bütün bu faaliyetlerde Rum kilisesi başı çekiyor ve kilisenin önderliğinde oluşturulan Enosis heyetleri başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerine "ilhak" gezileri düzenliyorlardı. Adadaki Türkler ise adeta bir varolma veya yokolma durumuyla karşı karşıya idiler. Fakat bütün bu zorluklara rağmen kendi imkanlarıyla Adada varolmanın mücâdelesini veriyorlardı. Bu mücâdele içinde diğer bazı müessese veya teşkilatlarla birlikte Kıbrıs Mevlevîhânesinin ayrı bir yeri olduğunu görüyoruz. Balkan harbinin devam ettiği bir sırada ateş hattında bulunan Kıbrıs Mevlevîhânesi Enosisi gerçekleştirmek isteyen Rumlara karşı kendi imkanlarıyla birşeyler yapmanın çabası içinde olmuş Kıbrıs'ın bir Girid olmaması için elinden gelen gayreti göstermiştir. Anadolu'nun vatan olmasında "Alperen" "Gaziyan-ı Rum" "Abdalan-ı Rum" dediğimiz zümreler veya daha sonra Osmanlı Devleti'nin yükselişinde rol oynayan Ömer Lütfi Barkan'ın ifadesiyle "Kolonizatör Türk Dervişleri" neler yapmış ise Kıbrıs'ın da vatan kalmasında Kıbrıs Mevlevîhânesinin benzer bir vazifeyi üstlendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Hatta Mevlevîhâne kendisi ateş hattında bulunduğu halde Balkanlardaki fâciayı derinden hissetmiş gece gündüz Osmanlı Ordularının başarısı için dua ve temennilerle birlikte maddî yardımlarda da bulunmuştur. Şimdi Mevlevîhâne'nin bu faaliyetlerinden örnekler vermek istiyoruz:Balkan Harbi'nin bütün şiddetiyle devam ettiği günlerde Kıbrıs Mevlevîhânesi Şeyhi Celaleddin Mehmed 25 Kasım 1912 tarihiyle Mevlevîhânelerin Merkezi konumunda olan Konya Mevlevîhânesine gönderdiği raporda;[vii][vii] "4 müttefik devletin din ve devletimize karşı pervasızca açmış oldukları savaş sebebiyle bütün müslüman kalplerin müteessir ve kan ağladığını" belirterek "bütün cami tekke ve zâviyelerde gece ve gündüz din ve devletin selameti için Buhari-i şerif okuyarak zikir çekiyoruz. Allahın yardımıyla kâfirlerin hezimetinin ve Müslümanlar'ın muzafferiyetinin çok yakın olduğundan şüphem yoktur. Zira her görmüş olduğum rüya ordularımızın galibiyetinin yakın olduğuna delalet eder. Binaenaleyh maddî ve manevî yardımlara devam ediyoruz."demiştir. Şeyhin bu ifadelerinden kendisinin sürekli devletin içinde bulunduğu durumla meşgul olan bir halet-i ruhiye içinde olduğunu anlıyoruz. Değilse Şeyh millî bir mesuliyet içinde olmasaydı Osmanlı ordularının durumu ve Balkan harbiyle ilgili gelişmeler zihnini devamlı meşgul etmez dolayısıyla hergün rüyasına girmezdi.Celaleddin Mehmed Efendi raporunun devamında Kıbrıs'taki gelişmelerle ilgili olarak bazı istihbarî bilgiler vermektedir. Özetle şöyle demektedir; "geçen de orta oyuncularından olup Adana'dan buraya gelmiş birtakım kişilerin ellerinde yeni bir sikke-i şerife olduğu ve oyunlarda kullandıkları istihbar edilmiş bunun üzerine hemen burada bir vasıta ile ücreti ödenerek sikke-i şerife aldırılmıştır. Tahkikât-ı âcizaneme göre mezkur sikkenin Konya'dan ele geçirildiği anlaşılmıştır. Bundan başka 5-6 ay önce Konya çilekeşlerinden Ali adında da bir dervişin Magosa'ya çıktığı ve başında bulunan fahri denize attığı ve daha sonra doğruca bir manastıra giderek tanassur eylediği işidilmiştir. İşittiğime göre bu kişi aslen Kıbrıslı olup daha önce sulben anasının karnında Anadolu'ya gidip orada doğup büyüdükten sonra Magosa'ya geldiğinde zaten Hristiyan olan annesini bulmuş bir kişidir. Ne çare ki şu andaki idarede bu tür kişilere layıkıyla ceza verilemiyor. Heman Cenab-ı Hakk din ve devletimize yardım ve muvaffakiyetler ihsan buyursun." Bu ifadelelerden Mevlevîhânenin Kıbrıs'la ilgili en ufak bir bilgiyi değerlendirdiğini anlıyoruz. Belki burada sözü edilen hadiseler sıradan bir olay olup istihbarî bir değeri olmayabilir. Fakat Mevlevîhânenin meseleyi ciddiye alıp bir istihbarat olarak Konya'ya bildirmesi Kıbrıs'ta Türkler'in Balkan Harbi sırasında herşeyden şüphelendiklerinin dolayısıyla diken üstünde yaşadıklarının açık bir göstergesidir.Nitekim daha önce de temas ettiğimiz gibi Rum ve Yunanlar hiç boş durmuyor özellikle Trablusgarb harbi sonrasında hızlanan Enosis emelleri Osmanlı'nın gerçekten çok zor durumda kaldığı Balkan Harbi sırasında da bütün şiddetiyle devam ediyordu. Rum milletvekilleri Kilise ve diğer Rum siyasîler Adadaki Türkleri yok edip veya Adadan göçe zorlayıp Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak etmek için elinden geleni yapıyorlardı. Böyle bir ortamda Mevlevîhâne gelişmeleri hassasiyetle takip ediyor ve edindiği bilgileri hemen Konya Merkez'e rapor edip kendilerinin nasıl hareket etmeleri konusunda talimat bekliyordu. Yani Mevlevîler Kıbrıstaki Türk varlığının devamı konusunda elinden gelen gayreti gösteriyor "Kolonizatör Türk Dervişleri"ne benzer bir tavır içinde adeta vatan için çırpınıyordu.alıntı... | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kıbrıs Meselesi , Kıbrıs Meselesi Hakkında | Boramir!! | Türk Dünyası Ve Kültürü | 0 | 09-18-2008 12:06 |
| Kıbrıs Kronoloji , Kıbrıs Kronoloji Hakkında | Boramir!! | Türk Dünyası Ve Kültürü | 0 | 08-15-2008 00:02 |
| Kıbrıs , Kıbrıs Hakkında , Kıbrıs Bayrağı | Boramir!! | Türk Dünyası Ve Kültürü | 0 | 08-13-2008 13:51 |
| Osmanlı Egemenliğinde Kıbrıs Tarihi , Kıbrıs Tarihi Hakkında | Boramir!! | Türk Dünyası Ve Kültürü | 0 | 08-02-2008 14:39 |
| Kıbrıs Hakkında, Kıbrıs Resmi, Kıbrıs Resimleri | yaremce | Turizm, Gezi, Seyahat ve Tatil | 3 | 03-21-2008 08:22 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız