Baktabul.CoM, Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler  

Geri Dön   Baktabul.CoM, Msn messenger ifadeleri, Avatar, gif, smiley, Resimli Siirler, izle, indir, Komik Resimler, programlar, Resimleri, Haberler > GENEL KÜLTÜR VE SANAT > Eğitim Öğretim Bölümü > Ekonomi-İşletme

Ekonomi-İşletme Ekonomi-Işletme

   

Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 11-21-2006, 16:05   #6
Onursal Üye
 
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.245 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621
sonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim ben
Tanımlı


Aggregate private wealth: Toplam özel servet. Hisse senetleri, dayanıklı tüketim mallarının değeri ve beşeri sermayenin toplamı; toplam özel net servet eksi hü­kümet borçları.
Aggregate produetion funetion: Toplam üretim fonksiyonu. Emek girdisi ile toplam çıktı arasındaki teknik ilişki, di­ğer kaynaklar ve kurumların sabit oldu­ğu varsayılır.
Aggregate real income: Toplam reel ge­lir. Belli bir dönem içerisinde mal ve hizmet üretiminden sağlanan gelirlerin reel değeri.
Aggregate saving: Toplam tasarruf. Bir ekonomide toplam üretimden tüketilen kısım çıkartıldığında geri kalan pay.
Aggregate supply (AS) curve: Toplam arz eğrisi, (makro ekon.). Firmaların üretmeyi arzuladıkları reel output ile fi­yatlar genel düzeyi arasındaki ilişki. Toplam arz eğrisi, uzun dönemde tam çalışma (potansiyel output) düzeyinden çizilen dik bir doğru konumu alma eğiliminde iken kısa dönemlerde oldukça düz bir durumdadır. Bunun nedeni, kısa dönemlerde ücretlerin ve fiyatların (toplu sözleşmeler gibi) esnek olmama­sıyla ilgilidir.
Aggregate supply: Toplam arz, (makro ekon.). Belirli bir zaman dönemi içeri­sinde firmaların üretmeyi arzu ettikleri mal ve hizmetlerin genel değeri. Toplam arz, sağlanabilen girdilerin, teknoloji ve fiyat düzeyinin bir fonksiyonudur.
Aggregate time-series consumption function: Toplam zaman serisi tüketim fonksiyonu, (makro ekon.). Ekonomide­ki tüm tüketiciler birlikte ele alındığında bir yıldan, bir mevsimden veya bir on yıldan diğerine toplam tüketim-toplam gelir ilişkisini gösteren tüketim fonksiyonu.
Aggregate wealth idendity: Toplam ser­vet özdeşliği. Toplam özel serveti hisse senetleri, dayanıklı tüketim malları ve beşeri sermaye toplamı biçiminde ta­nımlayan eşitlik.
Aggregate: Bütünleştirme. Birçok birey­sel miktar veya fiyatın tek bir output veya fiyat ölçüsü durumuna gelecek bi­çimde birleştirilmesi.
Aggregates: Toplam büyüklükler, (makro ekon.). Bireysel olayların değil, bunların ekonomi çapındaki bütününün değeri. Örneğin tek bir bireyin tüketim harca­ması yerine ekonomide toplam tüketim harcamalarının ele alınması gibi.
Aggressive portfolio: Saldırgan portfolyo; beta katsayısı 1,0’dan büyük olan portfolyo.
Aging: Alacaklı hesap sürelerinin ince­lenmesi. Kısa süreli alacaklı hesapları ödeme sürelerinin dolmasına göre ince­lemek, sıraya koymak.
Agio theory of interest: Faizin aciyo (tü­ketimden çekinme) teorisi, (ikt.); faizi, ancak gelecekte elde edilebilecek malla­rın bugünden sağlanabilmeleri için ödenmesi gereken prim biçiminde yo­rumlayan teori.
Agio: Aciyo. Eskiden madeni paranın madeni değeri ile nominal değeri ara­sındaki fark, sonraları bankaların sat­tıkları dövizler karşılığı aldıkları ücret­ler, şimdilerde bankaların tüm işlemleri üzerinden aldıkları ücret; havale acyosu, senet acyosu, vs. gibi.
Agrarian society: Tarımsal toplum. Ta­rımsal faaliyetlerin ülke istihdam ve milli geliri içinde ağırlıklı bir yere sahip olduğu toplum, sanayileşmemiş toplum.
Agrarian system: Tarıma dayalı bir top­lumda toprak dağılış, mülkiyet ve yöne­tim modeli, kurumsal yapı olarak da bi­linir.
Agreement clause: Anlaşma hükmü. Sözleşmeler bu hükümle başlayarak, anlaşmanın taraflarının kimler olduğu açıkça ortaya konur.
Agreement: Anlaşma, uyuşma, sözleşme, karar, (huk.).
Agregation: Toplama, bütünleştirme, farklı kaynaklardan gelen gelir ve har­cama akımlarının bir araya toplanarak genel miktara ulaşma.
Agribusiness: Tarımsal işletme. Tarımsal üretimle ilgili işletmecilik, genellikle ileri derecede makineleşmiş tarım faali­yetlerini ifade eder.
Agricultural capital: Tarımsal sermaye; tarım kesiminde üretimi artırmaya yö­nelik araç, gereçler.
Agricultural cooperative: Tarım koope­ratifi.
Agricultural Credit Corporations: Tarımsal Kredi Kooperatifleri.
Agricultural credits: Tarımsal krediler. Kısa vadeli işletme kredileri ile orta ve uzun vadeli donatım, modernleşme, tev­si ve yeni yatırım kredilerinden oluşur.
Agricultural earnings: Tarımsal kazanç­lar.
Agricultural Economics: Tarım Ekono­misi, Zirai İktisat.
Agricultural extension services: Tarım­sal yayın hizmetleri. Hükümet tarafın­dan çiftçilere, genellikle yeni bilgi, yöntem veya öneri aktarmak gibi hiz­metler sunulması; örneğin gübre kulla­nımı, zararlı ot veya hayvan mücadelesi, uygun makine kullanımı, toprak koruma yöntemleri, basit muhasebe bilgileri, vb. konularında tarımsal yayın hizmetleri verilebilir.
Agricultural labor productivity: Emek girdisi başına düşen tarımsal üretim, ge­nellikle işçi saati başına veya iş yılı ba­şına üretim cinsinden tanımlanır.
Agricultural laborers: Tarım işçileri. Ta­rımsal işyerlerinde, hizmet sözleşmesi ile bir işverene bağlı olarak çalışan kim­seler.
Agricultural mechanization: Tarımsal makineleşme. Tarımsal üretim faaliyet­lerinde belli bir ürün miktarını üretmek üzere yoğun biçimde makine kullanıla­rak işgücü miktarının azaltılması.
Agricultural price support: Tarımsal fi­yat desteklemeleri. Tarımsal üreticilerin gelirlerini yükseltmek amacıyla devletin her yıl belirlemiş olduğu fiyatlar.
Agricultural reform: Tarım reformu. Toprak mülkiyetinin düzenlenmesi, ta­rım topraklarının bölünmesinin önlen­mesi, dağınık toprakların birleştirilmesi ve topraksız köylülerin topraklandırıl­ması konularını kapsar.
Agricultural revolution: Tarımsal dev­rim. Yeni üretim tekniklerinin kullanıl­ması ile tarımda geleneksel üretim yapı­sından modern üretime geçilmesi olayı.
Agricultural sector: Tarım kesimi; tarım ormancılık, avcılık ve balıkçılığı kapsar.
Agricultural subsidies: Tarımsal sübvan­siyonlar. Çiftçinin gelir düzeyini koru­mak veya yükseltmek için hazineden yapılan dolaysız veya dolaylı ödemeler.
Agricultural support programs: Tarım­sal destekleme programları. Devletin ta­rımla uğraşanların gelirlerini yükselt­mek için aldığı önlemler, yaptığı dolaylı ve dolaysız ödemeler.
Agriculture: Temel özelliği bitki ve hay­van üretimi olan faaliyetlere verilen ge­nel isim; geniş anlamda ormancılık, av­cılık ve balıkçılık ile madenciliği de kapsar.
Agro-industries: Tarıma dayalı sanayiler, gıda, içki, tekstil, vs. gibi.
AID: Bkz. USAİD.
AIDA process: AIDA süreci, (paz.). Satış geliştirme çabalarında hedef müşterilere ulaşmak için pazarlamacının izlediği aşamalar: Dikkat-attention, ilgi-interest, arzu-desire ve eylem-action.
AIP: Agency Investigation Panel of IA-TA, (lATA'nın Seyahat Acenteleri Araştırma Paneli). Bir ülkeye acentelik verilmesi ve diğer idari konularla ilgile­nir.
Aid for Families with Dependent Children: Küçük Çocuklu Ailelere Yardım. ABD'de aile reisinin kadın ol­duğu, düşük gelirli ailelere yardımı ön­gören bir hükümet kuruluşu; "refah" programı içinde en önemlilerinden biri­si.
Air transport: Hava taşımacılığı.
Air/sea interehange: Hava/deniz yolu dönüşümlü taşıma, (tur.). Denizcilik ve hava taşıma şirketleri arasında yapılan anlaşma. Karşılıklı biçimde birbirlerinin biletlerinin geçerliliğini tanıyarak seya­hat edene gidiş dönüş indiriminden ya­rarlanma ve her iki tip aracı kullanarak tam geziye olanak verme gibi avantajlar yaratır.
Alien Corporation: Yabancı şirket. Bir ülkede kurulup başka bir ülkede faaliyet gösteren şirket.
Alienate: (Başkasına) devretmek, ferağ ve temlik etmek, (huk.).
Alienation: Yabancılaşma. (l).İşe, çalış­ma grubuna veya işletmeye karşı duyu­lan güçsüzlük, anlamsızlık, yalnızlık, şaşkınlık ve bağlı olmama duyguları, (işi.). (2) Temlik, (huk).
Alinâtory endorsement: Temlik cirosu, (huk.).Bir poliçeden doğan tüm hakları başka birine devretmek.
AH rights reserved: Bütün hakları ko­runmuştur, her hakkı mahfuzdur, telif haklarının korunması, (huk.).
AH-equity discount rate: Tümden hisse sermayesi (öz sermaye) ıskonto oranı. İşletme sermayesi olarak kullanılan na­kit akımlarının tümüyle hissedarların sermayesi ile finanse edilmesi varsayımı altında sermaye bütçelemesinde kulla­nılacak ıskonto oranı. Bu oran finans­man etkilerini soyutlar ve yalnız proje­nin işletme risklerini yansıtır.
Allied company: Başka bir şirketin yöne­tim ve denetimi altında bulunan, ya da başka bir şirketi yöneten ve denetleyen şirket.
All-in price: Her şeyin dâhil olduğu fiyat; mal bedeli, taşıma, sigorta, vs.yi kap­sayan fiyat.
All-inclusive income statement: Kap­samlı kâr-zarar hesabı, (muh.).
AH-inclusive: Her şey dâhil, hepsi içinde
Allocation role of price: Fiyatın dağıtım rolü, (paz.). Fiyatın, satın alma güçle­rinden en büyük beklenen faydayı elde etme konusunda karar verirken, alıcılara yardımcı olma fonksiyonu.
Allocation: Tahsis, dağıtım, ödenek. Kıt ekonomik kaynakların üretimde belirli kullanım alanlarına veya özel kişi veya gruplara dağıtılması, (mikro ekon.).
Allocative efficiency: Tahsis (dağıtım) etkinliği. Öyle bir ekonomik sonuç ki bu durumda kaynaklarla ilgili hiçbir yeni­den düzenleme veya değişim yapılarak bir bireyin fayda veya tatminini düşürmeden diğerinin fayda veya refahın yükseltmeye olanak bulunmaz. Bazen bu durum, "birinin refahı düşürülmeden diğerinin refahı artırılamaz" biçiminde de ifade edilir. Demek oluyor ki böyle bir sonuç, fayda-olanak eğrisinin üze­rinde yer almaktadır. Belirli koşullar al­tında tam rekabette tahsis etkinliği sağ­lanabilir.
Allocative mechanisms: Tahsis meka­nizmaları. Girdilerin birbirleriyle reka­bet eden kullanıcılar, üretimin birbirle­riyle yanşan tüketiciler ve gelirin bi­reyler ve ev halkı arasında dağıtımında toplumun kullanabileceği, birbirinin se­çeneği durumundaki yöntemler.
Allocative values: Dağıtım değerleri. Başkaları tarafından elde edilebilmek için birisinin terketmesi gereken kay­naklar.
Allonge: Alonj, (huk.).Bono, poliçe gibi senetlerin arka yüzünde imza için yer kalmayınca bunlara eklenen kâğıt.
All-or-none undervvriting: Ya hep ya hiç kayıtlı yüklenim, (fin.). Yüklenicinin tüm tahvilleri satamaması durumunda tahvil ihracının iptal edilmesi.
Allotment letter: Tahsis mektubu.
Allotment: Tahsis, ayırma, bölüştürme, pay.
Allowable defects: Kalite kontrolünde, örnekte bulunabilecek hatalı malların kabul edilebilir üst sınırı veya en yüksek sayısı.
Allovvance: Ödenek, tahsisat, indirim, ayırma, karşılık. Bir işe ayrılan para, ka­mu hizmetleri için çeşitli harcama fasıl­larına konulan paralar.
All-purpose financial statement: Her amaca yarayacak biçimde hazırlanan bilânço, (muh.).
All-purpose: Çok amaçlı, her şeye yara­yan.
All-risks insurance: Tüm risklere karşı sigorta.
All-time bottom: İktisadi faaliyetlerin en düşük olduğu zaman.
All-time high: İktisadi faaliyetlerin en canlı olduğu zaman.
All-you-can-afford technique: Pazarla­mada özel bir satış geliştirme bütçesi hazırlama yöntemi. Burada firma, fonla­rı öncelikle satış geliştirme dışında ka­lan pazarlama konularına ayırır, geri kalan miktar ise satış geliştirme bütçesi­ne konulur.
Alms: Zekât.
Alteration: Tağyir, değiştirme (huk.). Bir şeyi değiştirme, başkalaştırma, senedin üzerindeki ödeme miktarı, kişi adı gibi bilgileri usulsüz olarak değiştirme.
Altered checks: Değiştirilmiş çek; mikta­rı, çekildiği yer gibi özellikleri kötü ni­yetle değiştirilen (tahrif edilen) çek, (huk.).
Alternative cost: Fırsat maliyeti, oppor-tunity cost olarak da ifade edilebilir. Bir mal veya hizmetin fırsat maliyeti, onun üretiminde kullanılan kaynaklar eğer o alanda değil de en etkin üretim yapabil­dikleri başka alanlarda kullanılmış ol­salardı, elde edilebilecek olan üretimin değerine eşittir.
Alternative hypothesis: Alternatif hipo­tez. Boş hipotezde ifade edilenden farklı bir açıdan hareket edilerek oluşturulan hipotez.
Alternatives: Seçenekler, çareler, seçile­bilecek yollar; karar vericinin denetimi altında bulunan etkenler.
sonaskim Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-21-2006, 16:05   #7
Onursal Üye
 
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.245 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621
sonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim ben
Tanımlı


Amalgamation: Şirketlerin birleşmesi, iki veya daha fazla işletmeye ait borç ve alacakların birbirine katılması.
Ambulatory: Belirli bir süre içinde geriye dönülebilen (kabili rücu), iptal edilebi­len, (huk.).
Amendment: Düzeltme, ıslah, değişiklik (kanun, tüzük, vs.).
Amercement: Para cezasına çarptırma, (huk.).
American Commodity Exchange (A-CE): Amerikan Ticaret Borsası.
American depository receipt (ADR): Amerikan emanet makbuzu. Bir yabancı şirketin hisse senetlerini temsilen Amerika'da çıkartılan menkul değer.
American dream: Amerikan rüyası. Amerikan halkının hayat felsefesi, ideal amaçları; genellikle maddi refah ve maksimum özgürlük biçiminde kendini gösterir.
American option: Amerikan opsiyonu, (fin.). Son uygulama tarihinden önce istenilen anda uygulamaya konulabilen opsiyon (tersi European option).
American selling price (ASP): Amerikan satış fiyatı uygulaması. ABD'de ithalata rakip bazı malların gümrük vergisinin hesaplanmasında vergi temeli olarak Amerika'nın kendi iç fiyatlarının esas alınması; ASP fiyatlarının, genellikle gerçek yabancı fiyatlarından yüksek ol­ması dolayısıyla bu sistem bir tür koruma aracı niteliğindedir.
American shares: Amerikan hisseleri. ABD'de yabancı şirketi temsil eden aracı kuruluşun yabancı ülkedeki şirket adına Amerika'da ihraç ettiği menkuller. Bu kâğıtlar, yabancı hisse senetlerinin mülkiyetini temsil eden sertifikalar durumundadır.
American Stock Exchange (AMEX): Amerikan Menkul Kıymetler Borsası. Amerika'nın ikinci en büyük menkul değerler borsası, 1.200'den fazla menkul değer bu borsada kayıtlı olup işlem görmektedir.
American terms: Amerikan usulü kur, (ulus. ikt.). Döviz kurlarının, bir birim yabancı para ile değiştirilebilen ulusal para miktarı biçiminde tanımlanması yöntemi.
AMEX Option Svvitching System (A-MOS): Amerika'da opsiyon tekliflerini alıcı/satıcıya ulaştıran otomasyon siste­mi.
Amicable settlement: Dostça varılan an­laşma, anlaşmazlığın dostça çözümü, anlaşma.
Amnesty: Genel af.
Amortization and Credit Fund: Amortisman ve Kredi Sandığı.
Amortization fund: Amortisman fonu, itfa fonu.
Amortization: (1) Bir borcun taksitler halinde ödenmesi, (2) Amortisman payı ayırma.
Amortized loan: Amortismanlı borçlar. Borcun, her biri anapara ve faiz ödemelerini kapsayan eşit ödeme dilimlerine ayrılmış olması.
Amortized mortgage: Amortismanlı ipotek.
Amortized stock: Amorti edilmiş hisse senedi.
Amount brought forward: Devreden toplam.
Analysis of significance: Anlamlılık analizi, (ist.).
Analysis of variance: Varyans analizi, (ist.). F istatistiği kullanılarak regresyonun genel açıklama gücünün test edilmesi.
Analysis: Analiz, inceleme, çözümleme, geçmiş yıllarla karşılaştırma yapabilmek için bilânçonun ayrıntılı biçimde hazır­lanması.
Analytic income tax: Farklı gelir kalemlerinin farklı tarifeler üzerinden vergilendirilmesi; bu nedenle her farklı gelir türü için ayrı vergi tahakkuku yapılır.
Analytic system: Analitik sistem; ham maddeleri bileşimlerine ayıran sistem.
Anarchy: Anarşi, başsızlık, düzensizlik.
Anatocism: Faize faiz yürütme, bileşik faiz, yasa dışı faiz.
Ancillary attachment: İhtiyati haciz,(huk.).
Ancillary letter of credit: Bağlı (tali) ak­reditif, (ikt).
Ancillary: Bağlı, tabi, yardımcı, (huk.).
Andean Group: And Ülkeleri Grubu. Bolivya, Kolombiya, Ekvator, Peru ve Venezuela arasında kurulan ve ekonomik bütünleşmeyi desteklemek, sanayi kalkınmasını uyumlaştırmak, dış yatırımları düzenlemek ve üyeler arasında dışarıya karşı ortak bir gümrük tarifesi uygulamak amaçları güden bir ortak pazar.
Animal spirits: Ekonomik moral. Ekonominin genel durumu hakkında kişilerde yaygın olumsuz veya olumlu görüşler, bazılarına göre ekonomik moral özellikle yeni yapılacak yatırımlar açısından önemli bir etkendir.
Annexation: İlhak, bir taşınmazın diğer bir taşınmazla birleştirilmesi, (huk.).
Annexed budget adnıinistration: Katma bütçeli idare.
Annexed budget: Katma bütçe. Türkiye'de giderlerini kısmen kendi gelirleri ile karşılayan ve genel bütçe dışında yönetilen kuruşların bütçeleri, Üniversiteler, Karayolları, DSİ, vs. gibi.
Annexed Protocol: Katma Protokol. Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ilişkilerinde Geçiş Dönemi'ne girmesini sağlayan 23 Kasım 1970 tarihli anlaşma.
Annotation: Şerh, (huk.). Açıklama, yorum; bir karara katılmayanların, kararın sonuna yazdıkları çekince.
Announcement effect: Duyuru etkisi, (fin.). Bir politika değişikliği haberi verildiğinde, bu değişikliğin kendisi önemli olmamakla birlikte, bu haberin başka alanlarda ciddi değişiklik yapma niyetlerine işaret ettiği durumlarda söz konusu olur. Örneğin merkez bankasının reeskont oranını düşürmesi bu anlamda yorumlanabilir. Düşüş oranının kendisi önemli olmasa da bunu izlenecek genişletici politikaların bir işareti olarak düşünme olanağı vardır.
Announcement: Haber, ilân, bildirme.
Annual audit: Yılda bir kez hesapların incelenmesi, denetim, (muh.).
Annual compounding: Yıllık bileşik faiz yöntemi. Bir faiz hesaplama yöntemi; şöyle ki, her yıl tahakkuk eden faiz anaparaya eklenir.
Annual earnings: Yıllık kazanç, (işi.).
Annual equivalent: Yıllık eşdeğeri.
Annual financial statement : (1) Paranın zaman değerinde: Gelecekte belirli sayıda yıl için yapılacak aynı miktarda nakit para akımları toplam değerinin belirli bir faiz oranından bugünkü (daha düşük) bir miktara eşit olması durumu. (2) Gerekli faiz oranı ile ıskonto edildiğinde yıl sonlan itibarıyla yapılan eşit miktarlara dayalı bir gelir akımı programının, eşit zaman dilimi veya eşit miktarları öngörmeyen bir başka ödeme programına eşit olması durumu.
Annual fınancial statement: Yıllık mali durum tablosu, bilânço, (muh.).
Annual marketing plan: Yıllık pazarlama planı. Veri işletme veya ürün için, belli bir yıldaki planlı pazarlama faaliyetlerini ayrıntılı olarak gösteren yazılı belge.
Annual meeting: Yıllık toplantı, genel kurul toplantısı. Şirket yönetim kurulunun çağrısı üzerine yapılan, tüm hissedarların katılacağı, yönetim kurulunun şirketin hâlihazır durumu ve gelecekteki beklentileri konusunda hissedarlara bilgi vermekte olduğu yıllık toplantı. Yalnız şirketlerin değil, çok sayıda üyesi bulunan tüm örgüt ve kuruluşların da üyelerinin katılması ile yıllık genel kurul toplantısı yapmaları olağandır.
Annual pay vacation: Yıllık ücretli izini
Annual percentage rate (APR): Yıllık yüzde oran. Normal olarak kredi faizlerinin belirlenme şekli. Yıllık faiz oranı, yıl içindeki ödemelerin sayısına bölünerek ilgili dönemlerin faiz oranları bulunur. Örneğin aylık ödemeli ve yıllık yüzde 60 faizli bir kredinin aylık faiz oranı 60/12 = %5'tir.
Annual report: Yıllık rapor, faaliyet raporu, şirketin mali yılsonunda hisse senedi sahiplerine açıkladıkları bilânço ve kâr-zarar tabloları.
Annualization: Yıllık olma esası; örneğin üç aylık baza göre ödenen faiz gelirlerinin on iki aylık karşılığının bulunması işlemi gibi.
Annually balanced budget: Yıllık denk bütçe. Hükümet harcamalarının her yıl vergi gelirlerine eşit olması gereği.
Annuity agreement: Yararlanacak kişiye (lehtara), hayat boyu veya belirli süre boyunca aylık (veya üçer ay, altışar ay, yıllık aralıklarla) taksitler biçiminde belli bir paranın ödenmesini öngören sigorta poliçesi.
Annuity charge bond: İrat senedi, (huk.). Gayrimenkuller üzerine kurulabilen bir tür alacak.
Annuity due: Yılbaşında ödenmesi gereken miktar, yıllık taksit.
Annuity factor: Faiz oranı ve zamanın, belirli bir fondan ödenmesi gereken yıllık düzenli taksit miktarlarını belirleyici fonksiyonu.
Annuity fund: Yıllık ödenti fonu. Yıllık eşit ödeme miktarlarının ödenmesi için ayrılan bir fon. Gelecekteki yıllık ödemeleri karşılamaya yetecek tutardaki fonların bugünkü değeri.
Annuity income: Sigorta poliçesi karşılığı sağlanan yıllık gelir.
Annuity method: Yıllık ıskonto yöntemi. Yatırım projeleri arasında seçim yapımında kullanılan bir değerlendirme yöntemi. Şöyle ki yatırımın ömrü boyunca sağlayacağı yıllık eşit nakit akımlarının bugünkü değerini makinenin maliyetine eşitleyen bir miktarının hesaplanmasına dayanır.
Annuity: Eşit dönem başına yapılan eşit ödemeler. Sahibine, gelecekte belirli bir süre ile sınırlı olmak üzere, yıllık olarak eşit miktarlarda gelir sağlanmasını veya ödeme yapılmasını öngören bir mali sözleşme türü. Mali piyasalarda bu türen getiri sağlayan sözleşmeler satın alma olanağı vardır.
Annulment: İlga, (huk.). Yasanın bir maddesinin kalkarak yerine yenisinin konması.
Anonymous account: İsimsiz hesap, sırdaş hesap.
Anonymous: Anonim, gizli, adı sanı ya da yaratıcısı bilinmeyen anlamında; anonim eser, anonim şirket gibi.
Antecedent right: Önce kazanılmış hak, (huk.).
Antedate: Bir senede geçmiş tarih atmak.
Anti-: Zıt, aykırı, -e karşı, önleyici, giderici.
Anticipated income theory: Beklenen gelir teorisi. Bankaların, ödünç alıcılar borçlarını taksitler halinde ödedikleri durumda uzun süreli borçlar vererek likidite sorunlarını çözebilecekleri görüşü.
Anticipated inflation: Beklenen enflasyon. Gerçekleşeceğine inanılan enflasyon oranı.
Anticipation rate: Poliçenin vadesinden önce ödenmesi durumunda poliçe bedeline uygulanan iskonto oranı, (işi.).
Anticipation: Peşin ödeme iskontosu, (fin.). Vadesinden önce borcunu ödeyen müşterilere normal faiz oranı tutarında yapılan indirim.
Anticipatory borrowing: Bugünkü giderler için, ilerde toplanacak vergileri karşılık göstererek borçlanma.
Antidilution provision: Hisse senetlerinin sulandırılmasına karşı ayrılan güvence fonu
Anti-Dumping Code: Anti-Damping Ko. GATT'm Tokyo Görüşmeleri sırasında kabul edilen ve damping yapan ü-yelere karşı nasıl bir anti-damping ver­gisi konulacağını belirten temel yasa.
Anti-dunıping tax: Anti-damping vergisi. Başkasının piyasasında damping yapa­rak haksız rekabette bulunan ülkenin mallarına karşı konulan vergi.
Anti-evasion measures: Vergi kaçakçılığını önlemeye yönelik önlemler.
Antimonopoly: Tekele karşı, tekele karşı yasalar (antimonopoly legislation) örneği gibi.
Antique: Antik eşya.
Anti-thesis: Anti tez, karşıt görüş, karşıt tez anlamında.
Anti-trade consumption effect: Ticarete karşı tüketim etkisi, (ulus. ikt.). Ekonomik büyümeden sonra ithal mallarının yurtiçi tüketiminin göreceli azalması, ülkenin dışa daha az bağımlı duruma gelmesi.
Anti-trade growth: Ticarete karşı büyüme, (ulus. ikt.). Ekonomik büyümeden sonra dış ticaret hacminin milli gelir içindeki payının küçülmesi.
Anti-trade produetion effect: Ticarete karşı üretim etkisi, (ulus. ikt.). Ekonomik büyümeden sonra ithal edilebilir mal üretiminin ulusal hâsıla içindeki payının artması, dolayısıyla üretim yönünden ülkenin daha kendi kendine yeterli duruma gelmesi.
Anti-trade-biased growth: Ticarete karşıt yönlü büyüme, bkz: anti-trade growth.
Antitrust legislation: Antitröst yasaları. Fiyatları yükseltmek veya rekabeti önlemek üzere uygulamaları yasaklayan yasal düzenlemeler, şirketler arasında tekelleşme, ticaret kısıtlamaları ve gizli ya da açık anlaşmalar gibi
sonaskim Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-21-2006, 16:06   #8
Onursal Üye
 
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.245 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621
sonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim ben
Tanımlı


Anti-trust suit: Tröste karşı açılan dava.
AP: American Plan, (Amerikan Planı). Turizmde tam pansiyonu ifade eder: Yatak, kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği ücretin içindedir.
APN: Advance Passenger Notice, Yolcu Ön Duyurusu.(turizm).
Apparent maturity: Bono veya poliçenin vadesinin dolduğu gün, (huk.).
Appeal bond: Temyiz depozitosu, temyiz parası, (huk.).
Appeal: Temyiz, istinaf, temyiz etme, karşı durma.
Appellant: Davayı daha yüksek bir mah*kemeye temyiz eden.
Appellate Court: Yargıtay, temyiz mah*kemesi.
Application form: İşe başvurma formu.
Application: Uygulama, bir ilke, kural veya teorinin yaşama geçirilmesi.
Applied Economics: Uygulamalı İktisat.
Applied research: Uygulamalı araştırma. Bir teori veya hipotezin uygulamada ge*çerliliğini test etmeye yönelik araştırma, özellikle yöneticilere karar vermede yardımcı olmak üzere yapılır.
Applied: Uygulamalı, tatbiki.
Apportion: Paylaştırma, dağıtma. Muha*sebe veya bütçe hazırlanmasında belirli bir maliyetin belli bir kişi, örgüt, ürün, proje veya siparişe bağlanması işlemidir.
Apportionment: Uygun paylara ayırma, toplam maliyeti çeşitli faktörler arasında dağıtma, giderlerin veya gelirlerin çeşitli bölümler arasında dağıtılması.
Appraisal value: Tahmin edilmiş değer, (huk.).
Appraisal: Değer tahmini, kıymet takdiri, değerlendirme.
Appraised value: Takdir edilmiş değer, muhammen değer.
Appreciation: (1)Değer kazanma. Ulusal paranın diğer ülkelerin paralarına göre değerindeki bir artış. Serbest değişken kur sistemlerinde cari kur düzeyinde ulusal paraya olan talebin (döviz arzının) ulusal para arzını (döviz talebini) aştığı durumlarda bu sonuç ortaya çıkar. Sabit kur sistemlerinde ulusal paranın kendi*liğinden değer kazanması söz konusu değildir. Bunun için hükümetin bir karar alması ve döviz kurunu düşürmesi gere*kir ki bu olaya revalüasyon adı veri*lir.(2) Kıymet taktiri, değer biçmek, bkz. depreciation, (değer kaybetme).
Apprentice: Çırak, bir işte yeni olan kim*se, stajer.
Apprenticeship contract: Çıraklık söz*leşmesi.
Apprenticeship training: Çıraklık eğiti*mi, staj.
Approach stage: Yaklaşma aşaması, (paz.), bkz. approaching çustomers.
Approach: Yaklaşım, tutum, yöntem.
Approaching çustomers: Tüketiciye yaklaşma, (paz.). Satış sürecindeki ilk aşama, bu aşamada tüketici ileilk ilişki*nin kurulması ve tanıma sağlanmaya çalışılır.
Appropriate bargaining unit: Ayrı bir pazarlık birimi, (çalış. ekon.) Toplu pazarlık görüşmeleri için bir işçi örgütü*nün temsil ettiği ve anlaşma ile bir araya gelmiş işçiler grubu.
Appropriate technology: Uygun tekno*loji, (kal.). Ülkenin mevcut faktör dona*tımı ile uyumlu teknoloji. Örneğin iş*sizliğin yaygın olduğu bir az gelişmiş ülke için sermayeye göre yoğun işçi kullanan bir teknoloji, sermaye yoğun bir teknolojiye göre daha uygundur.
Appropriation account: Ödenek hesabı.
Appropriation act: Ödenek yasası.
Appropriation request: Bir sermaye projesi yatırımı için yapılan fon talebi.
Appropriation vvarrant: Ödenek aktarma izni.
Appropriations: Ödenek, tahsisat, öngö*rülen süre içerisinde belirli amaçlara harcanmak üzere ayrılan miktarlar.
Approval: Onay.
Approximate value: Yaklaşık değer.
Approximation: Yaklaştırma, yaklaşık olarak bulma yöntemi. Avrupa Tek Pazarı'nın oluşturulması için aralarındaki farklılıkların giderilerek üye ülkelerin yasal mevzuatının birbiriyle uyumlaştı*rılması. Bu düzenlemeler Komisyon'un önerisi ve Konsey'in onayı ile gerçek*leştirilir.
Apptitute test: Yetenek testi. Bir kimse*nin belirli tipteki görevleri yerine getir*mede yeteneklerini ölçmeyi amaçlayan bir test.
Apron: Perakende satışlarda, faturaya eklenen ayrıntıları gösteren liste, (paz.).
APT: (Arbitrage pricing theory) arbitraj fiyatlandırma teorisi.
APV: (Adjusted present value) düzeltil*miş bugünkü değer.
Arab Bank for Economic Development in Africa: Afrika Arap Kalkınma Ban*kası. 1975'de Arap olmayan Afrika ül*kelerine kredi ve teknik yardım sağlaya*rak onların kalkınmalarını desteklemek üzere, Arap ülkeleri tarafından kurulan kalkınma bankası.
Arab League: Arap Birliği. Arap dünyasında siyasi ve iktisadi işbirliğini ger*çekleştirmek üzere 1945'te kuruldu, merkezi Kahire'dedir.
Arable lands: Ekilebilir topraklar.
Arbiter: Hakem, uyuşmazlığı çözmekle görevli, tarafsız kişi.
Arbitrage of exchange: Döviz arbitrajı.
Arbitrage on interest rate: Faiz arbitrajı.
Arbitrage pricing theory (APT): Arbit*raj fıyatlandırma teorisi. Risk-getiriye dayalı bir menkul değer fıyatlandırma modeli. Modelde bir veya daha fazla sa*yıda giderilemeyen risk faktörleri öngö*rülmüş olabilir. Sermaye varlığı fıyatlandırma modeli (CAPM) yalnız bir risk faktörünün dikkate alındığı özel bir APT modelidir.
Arbitrage through cross rate: Çapraz kur farklılıklarından doğan arbitraj.
Arbitrage: Arbitraj. Herhangi bir döviz, menkul değer veya malın belirli bir anda ortaya çıkmış bulunan fiyat farklılıkla*rından yararlanmak amacıyla yapılan alım-satım faaliyeti. Şöyle ki mal, döviz veya menkul değer ucuz olduğu yerden alınarak pahalı olduğu yerde satılır ve hiçbir risk üstlenilmeden aradaki fark ölçüsünde bir kazanç elde edilir. Arbit*raj çapraz kurlardaki farklılıklardan da kaynaklanmış olabilir.
Arbitrageur: Arbitraja, arbitraj yapan kişi veya şirket.
Arbitral award: Hakem kararı.
Arbitral: Hakeme havale edilen.
Arbitrary: Keyfi, keyfe bağlı, kendince.
Arbitration: Tahkim, hakeme gitme. İşçi ve işveren arasındaki bir anlaşmazlığı, yasal açıdan bağlayıcı karar vermek üzere tarafsız kişilerden oluşan bir kurula götürme.
Arbitrator: Hakem. İşçi-işveren anlaş*mazlıklarını çözümlemekle görevli ta*rafsız kişi.
Arbitrium: Hakem kararı.
Arc elasticity of demand: Talebin yay esnekliği.
Area of job freedom: İş alanı serbestliği, (yön.). Tüm kısıtlamalar uygulandıktan sonra görevliye kalan serbest hareket a-anı.
Area sampling: Alan örneklemesi. Bir tür tabakalı örnekleme yöntemi. Nüfus özelliklerine göre ülke belirli yörelere ay*rılır ve her bir yöreye ağırlığı ölçüsünde yer verilerek anket uygulanır.
Aristocracy: Aristokrasi. Soylular sınıfı, ekonomik, sosyal ve siyasal gücün soy*lular sınıfının elinde bulunduğu yönetim biçimi.
Arithmetic average: Aritmetik ortalama, basit ortalama, rakamların toplanıp ele*man sayısına bölünmesi.
Arithmetic mcan: Aritmetik ortalama, basit ortalama. Serideki rakamların, veri sayısına bölünmesi ile elde edilir, ağır*lıklı olmayan bir ortalamadır.
Arithmetic progression: Aritmetik dizi. Her bir elemanın bir önceki ve sonraki elemandan farkının hep aynı olduğu di*zi; 1,5, 9, 13, 17, vs. gibi.
Arm's length principle: Birbiriyle iş ya*pan, birbirine akrabalık, ortaklık, vs. gi*bi bağlarla bağlı bulunmayan kimsele*rin, bağımsız biçimde hareket ederek yalnızca kendi çıkarlarını düşünecekleri kuralı; bağlı şirketler ve yakın akrabalar (karı-koca gibi) arasındaki ilişkilerde bu ilkenin geçerli olmayacağı varsayılır.
Armchair decision: Deneyime, uygula*maya dayanmayan kararlar.
Arm's-length price: Kişisel olmayan fi*yat, piyasa fiyatı. İstekli bir alıcı ile ilgi*siz fakat istekli bir satıcının serbest bir biçimde alım satım işlemi konusunda anlaşmaya varabilecekleri fiyat, ger*çekte serbest piyasa fiyatı. Vergi idareleri tarafından çok uluslu şirketlerin şu*beleri arasında uygulanan transfer fi*yatlarının serbest piyasaya uygun olup olmadığını değerlendirmede kullanılır.
Arreages of interest: Faizden geri kalan borçlar.
Arreares of taxes: Vergi bakiyeleri, ödenmemiş durumdaki vergiler.
Arrears (arreages): Süresinde ödenme*miş borcun bakiyesi; dış ticarette ithalatı yapılmış, fakat bedeli ödenmemiş mal*lara ait borçlar, arriyere borçlar; rüçhanlı hisse senedi sahiplerine öden*mesi gereken nakdi temettünün henüz ödenmemiş kısmı.
Arrestment: İhtiyati haciz, (huk). Alaca*ğın zamanında ödenmesini güvence al*tına almak için mahkeme kararı ile borçlunun mallarına geçici olarak el ko*nulması.
Article: Madde. (1) Fiziki varlığı olan nesneler, (2) mal, mülk, servet, (3) yasa veya sözleşmelerde bir bölüm, kural.
Articles of agreement: Anlaşmanın hü*kümleri.
Articles of association: Şirket sözleşmesi, şirket statüsü.
Articles of incorporation: Bir şirketin kuruluş belgesi, ana sözleşme, şirket statüsü.
Articles of partnership: Ortaklık sözleş*mesi.
Artificial person: Tüzel kişi, hükmü şah*siyet, (huk.). Gerçek kişilerden oluşan, onlardan ayrı olarak hak ve yükümlülük edinebilen kuruluşlar; devlet, üniversi*teler, belediyeler, ticaret şirketleri, gibi.
Artificial transaction: Yapay işlem; suni, sahte, gerçek olmayan (nalon) işlem.
Artisan's tax: Küçük sanatkârlardan alı*nan vergi.
As is: Olduğu gibi, eski veya bozuk mal satışlarındaki gibi, (huk.).
Asean currency unit: Asya para birimi. Bir Singapur bankasında döviz (Singa*pur parası dışındaki paralar) cinsinden mevduat kabul etmek ve kredi açmak işleriyle ilgili birim.
Asean Development Bank: Asya Kal*kınma Bankası. Sağlayacağı kredi ve teknik yardımlarla Asya ülkelerinin kal*kınmalarını desteklemek üzere kurul*muş bölgesel bir kalkınma bankası.
Asean-dolars: Asya dolar piyasası; mer*kezi Singapur'daki Amerikan doları pi*yasası.
Ask price: Satış fiyatı. Döviz veya men*kul değer satıcılarının belirlemiş olduk*ları satış fiyatları.
Assembler of farm products: Tarım ürü*nü toplayıcısı, (paz.). Birçok üreticiden ufak miktarlarda mal alıp, az sayıda müşteriye büyük miktarlarda satış yapan toptancı tüccar.
Assembling industry: Montaj sanayii. Motor parçalarının yurt dışındaki ana şirketten getirtilerek, genellikle az ge*lişmiş olan yerel ülkede takılması ve ni*hai mal durumuna getirilmesine daya*nan bir dolaysız yabancı sermaye yatı*rımı şekli.
Assembly üne: Montaj hattı. Özellikle otomobil imalatında kullanılan bir sü*reç; şöyle ki hareketli bir şerit üzerinde yürütülen imalat halindeki otomobil, aynı anda birkaç işyerinden geçerken oradaki işçiler belirli parçaları takar veya üzerinde belirli işleri yaparlar.
Assented stock: Şirketin örgüt yapısında*ki değişikliğe onay veren ortakların sa*hip oldukları hisse senetleri.
Assenting stockholders: Onay veren or*taklar.
Assertiveness training: Kendine güve*nirlilik eğitimi, (yön.). Endişe yaratıcı durumlarla uğraşabilmede yardımcı ola*bilmek için kişilere doğru, açık ve dü*rüst olmayı öğreten program.
Assessable capital stock: İşletmenin henüz ödenmemiş sermayesi.
Assessed valuation: Kıymet takdiri. Kamulaştırılacak bir taşınmaz malın değe*rinin yetkili komisyonca belirlenmesi.
sonaskim Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-21-2006, 16:07   #9
Onursal Üye
 
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.245 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621
sonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim ben
Tanımlı


Assessment based on decleration: Beyana dayanan vergi tarhı.
Assessment center: Değerlendirme mer*kezi, (işi.). Bir tür yöneticileri eğitme ve çalışanları yönetimin gücü ile özdeşleş*tirme yöntemi.
Assessment for improvement: Belediye hizmetleri dolayısıyla taşınmazların de*ğerinde ortaya çıkan yükselmenin takdiri, şerefiyenin takdiri.
Assessment: Değer biçme, tahakkuk et*tirme, vergi tarhı. Ödenecek verginin, gösterilen matrah üzerinden vergi daire*si tarafından hesaplanıp kesin olarak belirlenmesi.
Assessor: Vergi tahakkuk memuru.
Asset accounts: Aktif hesapları.
Asset and liability statement: Bilânço, alacak-borç hesabı.
Asset approach: Mali aktifler yaklaşımı. Kredileri ve öteki faiz getiren varlıkları çıktı ölçüsü olarak kabul ederek banka*cılık çıktısını ölçmeye yönelik yaklaşım.
Asset backed security: Varlığa dayalı menkul. Toplam işletme varlıklarının piyasa değerinin belirli payları karşılı*ğında çıkartılan borç araçları.
Asset demand for money: Paranın mali varlık talebi. Halkın değer biriktirme aracı olarak tutmak istediği para miktarı (sahip oldukları mali varlıkların nakit olarak tutulmak istenen miktarı), faiz oranı ile ters yönlü olarak değişir.
Asset growth: Aktif büyümesi. Bir mev*duat kuruluşunun zaman içinde varlıklarındaki artış veya azalış.
Asset ovmership: Varlık sahipliği. Top*rak, fiziki sermaye (fabrika, bina, arazi) ve gelir sağlayan mali kaynak sahibi olmak. Servet sahipliği piyasa ekonomi*si ülkelerinde kişisel gelir dağılımını et*kileyen temel bir faktördür.
Asset revaluation account: Yeniden de*ğerlendirme hesabı (fonu).
Asset securitization: Aktif menkulleştirmesi. Mevduat kuruluşları yöneticileri*nin likit olmayan varlıkları dolaylı yol*dan satmalarına olanak veren bir süreç; şöyle ki likit olmayan bu aktifler ayrı bir grupta toplanır, sonra da mevduat ku*ruluşları tarafından çıkartılan borç se*netlerine teminat gösterilir.
Asset value: Aktif (varlık) değeri.
Asset: Varlık, aktif (mali veya ekonomik). Ekonomik değer taşıyan, maddi veya fikri mülkiyet konusu olabilen her şey. Bina, fabrika, arazi, para, tahvil, hisse senetleri, patentler, telif hakları, vs. gibi.
Assets and liabilities: Alacaklar ve borç*lar, aktif ve pasif.
Assets denominated in the dollar: Dola*ra bağlı varlıklar, değerinin dolar cin*sinden verildiği varlıklar.
Assets held abroad: Yurt dışında tutulan varlıklar.
Assets in hand: Mevcut değerler, borçla*rın ödenmesi için kullanılabilecek eldeki kaynaklar.
Assignability: Devredilebilirler, temlik edilebilme.
Assignee: Devir alan, temellük eden.
Assignment check: Havale çeki, keşide çeki.
Assignment clause: Sigorta poliçesinde sahibine ciro hakkı veren madde.
Assignment of claims: Alacağın temliki (devredilmesi).
Assignment: Devir, ferağ, temlik (huk.). Bir sözleşmeden doğan hakkın başkası*na devri; A sahip bulunduğu B'nin ara*basını satınalma hakkını C'ye devreder*se, A devreden (assignor), C devredilen (assignee), işlemin kendisi de devir (assignment) olur.
Assignor: Devreden, bkz. assignment.
Assigns: Devredilen, feragat edilen, (huk.).
Assizes: Avrupa Birliği'nde ulusal parla*mento temsilcilerinin danışma toplantı*larını ifade için kullanılan bir terim; sö*zü geçen toplantılar ortak bir anlayış geliştirmek ve bütünleşme sürecini des*teklemek amacıyla yapılır.
Associate member: Ortak üye. Ankara Anlaşması ile Türkiye ve AET arasında kurulan üyelik statüsü.
Associate: Ortak, katılan, ticari şirketin ortağı, şerik.
Associated company: Sermayesinin yarı*sı bir başka şirkete ait olan şirket, ortak şirket, bağlı şirket.
Association agreement: İşçi ve işveren sendikası arasında imzalanan toplu söz*leşme.
Association Committee: Ortaklık Komitesi. Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinde yürütme görevi yapan kuruluş.
Association Council: Ortaklık Konseyi. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde ka*rar organı durumundaki kuruluş.
Association of ship ovvners: Donatma iştiraki, (huk.). Birden fazla kişinin or*tak mülkiyetinde bulunan bir gemiyi tümünün adına kullanmaları durumu.
Association strategies: Çağrıştırma stra*tejisi, (paz.). Bir mal ile belli bir marka veya sembol arasındaki bağlantıyı vur*gulayan stratejiler.
Association: (1) Birlik, cemiyet, dernek, mesleki kuruluş, (2) ortaklık, (3) Avru*pa Birliği'nde ortak üyelik statüsünü ifade eder. Ortak üyelik tam üyelikten farklı olup, ilgili ülke ile AB arasında özel ilişkileri öngörür. 1964 tarihli Anka*ra Anlaşması, Türkiye ile AB arasında ilerde tam üyeliği öngören bir ortak üyelik statüsü kurmuştu.
Assumed bond: Anaparası veya faizi ya da ikisi birden bir başka şirket tarafın*dan garanti edilen tahvil.
Assumed liability: Bir kişi ve işletmenin başkası tarafından yüklenilen mali so*rumluluğu.
Assumption of indebtedness: Borcun kabulü, borcun üstlenilmesi
Assumptions: Varsayımlar. Belli bir olay veya durumu açıklayan ana etkenleri bulabilmek üzere bazı basitleştirici ko*şulların varlığının kabul edilmesi; var*sayımlar altında ulaşılan sonuçlar ko*nulan varsayımların doğurduğu kısıtla*malar altında geçerli olur.
Assurance: Güvence, teminat, sigorta.
Assured: Sigortalı, sigorta poliçesinin lehdarı.
ASTA: American Society of Travel Agents, (Amerikan Seyahat Acenteleri Birliği).
Asymmetric information: Simetrik ol*mayan bilgi. İki tarafın aynı konu hak*kında bilgi sahibi olması, ancak bu bilgilerin farklı değer taşıması durumu.
Asymptotic distribution: Asimptotik da*ğılım, (ist.).
At a premium: Primli, itibari değerin üzerinde.
At best order: Menkul değer satışında en iyi fiyatla satış (alış) emri.
At cali: İhbarsız, vadesiz, talep edildiğin*de, (işi.).
At par: Parite değeri, başabaş değeri. Bir menkul değerin piyasada oluşan değeri*nin, onun üzerinde yazılı olan değere (nominal değer) eşit bulunması.
At sight: Görüldüğünde, görüldüğünde (ibrazında) ödenmek üzere çekilen poli*çe.
At the close order: Borsanın kapanışında yerine getirilecek emir.
At the market: Bir menkul değeri, piya*sada teklif edilen en iyi fiyattan satmak veya satın almak için borsa bankerine verilen emir.
At the opening order: Borsanın açılışın*da yerine getirilecek emir.
ATA: Air Transport Association-USA, (Amerikan Hava Taşıma Birliği).
Atmospherics: Çevre güzellikleri, (işi.). Müşterileri çeken ve onların alış veriş ihtiyaçlarını karşılayan fiziki özellikler ve güzellikler.
ATOL: Air Travel Organisation Licence, (Hava Seyahat Örgütü Lisansı).
Atomicity: Atomisite, (ikt.). Tam rekabet piyasası koşullarından birisi; alıcı ve satıcıdan her birisinin piyasa fiyatını etkileyemeyecek kadar çok sayıda olması.
Atomistic economy: Atomistik ekonomi, tam rekabet ekonomisi.
ATS accounts: (Automatic transfer from savings to demand deposit accounts), otomatik transfer sistemi hesapları; faiz getiren tasarruf hesapları ile faiz getir*meyen çek hesaplarının bir bileşimi, şöyle ki çek hesabı belirli bir sınırın al*tına düşünce fonlar otomatik olarak ta*sarruf hesabından çek hesabına aktarılır.
Attached account: Hacizli hesap.
Attachment of debts: Borcun haciz edil*mesi.
Attachment: Bağ, haciz, icrai haciz.
Attest: Onay, tasdik, kanıt, delil.
Attesting notary: Tasdik eden noter, (huk.).
At-the-money: Opsiyon sözleşmesinde uygulama fiyatı ile spot (anında) fiyatın birbirine eşit olması durumu.
Attitude scaling: Davranış ölçümü. Dav*ranış kavramının ölçümü için geliştirilen çeşitli uygulamalı tanımlar.
Attitude survey: Davranış araştırması, bir olay veya gelişme karşısında kişilerin duygu ve düşüncelerini öğrenmek için yapılan araştırma.
Attitudes: Tavır, davranış özellikleri, (paz.). Bir eşya, mal veya fikre karşı uzun süreli duygu, düşünce ve tepki.
Attitudinal structuring: Davranışsal ya*pı, (çalış. ekon.). Toplu pazarlık süreci sırasında, sendika ve işverenin karşı ta*rafın gelecekte davranışları konusunda geliştirdiği bekleyişler dizisi.
Attorney ad hoc: Belirli bir amaç için atanan temsilci, (huk.).
Attorney at law: Avukat.
Attorney: Avukat, temsilci.
Attribute-based shopping goods: Nitelik temelli alış veriş malları, (paz.). Tüketi*cilerin haklarında bilgi toplayıp mal özellikleri, garanti, uygulama, opsiyon ve benzeri konularda değerlendirme yap*tıkları mallar.
Attribution: Niteliklendirme, (yön.). İn*sanların kendilerinin ve başkalarının davranışlarının nedenlerini yorumlama süreci.
Auction by underbidding: Açık eksilt*me. Bir işin yarışma yoluyla en düşük fiyatı teklif edene yaptırılması yöntemi.
Auction company: Mezat şirketi, (paz.). Bir toptancı aracı şirketi, şu hizmetleri sağlar: (1) Satışı yapacak olan mezatçıları bulmak, (2) satıcının mallarını ser*gilemek için fiziki yer bulunması.
Auction room: Müzayede salonu.
Auction sale: Açık artırma ile yapılan sa*tış, müzayede.
Auction: Artırma-eksiltme, müzayede, açık artırma.
Auctioneer: Açık artırma ile uğraşan kimse, müzayede memuru.
Auction-rate preferred: İhale oranlı, rüçhanlı tahvil (fin.). Değişken oranlı, rüçhanlı tahvillerin (floating-rate pre*ferred stock) değişik bir türü, şöyle ki temettü her 49 günde bir ihale ile belir*lenir.
Audience composition: Kütlenin yaş, cinsiyet, eğitim gelir vs. gibi özellikleri yönünden bileşimi.
Audience selectivity: Kitle seçiciliği, (paz.). Bir reklâm aracının, üyeleri ben*zer olan ve reklâmcı açısından önem ta*şıyan bir kitleye ulaşmadaki göreceli başarısı.
Audience: Kitle, (paz.). İletişim araçları kanalı ile verilmek istenen bir mesajın hedef aldığı insan topluluğu.
Audiometer: Bir televizyonun ayarlanmış olduğu kanalı kaydetmeye yarayan me*kanik bir araç.
Audio-visual aids: Görerek ve işiterek öğretmeyi sağlayan araçlar.
Audit certificate: Denetçi raporu.
Audit report: Denetçi raporu.
Audited voucher: Yetkililer tarafından uygun görülmüş gider makbuzu, (muh.).
Auditing: Mali denetleme. Muhasebe ko*nularında uzmanlaşmış kişi veya ku*rumlarca hesapların ve kayıt usullerinin incelenmesi.
Auditor: Mali denetçi, kontrolör, hesap uzmanı, bkz: auditing.
Augmentation: Artırma, çoğaltma, bü*yüme.
Austerity programme: Kemer sıkma programı. İktisadi istikrarı sağlamak, özellikle enflasyonu önlemek amacıyla tüketim düzeyini geçici olarak düşüre*rek halka önemli ölçüde fedakârlık yükleyen programlar; maaş ve ücretlerin dondurulması, vergilerin yükseltilmesi, ithalatın kısıtlanması gibi uygulamalarla temsil olunur. Daha çok IMF'nin öner*diği önlemler için kullanılır.
sonaskim Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 11-21-2006, 16:08   #10
Onursal Üye
 
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.245 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621
sonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim ben
Tanımlı


Autarchy: Otarşi, üretimiyle tamamen kendi kendine yeterli olmayı amaçlayan, dış ticarete kapalı bir ekonomi.
Authentic: Sahici, gerçek, aslı, inanılır, muteber.
Authentication of signature: İmzanın resmen onayı, (huk.).
Authenticity: Gerçek olma, doğruluk, orijinallik.
Authoritarian capitalism: Özel mülkiyet haklarının bulunduğu, fakat hükümetin ekonomiyi yaygın olarak yönlendirdiği ve denetlediği bir ekonomik sistem.
Authority to pay: Ödeme yetkisi.
Authority to purchase: Satın almaya yetkili olan.
Authority: Otorite, güç, yetki, hükümet, yetkili kuruluş.
Authorization: Yetki verme, yetkilen*dirme.
Authorized bank: Yetkili banka.
Authorized capital: Kayıtlı sermaye, şir*ket sözleşmesine göre ihraç edilebilen hisse senetlerinin nominal değeri.
Authorized dealer: Yetkili satıcı. Bir üreticinin malının satış yetkisini tek başı*na elinde bulunduran firma, işletme, aracı.
Authorized share capitai: Taahhüt edil*miş sermaye, (fin.). Şirket sözleşmesin*de belirtildiği biçimde, işletmenin ihraç edebileceği en yüksek sayıdaki hisse se*netleri tutarı.
Authorized signature: Yetkili imza.
Authorized: Yetkili.
Autocorrelation: Otokorelasyon, zaman serili regresyon analizlerinde hata fak*törlerinin çoğunlukla aynı işareti taşı*ması durumlarında ortaya çıkan bir so*run, aşırı yüksek t istastitiğine ve güve*nilmez R2 ve F istatistiklerine yol açar.
Autocratic leader: Otokratik (tahakkümcü) yönetici. Daha alt düzeydekilere da*nışmadan karar alan yönetici.
Autocratic model: Otokratik model, (yön.). İşçi davranışlarını denetlemek üzere güç ve otoritenin gerekli olduğunu savunan yöneticilik görüşü.
Auto-financing: Oto finansman, şirketin dağıtılmayan kârlarından gerçekleştiri*len yatırımlar.
Automated clearing houses: Otomatik takas kuruluşu. Fonların elektronik ileti*şim araçlarıyla göndericiden nihai alı*cılara kısa süreler içinde ulaşmasını sağlayan aracılar.
Automated teller machine (ATM): Otomatik para çekme makinası, bankamatik.
Automated teller machine bili payment: Bankamatikle fatura ödeme. Kartlı oto*matik para makinalarıyla bir kimsenin bankadaki hesabından bir firmaya veya başka birisine ödemede bulunması.
Automated warehouse: Otomatik ambar. Makina başında kişilerin yerine bilgisa*yar denetim teknolojilerinin uygulandığı depo, ambar veya antrepo.
Automatic adjustment mechanism: Otomatik denkleşme mekanizması, (ulus. ikt.) Ödemeler bilânçosunda bir denge*sizlik (dış açık veya fazla) oluştuğunda, o dengesizliği gidermek üzere hükümet müdahalesine gerek olmadan kendili*ğinden işleyen denkleşme mekanizması.
Automatic income adjustment mecha*nism: Otomatik gelir denkleşme meka*nizması, (ulus. ikt). Ödemeler bilânçosunda bir açık veya fazla oluşan ülkenin gelir değişmelerine bağlı olarak, otoma*tik biçimde işleyen denkleşme meka*nizması.
Automatic merchandising: Otomatik sa*tış, (paz.) Çeşitli tüketici mallarının sa*tıldığı otomatik makinalar kullanılması.
Automatic price adjustment mechanism: Otomatik fiyat denkleşme meka*nizması, (ulus. ikt). Ödemeler bilânçosunda bir açık veya fazla ortaya çıkan ülkede, dış dengeyi sağlamak üzere, fi*yat değişmelerine bağlı olarak otomatik biçimde işleyen denkleşme mekanizma*sı.
Automatic stabilizer: Otomatik istikrarlandırıcılar. Hükümetin vergi ve harca*ma programlarının kendiliğinden işle*meye başlayarak özel kesimdeki gelir değişmelerini azaltıcı nitelik taşıması. Otomatik istikrarlandırıcıların yeterli olmadığı durumda hükümet iç istikrarı sağlamak için iradi politikalar uygula*maya koyar. Artan oranlı gelir vergisi ve işsizlik primleri otomatik istikrarlan-dırıcılara örnektir.
Automatic withdrawal: Otomatik çekme hakkı.
Automatic: Otomatik, kendi kendine işle*yen, insan faktörünü gerektirmeyen.
Automation: Otomasyon. Üretimin ya*pılmasında işçi yerine makina kullanıl*ması.
Automative industry: Otomativ endüstri si. Motorlu taşıt araçlarıyla ilgili endüst*ri dalı.
Autonomous budget: Özerk bütçe. Genel ve katma bütçelerin dışındaki bütçeler; Türkiye'de İktisadi Devlet Teşekkülle*rinin bütçeleri.
Autonomous consumption expenditures: Otonom tüketim harcamaları. Ulusal gelir düzeyinden bağımsız olan tüketim harcamaları.
Autonomous expenditures multiplier: Otonom harcama çoğaltanı. Keynes'gil modellerde otonom harcamalardaki bir artışın kendisinin birkaç katı kadar reel gelir artışı yaratması.
Autonomous investment: Otonom yatı*rım, (makro ekon.). Ulusal gelir düzeyinden bağımsız olan yatırımlar.
Autonomous tariff: Otonom tarife. Ülke*nin siyasi egemenliği gereği olarak tek taraflı olarak koyduğu gümrük tarifesi, anlaşmalı tarifelerin tersi.
Autonomous taxation multiplier: Oto*nom vergi çoğaltanı. Otonom vergiler*deki bir değişmenin, kendisinin belli bir katı oranında reel gelir değişikliği ya*ratması.
Autonomous transactions: Otonom iş*lemler, (ulus. ikt.). Ekonomik hayatın normal işleyişi çerçevesinde yapılan, ortaya çıkışı ödemeler bilânçosu duru*muna bağlı olmayan işlemler.
Autonomous variable: Otonom değişken. Model dışında belirlendiği varsayılan, kontrol dışı değişkenler.
Autonomous: Otonom, model dışında belirlenmiş, ulusal gelir düzeyinden ba*ğımsız olan.
Autonomy: Otonomi, özerklik, muhtari*yet; merkeziyetçiliğin karşıtı olan yöne*tim tarzı.
Auxiliary account: Yardımcı (tâli) hesap.
Auxiliary equipment: Yardımcı araçlar, yardımcı teçhizat.
Available assets: Her an kullanılabilir varlıklar, kullanımı kısıtlı olmayan kay*naklar.
Available cash: Kasada bulunan nakit miktarı.
Available: Mevcut, elde bulunan, kulla*nıma hazır.
Aval: Aval; poliçe ve ticari senetlerden doğan bir borca kefil olmak amacıyla üçüncü şahısların bu poliçe ve senet üzerine şerh koymaları ve imza atmaları.
Average bili: Avarya faturası.
Average capital-output ratio: Ortalama sermaye-hâsıla oranı, (kal.). Ekonomide üretimi bir birim artırmak için ortalama olarak kaç birim yatırım yapmak gerek*tiğini ortaya koyan katsayı.
Average cash balance: Ortalama nakit bakiyesi.
Average collection period: Ortalama tahsilât süresi.
Average cost curve, long-run (LAC): Ortalama maliyet eğrisi, uzun dönem, (mikro ekon.) Üreticinin optimum üre*tim ölçeğini seçebilmesi varsayımı al*tında bir malın her üretim düzeyindeki minimum ortalama maliyet noktalarının birleştirilmesinden elde edilen eğri. Planlama eğrisi veya zarf eğrisi de de*nir.
Average cost pricing: Ortalama maliyete göre fiyatlandırma. Fiyatın, ortalama maliyete eşit olacak biçimde belirlen*mesi; değişik bir uygulamaya göre fi*yatlar marjinal maliyete göre de belirle*nebilir.
Average deviation: Ortalama sapma, (ist.).
Average fixed costs: Ortalama sabit mali*yetler (mikro ekon.). Toplam maliyetle*rin üretim miktarına bölünmesi.
Average float: Süre içerisinde dolaşımda bulunan ortalama tahvil miktarı.
Average hourly earnings: Ortalama saat ücreti.
Average inventory: Ortalama envanter, envanter tutarının toplam satışlara oranı.
Average labor cost: Ortalama emek ma*liyeti. Üretimde işçi başına hesaplanan ücret tutarı (emeğin homojen olması varsayımı altında).
Average product of labor: Emeğin orta*lama fiziki ürünü. Üretimde işçi başına düşen üretim miktarı.
Average product: Ortalama verim. Top*lam üretim veya output'un belli bir gir*diden kullanılan miktara bölünmesi. Buna göre, emeğin ortalama verimi, toplam üretimin emek miktarına bölün*mesiyle elde edilir.
Average productivity: Ortalama verimli*lik. Bir malın üretim miktarının, onun üretimine katılan emek veya sermaye gibi girdiden kullanılan miktara oranlanması.
Average propensity to consume (APC): Ortalama tüketim eğilimi (makro ekon.). Toplam kullanılabilir gelirin tüketime giden payı. Her gelir düzeyinde tüketim harcamalarının kullanılabilir gelire oranlanmasıyla elde edilir.
Average propensity to import: Ortalama ithal eğilimi, (ulus. ikt.). Belirli bir dö*nem boyunca yapılan ithalat harcamala*rının milli gelire oranı veya M/Y.
Average propensity to invest: Ortalama yatırım eğilimi. Toplam yatırımın milli gelire oranı.
Average propensity to save (APS): Toplam kullanılabilir gelirin tasarruf edilen payı. Tasarrufun kullanılabilir ge*lire oranlanması ile elde edilir.
Average revenue: Ortalama gelir. Ürün birimi başına gelir. Toplam gelirin satı*lan birim sayısına bölünmesiyle elde edilir. Malın bütün birimlerinin aynı fi*yattan satılması durumunda fiyata eşit*tir.
Average tariff: Ortalama tarife oranı, ül*kenin tarife oranlarının yüksekliği konu*sunda bir ölçü.
Average tax rate: Ortalama vergi oranı. Toplam vergi ödemelerinin toplam geli*re bölünmesi. Başka bir deyişle, toplam gelirin vergi olarak ödenen oranıdır.
Average total costs: Ortalama toplam masraflar. Toplam maliyetin üretim miktarına bölünmesi, bazen birim başı*na ortalama toplam maliyet olarak da adlandırılır.
Average unit cost: Ortalama birim mali*yeti.
Average variable costs: Ortalama değiş*ken maliyetler. Toplam değişken mali*yetlerin üretilen mal miktarına bölün*mesi.
Average vvage cost: Ortalama ücret mali*yeti. Firmanın toplam ücret giderlerinin çalışan işçi sayısına bölünmesi; eğer tüm işçilere aynı ödeme yapılıyorsa üc*ret oranına eşit olur.
Average yield: Ortalama getiri, ortalama verim.
Average: Ortalama. Bir seriyi temsil nite*liği taşıyan, tek bir rakamla ifade olunabilen.
Average-interest method: Ortalama faiz yöntemi. Yatırım üzerinde gerekli getiri oranını hesaplamada uygulananbir yön*tem, şöyle ki yatırım aracının ömrü bo*yunca kayıtlı değerine dayanır.
Averages: Borsada endekse giren men*kul değer gruplarının ortalaması; Dovv Jones ve Standard & Poor's 500 gibi.
Averch-Johnson effect: Elektrik, su, ha*va gazı gibi kamu hizmetleri fiyatlarının çok yüksek veya çok düşük belirlenmesi nedeniyle makine ve donatıma yapılan yatırımların aşırı düşük veya aşırı yük*sek olması durumu.
Avis: Diplomaside görüş, düşünce, öntasarı. Avrupa Birliği Komisyonu'nun ha*zırladığı ve bir ülkenin tam üyelik baş*vurusunun kabul edilebilirliğini belirten görüşdür.
Avoid: Çekinmek, kaçınmak, feshetmek, iptal etmek, (huk.).
Avoidance of tax: Vergiden kaçınma; örneğin vergi dışı bıra*kılan işlerle uğraşıp vergi vermemesi gibi.
Avoidance of unemployment: İşsizliğin önlenmesi.
Avoidance: Önleme, kaçınma, sakınma, fesih, iptal, geçersiz kılma.
Award: Hüküm, karar, ödül.
sonaskim Çevrimdışı  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!Google Bookmark this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz