Yârdan mehcûr iken düştük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi bize felek hicrân hicrân üstüne
Oyunun sonuna geldin yüreğim sonunda. Kendini bırakıp git bakalım bu şehrin yalnızlığa çıkan sokaklarından, yorgunsun biliyorum, her daim sessizliğin kol gezdiği bu topraklarda kendince feryad ü figan etmen boşunadır.Dökülsün artık gözlerinden damlalar seni boğacak olsa da.
Suskun yüreğim,ayrılığın nefesini atıyorsun farkındasın.An geçtikçe aslında uzaklaşıyorsun ondan. Sükûtunla neticelendi bu yolculuğun, kendini kendine bıraktın yüreğim. Şimdi bırakacak da gideceksin havasında havasını soluduğun bu diyardan. Acıyacaksın belki belirsiz bir şekilde, belki ritim bozukluklarına sebebiyet verecek bu ayrılık,katlanacaksın kendince. Artık teselliler de kapamaz bu yarayı, ömür boyu andıkça adını sızlayacaksın. Hatıraların yetmeyecek sana, kokusunu duymak isteyeceksin hiçbir zaman erişememiş olsan da adına. İstanbul’um seni anlatamam biliyorum, anlatmaya çalışabilir miyim,çabalıyorum.Asırlardır nelere benzetilmedin ki sen, yeri geldi vefasız bir sevgili oldun, yeri geldi varlık sebebi.Yüreğim, içinden geçenleri anlatmadın ki bu şehre hiç, kim bilir seni anlamamasından korktun, sahi seni anlayabilir miydi bu şehir? Bu şehrin zindanları vardır yüreğim, sevda zindanları örülmüştür dört bir tarafına. Buraya düşen suçlular çıkmayı hiç istemezler bilir misin sen yüreğim, mutludur onlar. Şimdi sen bu zindanlardan uzaklaşmak istiyorsun adına ayrılık süsü vererek. Gözlerin baka kalarak ona çekip kapıyı gitmek istiyorsun.Suskun yüreğim bilesin ki gelmek senin elindeydi buralara ama bilesin ki gitmek, gitmek asla. Hicrân prangalarıyla vurulmuştu ayakların, bu şehre kendini anlatmaktan dahi yoksundun sen. Şimdi pervasızca, al da git diyor benliğini, al da git!... Oysa sana meftun, oysa sana vurgun olmuştur bu yürek. Her gece izbe bir köşede gözlerini kapadığında adını sayıkladığın bu şehir bi-vefa olmuştur gayrı.Çoktur âşığı.Erişilemezdir o. En iyisi mi var git, var git uzaklaş buralardan yüreğim !
(alıntıdır)