![]() |
| |||||||
| Oyunlar | Fan Kulüpler | Kayıt ol | Albümler | Bloglar | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji Felsefe,Sosyoloji,Psikoloji |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| La Torre De BabeL` ![]()
Mesajlar: 10.182
Teşekkür Etme: 3.716
1.407 Mesajina 3.809 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 7
Tecrübe Puanı: 29179997 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Felsefe... ? bu kelimenin anlamı neydi? Felsefe kelimesi Yunanca'da fhilo(sevgi) ve sophia (bilgelik) kelimelerinin yan yana gelmesinden oluşuyor... fhilosophia (bilgelik sevgisi). Yunanlı düşünürler için "Bilgiyi sevmek, bilginin peşinden koşmak" anlamını taşır... Yani Felsefe sadece bilgiyi sevmek mi oluyor? Bak sana bu konuyu bir örnekle anlatayım, sen hiç dünyanın neden 365 gün ve altı saatte bir tur tamamladığını yani bir yıl diye niye bu hareketi tanımladığımızı merak ettin mi?, etmişsindir mutlaka. İşte bunun gibi bilmediğin, öğrenmek istediğin bir sürü konu var. Aslında filozoflarda böyle şeyler düşünüyorlar. Bunların nasıl olabileceğini, nelerin bunlara yol açtığını öğrenmeye çalışıyorlar... Öylesine derin düşünüyorlar ki bu konuları, anlamaya, yorumlamaya ve yaşamı anlamlandırmaya çalışıyorlar... Belli anlamlar bulduklarına inandıklarında da "Felsefe Sistemleri"ni oluşturmuş oluyorlar... O halde felsefe, yaşamı bir şekilde anlamlandırabilme çabası mı oluyor? Evet, yaşamı ve yaşamda varolan her şeyi... Filozof, soru sorar, merak eder ve öğrenmeye çalışır... Bilgi onun için ulaşılması gereken bir şeydir ve ona ulaşmak için habire koşar... Tam ulaştığını sandığı anda da yeni sorularla karşılaşır... Bak Ünlü filozoflardan Platon'un bir sözü var: "Felsefe, doğruyu bulma yolunda, düşünsel bir çalışmadır." diyor. Yalnız, burada ortaya çıkan sadece yeni bilgiler değildir, filozofun ürünü, bir ahlak anlayışını, yaşama biçimini doğurur... Örneğin, dünyayı idealardan oluşmuş, (yani sadece düşüncelerden, ve bu düşüncelerin görünüşlerinden) bir yapı olarak algılayan bir felsefe öğretisi, yaşama ilişkin tüm yargılarını da ona göre oluşturur. Bu konuyu burada bitiriyoruz... Ama size ödev, çevrenizde varolan olguları araştırmacı bir gözle, ve birazda sorgulayıcı bir tarzda ele alın... Neyin, neden, o şekilde olduğunu anlamaya çalışın... Evet derslere sanırız biraz hızlı başladık ve hızlı bitirdik. Bu ilk anlatım denememizdi. Lütfen önerilerinizle ve hatta bu bölümün içeriğini oluşturma aşamasında yer alarak katkıda bulunun. Soru sorun, sabırsızlıkla bekleyeceğiz sorularınızı. Ayrıca size bazı yazıları da önereceğiz bu bölümle ilgili lütfen o yazılara da en azından bir göz gezdirin. Burada amacımız sizi fazla sıkmadan öz olarak felsefeyi anlatmaya çalışmaktı. Şimdi derslere; Birde filozoflara bakalım neler diyorlar felsefe için: "Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir." Karl JASPERS "Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir." SOKRATES "Doğruyu bulma yolunda, düşünsel (İdealist) bir çalışmadır." PLATON "İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe." ARİSTOTELES "Mutlu bir yaşam sağlamak için, tutarlı eylemsel bir sistemdir." EPİKUROS "Felsefe tanrıyı bilmektir ve gerçek felsefeyle, gerçek din özdeştir." AUGUSTİNUS "İnanılanı anlamaya çalışmaktır." ANSELMUS "İnanılanın inanılmaya değer olup olmadığını araştırmaktır." ABAELARDUS "Tanrıdır konusu, tanrının tanıtlanmasıdır." A. THOMAS "Eleştiridir." CAMPENELLA "Deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üzerinde düşünmektir." F. BACON "Felsefe yapmak doğru düşünmektir." T. HOBBES "Felsefe bir bilimdir ve geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir, felsefeyi kesin bir bilim yapmak için." DESCARTES "Felsefe, genelleştirilmiş bir matematiktir." SPİNOZA "Gerçekte doğru olanı algılamaktır. Felsefe göklerden yere inerek, beş duyuyla kavranan konularla ilgilenmelidir." LEİBNİZ "Bütün düşüncelerimizin duyumlarımızla, gerçek alemden geldiğini tanıtlamaktır." LOCKE "Felsefe duyumların bilgisidir." CONDİLLAC "İnsan zihninin mahiyetini incelemektir." HUME Sonuç olarak; Felsefe Yaşamdır... Konu ViperMoon tarafından (12-07-2007 Saat 23:20 ) de değistirilmistir.. | |
| | |
| | #2 |
| La Torre De BabeL` ![]()
Mesajlar: 10.182
Teşekkür Etme: 3.716
1.407 Mesajina 3.809 Defa Tesekkur edildi
Blog Yazıları: 7
Tecrübe Puanı: 29179997 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Islami Felsefe Kındi ve Yeni-Eflatuncu Aristoculuk (796 – 866 ) İslâm’da esas felsefe hareketinin, filozof denmeye, Ca’fer Sadık ve Câbir’den daha layık görülen Kindi ile başladığı tartışmasız kabul edilmektedir. Kindi, felsefeyle birlikte birçok ilimlere vukufu olan müstesna bir bilim adamı ve akılcı bir filozoftur. Fakat akılcılığı, asla din ile çatışma göstermez, bil’akis uygunluk gösterir. Din ile akıl çatışırsa, dini öğretiyi tercih eder; çünkü din ilâhi menşeyli olduğu için, hikmetini akıl bir an anlamasa bile, dini bilgi her zaman doğrudur. Akıl ise, insani menşeyli olduğu için her zaman yanılmaya ve hata yapmaya müsaittir. Kindi’nin bu itidal akılcılığı felsefenin her sahasında görülür. Kindi’nin kozmoloji ve metafizik görüşlerinde İslâm’ın kendi öğretileriyle Mu’tezilenin menfi kelâm doktrini hâkimdir. Kâinat Allah’ın hür iradesiyle sonradan yaratılmıştır; bu bakımdan da sonlu ve sınırlıdır. Allah’ın ontolojik mânâda tarifi ancak menfi şekilde mümkündür; yani Allah için ne cevherdir ne arazdır; ne cisimdir ne cisim değildir; ne cüz’dür ne küllidir diyemeyiz. Kindi, özellikle Aristo Teolojisi adlı Yeni-Eflatuncu kaynağı bilmesine rağmen —çünkü bu eseri arabçaya çeviren el-Hımsi’nin tercümesinin arabçaya uygunluğunu kontrol etmiş olduğu bilinmektedir— hiç rağbet etmemiştir. Akıl teorisinde, Yeni-Eflatuncu Aristoculardan etkilenmiştir. Aristo ve onun Yeni-Eflatuncu şârihi Alexandre d’Aphrodisias üç akıl kabul ederken, Kindi, buna “aklu’l-müstef adını verdiği bir dördüncü akıl eklemiştir. Bilgi teorisi ve Psikolojide Kindi, Aristocu görünür. Hisler, ancak cüz’i ve maddi suretleri idrak eder; akıl ise, ma’kul alemi kavrar ve külli suretleri idrak eder. Ruh veya nefs cisim olmayan bir cevherdir. Kindi’nin akıl ve bilgi teorileri, daha sonraki müslüman ve Ortaçağ batılı filozoflarla birlikte biraz değişmelerle, Bütün İslam ve Hıristiyan felsefelerinde karakteristik ortak bir konu olarak devam etmiştir. Ahlâk sahasında, Kindi, İslam ahlakıyla daha çok-Eflatun ve nadiren de Stoacı ahlak unsurlarını uzlaştırmaya çalışmıştır. Stoacı unsurlar, özellikle onun “Hüznün Defi” adlı risalesinde görülür. Eğer etkilendiği yabancı felsefenin ağırlığı bakımından, Kindi’nin felsefesine bir ad verecek olursak, “Yeni-Eflatuncu Aristoculuk” diyebiliriz. Râzi ( 865 - 925 ) Ebü Bekr Muhammed İbn Zekeriyye er-Râzi (7) İslam dünyasının yetiştirdiği ender filozof ve bilimcilerden biridir. Tıbbi ve kimya sahasında Ortaçağ İslam ve Batı dünyasının yegane otoritelerindendi. Bilimsel kimyanın kurucusu sayılır. Modern kimyanın doğuşuna kadar Doğu’da ve Batı’da fikirleri hakim görüştü. Tıb alanındaki en büyük buluşlarından birisi, kızıl ve kızamık arasındaki farkı ortaya koymasıdır. Eserlerinden çoğu Latince, İbranice ve diğer batı dillerine çevrilmişti. Batılılar arasında ismi Rhazes, Alrazes ve Albubator olarak Latinceleştirilmişti. Tıb sahasında en önemli eseri “el-Hâvi” (20 cilt) ve “Kitabu’l-Mansur” dur. Burada onun bilimsel cephesi üzerinde durulması konumuzun dışındadır. Râzi 250 (864) yılına doğru Rey şehrinde doğmuştur ve orada 373 (925) yılında vefat etmiştir. Bazı kaynaklar vefat tarihini 320 (932) olarak göstermektedirler. O günkü İslam dünyasının çeşitli kültür merkezlerine seyahetler yapmış, Rey ve Bağdad’ın hastahanelerinde Başhekim olarak da çalışmıştır. Burada bize yakından ilgilendiren onun felsefi yönüdür. Râzi yirmiden fazla felsefl eser yazdığı bilinmektedir(8) Fakat bunlardan bize kadar birkaçı, tam ve parçalar halinde ulaşabilmiştir. Bu bakımdan, Râzi felsefi görüşlerini tam mânasıyla öğrenme olanağından yoksunuz. Râzi esas itibariyle bir tabiat bilimcisi olması hasebiyle, tabiat bilimlerine dayalı bir felsefe anlayışına sahiptir. İşte bu sebepten felsefi ve metafiziki meselelere hep, Tabiat bilimlerinin metodu sayılan duyumlama ve deneye dayanan ampirik ve tümevarım metodlarıyla yaklaşmıştır. Yine aynı sebepten dolayı, tabii’ ahlak felsefesiyle uğraşmış, Sokrat öncesi filozoflara ilgi duymuş, psikoloji ve ahlâki fikirleri ile Eflatun’un; ve mantıki görüşleri hariç Aristo’nun kavramsal felsefelerine hiç ilgi duymamıştır. Hatta Aristo metafiziğinin ve fiziğinin temel kavramlarını şiddetle tenkid ederek bilimsel bulmamıştır. Aynı inançla Mu’tezile kelâmı ve metafiziğini tenkid etmiştir; bu konuda bir eser de vücuda getirmiştir. Ayrıca yeni-eflatuncu metafizik fikirleri benimsemediğinin en büyük kanısı, Proclos’a karşı yazdığı “Reddiye” sidir. Şimdi, Razi’ felsefesini özetlemeye çalışalım: Râzi kozmoloji ve metafizik görüşlerini beş esasa dayandırır. Bunlar: Allah, Ruh, Madde, Zaman ve Mekân’dır. Hepsi ezeldir. Razi’nin bu Beş Ezeli’ teorisinin menşei tartışmalara yolaçmıştır. Biz, Şehristâni Fahreddin Râzi, Nasreddin Tûsi ve Kraus’u takipte, onun, bunu Harranlı Sâbiilerden aldığı kanaatını taşıyoruz;(9) çünkü Sâbiiler daha önce aynı Beş Prensip’i kabul ediyorlardı(10) M. Fahri gibi bazıları bunu garip niteleyerek, Râzi’nin bu teoriyi, Hindiilerin Nyaya-Vaishishka mezhebinden almış olabileceğini imâ ediyorlar(11) Diğer taraftan Birüni ve onu müteakiben el-Kâtibi ve el-Marzüki’, Râzi’nin bu beş ezeli’ prensibi Yunanlılardan aldığını söylemektedirler(12) Fakat, yunanlılardan hiçbir filozofun, Râzi’nin anladığı “Beş Ezeli Esas” teorisine sahip olduğunu bilmiyoruz. Yaratılış, bu beş esastan biri olan Allah’ın ruhun maddeye olan meyline ve meftunluğuna müsaade etmekle, zorunlu olarak ruh maddi’ formlar aldı ve böylece Allah zorunlu olarak kâinatı yarattı. Fakat bizzat yaratılışın kendisi zamanladır, yani sonradandır ve âlem geçicidir. Zaten Râzi’nin Proclos’un, âlemin ezeliliği görüşüne karşı yazdığı risâle de bunu anlıyoruz. Aristo’ya karşı, Demokrit gibi Râzi, cisimlerin atomlardan oluştuğunu ve cisimler veya atomlar arasında boşluğun mümkün olduğunu savunur. Aristo’nun zaman, mekan ve hareket kuramlarını tenkid ederek, zamanın hareketle ilgisi olmadığı gibi, onun sayısı da değildir. Hareket zamanı doğurmaz, ancak varlığını gösterebilir. Mekânı, cisimden mantiken de olsa ayrı düşünülebilen mücerred bir kavram olarak düşünür. Bu manada mekan, salt maddenin kaim olduğu yerdir. Ona göre, bir külIi bir de cüz’i mekan vardır. Külli mekan cisimden tamamen ayrı bir şeydir. Bu mekan hem sonsuz hem de ezelidir. Cüz’i mekan cisim veya maddeden ayrı olarak düşünülemez. Cüz’i mekan, cismin kendisinden ayrılmayan kılıfı ve zarfıdır. Zamanı, mutlak veya külli zaman ve izafi veya cüz’i zaman olarak ikiye ayırır. Mutlak zaman, ölçülemez, sınırsız ve ezelidir; bu dehr’dir. İzafi zaman ölçülebilir ve sınırlıdır, hareketle ortaya çıkar. Cisimler zati hareketleriyle yer merkezine doğru hareket ederler (gravitation); yoksa Aristo’nun dediği gibi tabii mekanların yahut terkiplerindeki baskın unsurlara bağlı olarak aşağıdan yukarıya veya yukarıdan aşağıya hareket etmezler. Fisagor ve Platon gibi Razi, KülIi Rüh’u ezeli bir Cevher olarak kabul eder. Külli ruh, varlıkları oluşturmak için maddeyle birleşince cüz’ileşir. O halde cüz’i ruhlar, varlıklar gibi ezeli ve sonsuz değildir. Cüz’i ruhlar, bedenden sonra külli ruhla birleşirler. Eflatun gibi, İslama ve Aristoculuğa aykırı olarak, Razi, tenasüh (metephyschos) teorisini kabul eder. Bunun için de, canlıların öldürülmesine karşıdır. Eflatuncu ve Fisogorcu bir ahlak telakkisini benimseyen Razi, ruh ve nefsin arındırılmasına önem verir ve gerçek hayat böylece kazanılır ki, o buna “Felsefi Hayat” veya “Felsefe Yolu” adını verir. Nefsin ihtiraslarından, zevklerden uzak bir hayatı, ideal hayat tarzı görür. Razi’nin kendisi böyle bir hayat yaşamaya çalışmıştır. Muayene ettiği hastalardan çoğu kez hiç para almadığı gibi, özellikle fakir hastalara para vermiş ve kazancını fakirlere paylaştırmıştır. Razi’nin zındıklıkla suçlanmasına asıl sebep, yukarıda gördüğümüz felsefi fikirleri değil, onun deizmi ve din görüşüdür. Allah’ın varlığını tanımak, iyi ve kötüyü ayırdetmek için dinlere ve peygamberlere ihtiyaç yoktur, bu konularda akıl yeterlidir, der. Dinler ve peygamberler birbirlerini yalanlamışlardır. Onların tek ortak noktası Allah’tan bahsetmiş olmalarıdır. Din ve peygamberlik hakkındaki menfi görüşlerini “Hiyelu’l-Mütenebbin”, “Mehariku’l-Enbiya” ve “Nakzu’l-Edyan” adlı eserlerinde ifade etmişti. Şu cümleleri onun bu konudaki görüşlerini özetler mahiyettedir: “Bütün insanlar yaratılıştan eşittir. Peygamberlerin hiç bir akIi ve ruhi üstünlükleri yoktur. Mucizeler birer vakıa değil, efsanedir; tek olan ezeli hakikate aykırıdır. Savaşların çıkmasına ve insanlığın mahvolmasına dinler sebep olmaktadır. Din adamları felsefi düşüncenin ve ilmi araştırmaların en büyük düşmanı ve engelidirler. Filozofların eserleri, insanlık için mukaddes kitaplardan daha çok faydalıdır. Dine bağlı olmanın sebepleri, taklit, alışkanlık, ananecilik, tembellik, baskı ve hadiselerin meydana getirdiği korkudur.(13) Razi’ye ait olduğu bildirilen bu görüşlerin, Aydınlanma çağının Didero ve Voltaire gibi materyalist ve hümanist yazarlarının öncüsü olduğu kadar günümüz marksistlerinin, din ve inançların korkudan doğduğunu söyleyen ve bu bağlamda natüralizmin kurucusu sayılan Max Müller’in de öncüsüdür. Bu fikirlere sahip olmada ya daha önceki Ravendi gibi dehrilerden, ya da Ravendi gibi Razi de kendisiyle arkadaşlığı olan ve Hind dinleri uzmanı olan İranşehri’nin eserlerinden veya İslam yazarlarının lX. ve X. yüzyıllarda genel olarak Berahime diye isimlendirdikleri bir Hind mezhebinden etkilenmiş olabilir. Çünkü Berahime, Allah’ın peygamberler ve vahy göndermesinin tamamen gereksiz olduğunu öğretiyordu. Sadece Ehl-i Sünnet kelamcıları değil, Şii kelamcıları ve İsmaililer, başta Farabi gibi filozoflar olmak üzere birçok Müslüman yazar Raziye itiraz etmiş ve reddiyeler yazmışlardır. Farabi’nin bu konuda “Kitabu’r-Red ala’r-Razi” si meşhurdur; fakat ne yazık ki, bu eser bugüne kadar ele geçmemiştir. Ebü Hatim Razi (öl. 933), Razi’yi oldukça eleştirmiştir. Daha sonra da itirazlar devam etmiştir. Muhammed Surh-i Nişaburi, Hamid Kirmani ve Xl. yüzyılın büyük İsmaili daisi Nasır Hüsrev (öl. 1061) Razi’ye itiraz ve hücum eden kimselerdendir. Farabi ( 870 – 950 ) Farabi, Ortaçağ’da yaşamış büyük İslam filozoflarından biridir. Aristoteles’in felsefesini İslami açıdan yorumlayarak İslam düşüncesiyle bağdaştırmaya çalışmıştır. İslam felsefe geleneğinde Aristoteles «ilk öğretmen», onun yetkin yorumcusu Farabi ise, «ikinci öğretmen» olarak nitelenir. Farabi’nin hayatı hakkındaki kaynaklarda yer alan bilgiler oldukça yetersizdir; özellikle ilk elli yılı hakkında pek az bilgi bulunmaktadır. 870 yılında Türkistan’ın Farab bölgesindeki Vesiç köyünde doğdu. Asıl adı Muhammed, babasının adı Tarhan, dedesinin adı Uzlug’dur. Kaynaklarda «Türk filozofu» diye anılır. Babasının bir kumandan olduğu, kendisinin de bir süre kadılık yaptığı söylenir. Temel din ve dil bilgilerinden sonra fıkıh, hadis ve tefsir okudu. Türkçe ve Farsça’nın yanında Arapça’yı da öğrendi. Döneminde yaygın olan matematik ve felsefe gibi rasyonel bilimler alanında da öğrenim gördüğü sanılmaktadır. Ancak asıl felsefe öğrenimini hayatının oldukça geç döneminde (elli yaşlarında) gittiği, dönemin en gelişmiş bilim ve kültür merkezi olan Bağdat’ta yaptı. Tanınmış mantıkçılardan Matta bin Yunus’tan mantık okudu ve kısa zamanda hocasını geride bıraktı. Bir felsefe şehri alan Harran’a giderek arada da Yuhanna bin Haylan’dan öğrenim gördü. Bağdat’a dönerek Aristoteles’in kitaplarını inceledi. Bu çalışmaları ve felsefedeki yetkinliği nedeniyle kendisine ikinci öğretmen (birincisi Aristoteles) denildi. Bağdat’ta yirmi yıl geçiren Farabi Hamdaniler’in başşehri olan Halep’e gitti ve burada Hamdani emiri Seyfüddevle’nin yakın ilgisini gördü. Sarayda gelenekleşen bilim ve sanat toplantılarına katıldı. Burada bilim ve düşünce adamı olarak saygın bir yer edindi Mısır’a yaptığı kısa bar geziden döndükten hemen sonra seksen yaşında Halep’te öldü (950). FELSEFESİ Mantık ve bilgi kuramı Farabi mantıkla ilgili eserlerini büyük ölçüde Aristoteles’in Organon’unu açıklama veya özetlemeye ayırmıştır. Kategoryalar (Kategoriai), Önerme (Peri Hermenias), Birinci Analitikler (Analitika Protera), İkinci Analitikler (Analitika Ustera), Topikler (Topika), «Sofist Çürütmeler Üzerine» (Peri Sofistikon Eleghon) ve «Konuşma Sanatı» (Tehne Rhetonike) üzerine yaptığı çalışmalar bunlardandır. Ayrıca, o Yeniplatoncu filozof Porfirios ’un Kategoryalar giriş alarak yazdığı lsagoge’yi (Bisagoge) şerhetmiş; gerek bu çalışmalarında gerekse el-Elfâzu’l -Müstmele fi’l-Mantık ve İhsaû’l-Ulûm gibi kendi kitaplarında mantık sorunlarına geniş yer vermiştir. Farabi’nin mantığa yalnızca bilimsel düşüncenin arı bir çözümü olmayıp, aynı zamanda, dille ilgili değerlendirmeleri ve bilgi kuramıyla ilgili sorunları da içerir. Filozofa göre gramer yalnızca bir ulusun diline özgü olduğu halde mantık bütün uluslar için geçerli olan bir «insanlık aklı»nın anlatım yasalarını içerir. Mantığın yöntemi. sözdeki en yalın öğelerden en karmaşık öğelere, yani, sözcükten önermeyle, önermeden de tasıma gitmektir. Amacı bakımından mantık, insan zihninin sağlıklı düşünmesini. yanılgılardan korunmasını sağlayan ve insana gerçeğe ulaşmanın yolunu gösteren bir «ilim»dir. Dilde gramer, şiirde vezin neyse, mantığın düşünülürler (ma’kul ile ilişkisi de odur. Farabi mantığa iki yönlü katkıda bulunmuştur. Önce, İslam düşünce çevresinde Aristoteles mantığının tanınmasını ve doğru anlaşılmasını sağlamıştır. Mesela, Aristoteles mantığının yasalarını, Aristoteles’in kullandığı örnekler yerine, kendi toplumunun günlük yaşamından seçtiği örneklerle açıklar. İkinci olarak, Farabi, kendi deyimiyle İslam dünyasında “beş sanat” diye tanınan akıl yürütme yollarını yeniden tanımlar. Buna göre eğer akıl yürütme oh kesinliğe veya gerçekliğe götürürse buna «burhanî» (kanıtlayıcı), iyi niyete dayalı olarak kesinliğe benzer bir sonuca götürürse bu akıl yürütmeye «cedel» (diyalektik), art niyete dayalı olarak kesinliğe benzer bir sonuca ulaştırırsa buna «safsata». Olası bir sonuca götüren akıl yürütme yöntemine «hitabet» ruha zevk veya acı veren bir sonuca götürüyorsa bu akıl yürütmeye de ‘<şiir’> denir. Değişik konum ve koşullarda bu akıl yürütmelerin biri veya diğeri kullanılır. Mesela filozoflar ve bilginler burhana, ilahiyatçılar cedele. siyaset adamları hitabete dayalı tasımları kullanırlar. Farabi, Aristoteles’te görülen ve daha sonra İslam dünyasında gelenekleşen bir anlayışla, konusunun dış dünyadaki nesnelerle ilişkisi bakımından mantığı iki bölüme ayına 1. Kavramlar ve tanımlarla ilgili sorunları kapsayan «tasavvurlar» 2. Önermeler, tasımlar ve kanıtlar (burhanlar) ile ilgili konuları kapsayan «tasdikler» Tasavvurlar, zihinde oluşan en yalın kavramları içerir. Bu kavramlar, olumlama veya yalanlamaya elverişli olmayan, zihinde doğuştan bulunan veya duyularla kazanılan zorunluluk, varlık, imkan gibi tikel formlardır. İnsan zihninin en kesin ve en yalın fıkirleri olan bu formların veya tasavvurların mantıktaki işlevi önermelere malzeme oluşturmalarıdır. Buna göre önermeler tasavvurları birbirine bağlanmasıyla oluşur ve böylece önermeler ya «tasdik» edilir ya da yalanlanır. En güçlü ve güvenilir önermeler, «Bütün parçadan daha büyüktür» gibi, aklın hiçbir deneysel kanıta gerek duymaksızın doğuştan benimsediği, kesinliği apaçık olan yargılardır. Bu tür önsel önermeler; matematik, metafizik ve ahlak için zorunlu ve açık seçik ilkelerdir. Mantık biliminde bu önermeler öncül olarak alınmak suretiyle bunlardan tasıma, tasımdan da kanıta (burhana) ve kanıtlanmış bilgiye ulaşılır. Böylece Farabi’ye göre mantığın asıl konusu bilinirlerden bilinmeyenin bilgisine ulaştıran kanıtlama (burhan) yöntemidir. Aristoteles mantığındaki kavramlar ve tanımlar (Kategoryalar), bunlardan önermeler oluşturma (Önerme) ve tasımlar (Birinci Analitikler) sadece kanıtlamaya (İkinci Analitikler) ve dolayısıyla kesin bilgi elde etmeye birer hazırlık değeri taşır. Çünkü kanıtlamanın temel amacı, bütün bilimlerde uygulanması mümkün olan zorunlu bilgilerin yasalarına ulaşmaktır. Farabi, bilginin üç kaynağı olduğunu düşünür: duyu, akıl ve nazar. İlk ikisiyle bilgiye doğrudan doğruya, «düşünme» anlamına gelen sonuncusuyla da aracı önermeler ve spekülasyonlara ulaşılır. Her iki bilgi çeşidinde de apaçık bilgiye ulaşmanın aracı olan sezginin (hads) payı vardır. Buna göre sezginin de, biri duyular ve akılla ilgili, diğeri spekülasyonlarla ilgili olmak üzere iki çeşidi vardır. İlki dış dünyayı algılamamıza, ikincisi de varlık ve olguların ilkelerini kavramamıza olanak verir. Böylece kesin kanıtlama (burhan), zorunlu varlığı karşılayan zorunlu bilgiye götürür. Psikoloji ve akıl kuramı Farabi, bir yandan, Aristoteles gibi psikolojiye doğa bilimleri içinde yer verirken, öte yandan onu metafizik ve tasavvufa bağlar. Filozofa göre insana yetkinlik ve ayrıcalık kazandıran ruh (nefs), ruha yetkinlik kazandıran da akıldır; böylece; insanı insan yapan da akıldır. Akıl, çocuğun ruhunda potansiyel olarak (bilkuvve) vardır, ve bu aklın ilk mertebesidir. Aksi işlevsel (bulut) düzeyine tahayyül e duyular aracılığıyla cisimlerin formlarını algılayarak ulaşır. Ancak, bu geçiş, insanın salt kendi eyleminin sonucu değil, mertebe bakımından «insansal akıl»’dan üstün durumda bulunan, kozmolojik bir varlık olan ve Etkin Akıl (ay feleğinin aklı) denilen metafizik üç sayesindedir. Böylece, insan aklının bilgisi, kendi bağımsız işleyişinin bir sonucu olmayıp bir bakıma yukarıdan sunulmuştur. insana düşen, zihinsel ve ahlaksal çabalarıyla ruhunu, bu bilginin kendisinde yansımasına elverişli duruma getirmesidir. Bu sayede aklımız, Etkin Aklın ışığı altında cisimlerin tümel formlarının algılamak ,böylece duyumlar gelişerek rasyonel bilgiye dönüşmektedir. Aslında duyum (ihsas), yalnızca maddesel yapısından soyutlanmış formların kazanılmasından ibarettir. Maddesel dünyanın üstünde bulunan formların ve tümel kavramların asıl kaynağı göksel akıllardır; şu halde insan bilgisinin kaynağı da fizik ötesindedir. İnsan aklı üçüncü ve en ileri gelişme aşamasında, göksel akılların sonuncusu ve dünyadaki olup bitenlerin yakın nedeni olan Etkin Akıl ile bağlantı (ittisal) kurar ve ondan aldığı bilgilerle «alıcı (müstefat) akıl» düzeyine ulaşır. İnsan aklının bu Etkin Akıl ile bağlantı kurması onun en son amacı ve en yüksek mutluluğudur. . |
| | |
| | #3 |
| Üye ![]() ![]()
Mesajlar: 142
Teşekkür Etme: 6
52 Mesajina 67 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 2381 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Philosophia yunancadan kaynaklanan bir sözdür ve iki kelimeden oluşur. Philia:Sevgi.Sophia:Bilgelik,daha geniş anlamı ile bilgi. Bu durumda philosophia ’bilgi sevgisi’ demektir.Kullandığımız felsefe sözü işte bu philosophia kelimesinin karşılığıdır. Philosophos sözü de yunancadan kaynaklanır.Onun karşılığı da ‘filozof’tur ve bilgeliği arayan,bilgeliği seven anlamında kullanırız. Aslında çoğu kişi kelimelerin kökeni ve sözlükteki anlamları üzerinde fazla durmadan felsefenin genel bir tanımını yapmaya çalışır.Örneğin konuya başlarken şöyle bir açıklama yapabiliriz:Felsefe,insan düşünce ve bilgisinin incelenmesidir.Felsefeyi konu edinen kişiye filozof denir. * İnsanlar felsefe ile uğraşmaya başlamalarından itibaren bilgiyi sadece teknik yönü ile ele almadılar.Akıllıca hareket etmeye,davranışlarında aşırılığa kaçmamaya ve kendilerini kontrol etmeye önem verdiler.Filozoflar bir taraftan yaşamın anlamını arıyorlar bir taraftan da çabalarına uygun şekilde davranmaya çalışıyorlardı.Daha doğrusu bir filozofun böyle olması gerektiği kabul ediliyordu.Böylece felsefenin amacı da sadece bilgi ile sınırlı kalmadı.Doğru davranışta bulunmanın ve ahlaklı yaşamanın yollarını öğrenmek te felsefe konuları arasına girdi. Felsefenin en önemli özelliği,uğraştığı konuların mutlak olarak bir sonuca ulaşmamasıdır.Böyle olan konular zaten felsefenin değil,bilimlerin konusudur.Bu nedenle filozoflar kesin bilgiler veya mutlak gerçeklere ulaştıklarını iddia etmezler.Aslında iddia etmeleri mümkün değildir.Zira inceledikleri konular bilimin sonuçlandırmadığı bölümleri kapsamaktadır. * Filozoflar kesin bilgiler veya mutlak gerçeklere ulaşma çabasında olan,ama onları kesinlikle bulduğunu ileri sürmeyen kişiler oldukları halde hiçbir şeyin bilinemeyeceğini düşünen kişiler de değillerdir.Bir filozof sahip olduğu bilgileri yetersiz bulur,eleştiriler yapar ve araştırmalarına hiç ara vermez.Felsefi düşünce sürekli sorgulayıcı olduğu için peşin hükümlere yer yoktur.Filozof,çevresindeki kişilerin sabit fikirlerinden,tutkulardan,duygusallıktan ve belirli alışkanlıklardan uzak durur. Bununla beraber geçmiş dönemlerde kurulan farklı felsefe sistemlerinden bazısı mutlak gerçek olarak kabul edilmiştir.Ama hiçbiri sürekliliğini koruyamamıştır.Felsefe gene asıl amacını sürdürmeye devam etmiştir. |
| | |
| | #4 |
| Üye ![]() ![]()
Mesajlar: 142
Teşekkür Etme: 6
52 Mesajina 67 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 2381 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Felsefe doğru bilgiler edinmeyi amaç edinen ve gerçeklere ulaşmaya çalışan sistemli bir düşünmedir.Bilimler de kendi araştırma konularında gerçeklere ulaşmayı hedefler.Bu bakımdan olaya amaç yönünden bakarsak ikisi arasında bir fark olmadığını söyleyebiliriz.Aralarındaki fark, ele alıp inceledikleri konunun sürekliliği yönündedir.Bilimler,inceledikleri olayların birbirleri arasındaki ilişkileri ortaya çıkarırlar ve birbirleri ile olan bağlantıları belirtirler.Görevleri burada biter.Oysa felsefe bilimlerin ortaya çıkardığı ilişkilerin daha derinlerine ulaşmaya çabalar. * Nesneleri duyu organlarımız ile kavrarız.Zihnimiz ile kavradığımız bu olayları deneme yolu ile tanır ve öğreniriz.Bilim,duyularımızın ve deneylerimizin bize tanıttığı olayların birbirlerini nasıl izlediklerini açıklar.Olayların hangi kanunlara uyarak ortaya çıktığını belirtir.Felsefe ise bu olayların ne olduklarını bulmaya çalışır. Toplumbilim,toplumsal olayların arasındaki ilişkiyi saptar,bu olayların ortaya çıkışlarında hangi kanunun etkili olduğunu anlamaya çalışır.Felsefe ise toplumun ne olduğunu sorgular.Biyoloji yaşam olayları,psikoloji ruh olayları arasındaki ilişki ile ilgilenirken felsefe yaşamın ve ruhun ne olduğunu arar,onların özünü açıklamaya çalışır. * Bilim,gözleme ve deneye dayalı olayları inceler.Bunların dışındaki olaylar konusu değildir.Felsefe için sınırlama yoktur.Üstelik bilimlerin vardıkları sonuçları biraraya getirip bunlardan genel sonuçlar çıkarır.Bilimler gibi belirli teknik disipline bağlı kalmak zorunda değildir.Edinilmiş bilgi için sorular sorar ve düşünmeye yönelir. Felsefi düşünce, zihnin bizzat kendisine yönlendirdiği bir içdüşünmedir.Bilgilerimiz hakkında bir sorgulama ve eleştiridir. * İlkçağda felsefe ve bilimler arasında kesin bir fark yoktu.Aslında felsefe bütün bilimleri kapsıyordu.İlk önce geometri daha sonra mekanik bilimler felsefeden ayrılarak bağımsız hale geldiler.Fizik,Galileo ve Newton tarafından geliştirilerek felsefeden ayrıldı.Bunu diğer bilimler takip etti. |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Felsefi Sözler - (Felsefe Sözleri) - Felsefe Hakkında Güzel Sözler | zeynep | Güzel Sözler, Mesajlar, Mesajları | 5 | 08-29-2008 16:07 |
| Analitik Felsefe Nedir? Analitik Felsefe (Çözümleyici) Hakkında, Analitik Felsefe | GönüL | Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji | 0 | 08-04-2008 14:48 |
| Felsefe Nedir? felsefe tanımı - felsefe hakkında | Ebru | Nedir | 1 | 01-10-2008 21:15 |
| İslami Felsefe, İslami Felsefe Hakkında, İslami Felsefeciler | ViperMoon | Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji | 1 | 12-10-2007 10:05 |
| Felsefe Nedir? Felsefe Anlamı, Felsefe Hakkında, Felsefenin Tanımı | Misafir | Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji | 0 | 11-19-2007 13:19 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız