![]() |
| |||||||
| İnanc Dünyası Din hakkındaki yazıları burada bulabilir paylaşabilirsiniz. Inanc Dunyası, islamiyet, Hristiyanlık, inançlar, ibadet, inanç, iman |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| Ç.a.t.L.a.K ' IM.. ![]()
Mesajlar: 12.586
Teşekkür Etme: 5.087
5.749 Mesajina 14.227 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 170
Tecrübe Puanı: 107375068 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | TASAVVUF DÜŞÜNCESİ VE ŞİİRİMİZ Türk şiirini İslamiyet’ten önce, İslamiyet’ten sonra ve Batı edebiyatı etkisinde Türk şiiri olarak incelemek neredeyse bir geleneğe dönüşmüştür. Bu tasnif, şiirimizin tarihçesini öğrenmede bir kolaylık gibi görülse bile pek çok sakıncayı da beraberinde taşımaktadır. Zira, şiirimiz; şairleri, kullanıldıkları dil, hitap ettikleri kesimler itibariyle kimi farklılıklar gösterse bile aynı dünya görüşünden beslenmektedir. Durum böyle olunca, şiirimizi böyle yapay tasniflerle incelemek yerine, bir bütünlük içinde ele almak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Bilindiği üzere Türklerin Müslüman olmalarından sonra ortaya koyduktan ilk şiir türü, tekke şiiridir. Hoca Ahmet Yesevî ile Türkistan’da başlayan bu gelenek, Yesevî dervişlerinin Anadolu’ya gelmeleriyle bu coğrafyada da kendisini ortaya koymuş ve tekkeler, başta Yunus Emre olmak üzere; Eşrefoğlu Rûmî, Niyaz-i Mısrî, Aziz Mahmud Hüdâyî, Ümmî Sinan, Sezai Gülşenî gibi çok büyük isimler yetiştirmiştir. Fakat tekke şiiri, kendinden ibaret kalmamış, hem divan hem de halk şiiri üzerinde çok etkili olmuştur. Tasavvuf, özellikle divan şiirinde, şairlerin beslendiği ana kaynak durumundadır. Yine pek çok halk şairi olarak bilinen isim, aynı zamanda tekke şiiri için de ele alınmaktadır. Kullanılan biçimsel özelliklerde ortaklık söz konusudur. Durumun böyle olması da doğaldır. Zira, şairlerin dil ve üslûp olarak şiir tutumları nasıl olursa olsun, hepsi aynı toplumun, aynı kültür ve medeniyetin insanlarıdır. Aynı inanç değerlerine mensupturlar. Bu yüzden, onları çok farklı dünyaların şâirleri olarak ele almak tarihi ve ilmî gerçeklere ters düşer. Tekke, divan ve halk şiirini çok keskin çizgilerle ayırmak isteyen anlayış bizce çok da masum bir anlayış değildir. Geriye doğru bakıldığında edebiyatımızda da sanki dînî olmayan bir geçmiş aranmaktadır. Bundan dolayıdır ki, yine bu tasniflere göre mesela halk şiirimiz; tekke şiiri, âşık tarzı şiir olarak ayrılırken tekke şiiri, dînî muhtevalı, âşık tarzı şiirler işe lâ-dînî muhtevalı bir şiir olarak gösterilmek istenmektedir. Böyle düşünenler ve lâ-dînî şiirin en büyük temsilcisi olarak gördükleri Karacaoğlan’ın, “Bana güzel sever diye tan ederler Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var?” mısralarını nedense görmek istemezler. Böyleleri meselâ bir Erzurumlu Emrah’ı, Everekli Seyranî’yi nereye koyacaklardır, doğrusu bu durum bir merak konusudur. Mesele, bir şiirin dînî olması için, içinde, mutlaka; Allah, peygamber, günah, sevap gibi dînî kavramların olması gerekmez. Bu kavramları dindar olmayan bir şair de kullanabilir. Önemli olan, duyuş, hissediş ve bakış meselesidir. İçinde hiç dinî kavram olmayan bir şiir bile pekâlâ dînî bir duyarlık taşıyabilir. Hayata, ölüme, aşka, gurbete, hasrete, dünyaya Müslümanca bakışın bir ifadesi olarak edebiyatımızda bu anlamda nice şiir örnekleri gösterilebilir. Yine bu bağlamda Tanzimat şiirine bakalım. Meselâ Sinasi’ye… Şiirinde o da dinî kavramları kullanmıştır. Ama dünya görüşü olarak artık tercihler değişmeye başladığı için onun şiirlerinin okuyucuyu götürdüğü dünya çok farklıdır. Benzer örneklemeleri Cumhuriyet ve sonrası şiir için de yapmak mümkündür. Ama durum değişmeyecektir. Din ve tasavvuf düşüncesi Türk şiirinin her zaman için beslendiği bir değerler manzumesidir. Türk şiirinin geçmişine eğitenler, öncelikle bu gerçeği kabul ederek işe başlamalıdırlar. Şiir, hayattan ve inşandan kopuk bir tür değildir. Bu yüzden inşan düşüncesindeki ve hayattaki değişiklikler, elbette şiiri de ektiler ve biçimlendirir. Fakat, sosyal ve kültürel hayatımızdaki tercihlerimiz zaman içerisinde nasıl değişirse değişsin din, dolayısıyla tasavvuf düşüncesi kültürümüzün, hayatımızın vazgeçilemez dinamiğidir. O değerler, sadece geçmişimizi oluşturmazlar. Bugünümüze ve geleceğimize de tesir ederler, onları şekillendirirler. Nitekim öyle olmuyor mu? Ne yapsak mazimizden ve onun değerlerinden kaçamıyoruz. Bu değerlerin muhalifleri olacak elbet… Neticede inanmak bir nasip meselesidir. Ama bu değerlerin mensupları her zaman için hem sayısal hem de niteliksel bir çoğunluğa ve üstünlüğe sahiptirler. O yüzden ne divan şiiri ölmüştür ne de tekke ve halk şiiri… Farklı biçim ve üsluplarda devam etmektedir. Gelenek, yenilenerek kendini sürdürmektedir. Hangi şairin şiirine bakarsanız bakın ondan, ezel ve ebed düşüncesinden izler görürsünüz. Başka türlüsü de zaten olamaz. Zira, inanmak, insanlığın en temel meselesidir. Hele, dinin, derûnî ve estetik boyutunu ifade eden tasavvufun, şiirimizin temel değerler manzumesi olduğu asla göz ardı edilemez. Üstelik bu anlayış kendisini sadece şiirde ifade etmiyor, bütün güzel sanatları hatta hayatı şekillendiriyor. Durum böyle olunca ister aşktan bahsedin ister ölümden… Yolunuz, önünde sonunda hakikate çıkacaktır. Kabul edersiniz yahut etmezsiniz ama bu gerçek değişmez. Şiirimiz, hâlâ Yunus kokusu ve sesi taşıyor. Hemen bütün tasavvuf şairleri yeni incelemelerin, bilimsel toplantıların konusu oluyor. Felsefeyle bulanmış zihinler, hakikatin bu derûnî sesiyle şifa buluyor. Yeni denemeler yapılıyor. Arayışlara giriliyor. Bütün bunlar, iyi birer gelişme… Zira, büyük millet olmanın önemli bir yolu, büyük bir edebiyata, kültüre sahip olmaktan, büyük şairler yetiştirmekten geçiyor. Gelecek, bu çağın, bu değerlere sahip insanlarından ve toplumundan, yeni Yunuslar, yeni Niyaz-i Mısrî’ler yetiştirmesini bekliyor. Kaybettiğimizi sandığımız değerler, elimizin altında… Bütün mesele onlarla yeniden bağ kurabilmekte… Bu her konuda olduğu gibi şiir için de böyledir. Şiirimiz, bütün olumsuzluklara rağmen bir umut vaat ediyor. Şairlerimiz, geleneğin büyük isimleriyle var olan ruh akrabalığını yeniden tesis ediyor. Ama biçim farklı, dil farklı diyebilirsiniz. Edebiyatta bunun bir önemi yoktur. Önemli olan ruh akrabalığı, aynı duyarlık; hayatı, aşkı, ölümü bu şekilde kavramak meselesidir. Bu gelişme bugün şiirde olur yarın hikâye ve romanda… O zaman şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bugün sanata, edebiyata giren değerler, biliniz ki hayatın ve insanın değerleri olacaktır. İşte tasavvuf şiiri de bütün bu beklentilerin ve gelişmelerin önünde çok bakir bir alan olarak durmaktadır. Çünkü tasavvuf, bir yaşama projesidir. Dinamik bir hayat görüşüdür. Bu, böyle bilindiği ve görüldüğü takdirde şiirimiz de bundan kendine düşen payı elbette alacaktır. mustafa özçelik | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| ÖLüM DüŞüNCeSi SiZe NeYi ÇaĞRıŞTıRıYoR__??? | m_h_t_p | Anketler | 6 | 08-12-2008 15:39 |
| Tasavvuf Nedir? (Tasavvuf Hakkinda) | holocoust | İnanc Dünyası | 19 | 06-29-2008 17:11 |
| Tasavvuf nedir-Tasavvuf Hakkında-Tasavvuf Tanımı | Leon | Nedir | 1 | 03-07-2008 18:11 |
| Tasavvuf Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı Hakkında, Tasavvuf Edebiyatı Terimleri | küppra | Edebiyat | 0 | 01-13-2008 23:45 |
| “Allah Gafûr ve Rahîm’dir, affeder” düşüncesi | yaremce | İnanc Dünyası | 0 | 01-11-2008 06:42 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız