![]() |
| |||||||
| Oyunlar | Fan Kulüpler | Kayıt ol | Albümler | Bloglar | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Edebi Yazilar Hikaye,Deneme,Biyografiler..Hepsi burda olucak |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| Baktabulkolik ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Önsöz Bugün memleketimizde resmi tarih fanatikleri ile karşı taraftaki fanatikler arasında pek feci, pek düşündürücü hadiseler cereyan etmektedir. ![]() Taraflardan biri, önüne konan kitaplarda ne yazıyorsa "tarih" diye yalnızca onu bilmektedir ve maalesef bunun ismi tarihçilik değil ezbercilik olmaktadır. ![]() Diğer taraf ise, resmi tarihe itiraz etme bahanesiyle akıl almaz vak'alar uydurmaktadır ve şimdi de sözüm onlaradır: Beyler, Edison'un Türk olduğunu hangi delile dayanarak iddia edebiliyorsunuz? Çelik Blek hayal mahsulü bir çizgi roman kahramanı değil de hakiki bir şahıs mıdır ki, geçen asrın sonlarında Karagümrük'te gömülmüş olsun? Ya 1940'lı yıllarda, İstanbul surlarında, asırlardır orada yaşamış ve orada üremiş bir grup Bizans askerinin bulunduğu iddiası? Ellerinde şarap testileri, zalim kahkahalar atarken yakalanan bu askerlerin hemen oracıkta idam edildiğine dair safsatalar? ![]() Bunları yapmaya hakkımız yok. Bir oyun değil bir ilim olan tarihe karşı da mesuliyetimiz var. Biz, tarih sahasında, o mesuliyeti idrak edebilmiş insanların kalem oynatmasından tarafız. Bu kitap da öyle bir mesuliyet hissiyle ve titiz tetkiklerin neticesinde yazılmıştır. Takdir okurlarımızındır. ![]() İnönü - Churchill buluşması ve DSİ meselesi ![]() Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile İngiltere Başbakanı Winston Churchill'in Adana'daki buluşmaları tarihe Adana buluşması adıyla geçmiştir. Adana istasyonundaki bir vagonda, 30 Ocak - 1 Şubat 1943 tarihlerinde gerçekleştirilen görüşmeler tüm dünyanın ama öncelikle Türkiye'nin kaderini derinden etkilemiştir. ![]() Churchill, müttefikler adına, ısrar etmek, hatta baskı yapmak için gelmişti Adana'ya. Bir Balkan cephesi açılacak ve Türkiye o cephede, müttefiklerin safında savaşa girecekti. Müttefiklerin hesabı buydu. Ancak ısrarlar fayda etmeyecek, İsmet Paşa Türkiye'yi savaşa sokmayacaktı. ![]() Görüşmeler sırasında Churchill'in tek ısrarı bu olmamıştı ve küçük, hatta komik görünen bir ayrıntı Türkiye'nin geleceği hakkında ipuçları vermişti. Türk tarafı, ne yazık ki, o ipucunu farkedemeyecekti... ![]() Adana Buluşması'nda hayati meseleler müzakere ediliyordu ama görüşmeciler de, tarihi şahsiyetler olmalarına rağmen, hepimiz gibi acıkan, susayan, uykusu gelen insanlardı. Türk tarafı, bu hakikatten hareketle, misafir heyeti en iyi biçimde ağırlamaya dikkat göstermiş, Churchill'e ve yanındakilere Adana'nın eşsiz mutfağından örnekler tattırmaya gayret edilmişti. Eh, Adana'ya gelip de şalgam suyu, ki Adana'da kısaca şalgam denir buna, içirmemek olmazdı. ![]() Halkına yalnızca kan ve gözyaşı vaadetmiş olan Churchill, pek hoşuna giden şalgamdan bardak bardak götürüyordu. İngiltere Başbakanı, müzakerelere verilen bir ara esnasında, bu değişik ve egzotik içeceğin tarifini almak istediğini söyledi. Mirasçıları halen Adana'da bir aile kurumu olarak faaliyetlerini sürdürdükleri için burada adını zikredemeyeceğimiz namlı bir şalgamcı çağırıldı ve kalabalık heyetler önünde tarif vermesi istendi. ![]() Churchill'in heyetinde yer alan ve Türkçe'yi İngilizce kadar iyi bilen binbaşı Barkins tercümanlık yapıyordu. Şalgamcı tarifi verdi ve ekledi: "Ancak benim yaptığım şalgamın bir de sırrı var ki, bunu bir sır olarak saklamak zorundayım. Rahmetli babam yemin ettirdi, söyleyemem." ![]() Churchill ısrar etti: "Koskoca İngiltere'nin başbakanlığını bırakıp Adana'da şalgamcılık mı yapacağım yahu? Söyle işte... ![]() Şalgamcı cevap verdi: "Mesele o değil paşam..." ![]() Türk heyeti, şalgamcıyı Churchill'in paşa olmadığı yönünde uyardı. Ancak ortam gerginleşmiş, Churchill sinirlenmişti. Bilahare, binbaşı Barkins ile şalgamcı arasında şöyle bir diyalog geçti: ![]() - Beyefendi, bu tavrınız diplomatik nezaket kurallarına aykırıdır. Lütfen sırrınızı söyleyiniz. - Söyleyemem, çocuklarımın başı üzerine yemin verdim babama. - Genç arkadaşım, bak kalp kırmayalım... - Benim için yemin yemindir. - Devlet Su İşleri, bırak bu işleri... Yok yeminmiş, yok bilmem neymiş... ![]() Gidişatı beğenmeyen İsmet Paşa duruma müdahale etti; ''Bakınız, bu şalgamcının sır vermemesi Türklerin tabiatını gösterir ve bizim de müttefiklere ait sırları diğer devletlere vermeyeceğimizin ispatıdır'' diyerek meseleyi kapattı. Böylece müzakereler yeniden başlayabildi. ![]() Ancak Türk heyeti çok önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmıştı: Barkins'in "Devlet Su İşleri, bırak bu işleri" şeklindeki sözü... ![]() O tarihte Devlet Su İşleri (DSİ) adında bir teşkilat henüz kurulmamıştı. Ancak Batı'nın savaş sonrası döneme ilişkin planları hazırdı ve bu planlar dahilinde, Türkiye'de DSİ adında bir teşkilat kurdurmak da vardı. Öyle ya, kupkuru bir Türkiye'yi ne yapsındı Batı? Önce DSİ kurulacak, Türkiye dışarıya borçlanarak barajlar, sulama şebekeleri yapacak ve Batı, ülkemiz üzerindeki oyunları işte o zaman oynamaya başlayacaktı... ![]() DSİ 1953'te kuruldu. Fiilen ya da dolaylı olarak bu teşkilatta görev alanlardan ikisi Çankaya'ya çıktı. Batı'nın yeşeren Türkiye üzerindeki oyunları ise bugün hepimizin malumu. ![]() İşin ilginç yanı, binbaşı Barkins, ilerleyen yıllarda Türk argosuna yerleşecek bir deyişi de daha o günden telaffuz etmiş, ''Devlet Su İşleri''nin ardına bir de ''bırak bu işleri'' eklemişti. Batı, kültür emperyalizmi vasıtasıyla, Türkiye'nin sokak dili üzerinde bile oyunlara kalkışıyor ve maalesef o oyunları da kazanıyordu. ![]() Evet, Adana buluşması iki yaşlı kurtun satranç oyunu şeklinde geçmiş, İsmet Paşa masadan belki zaferle değil ama barışla kalkmıştı. Ne var ki, Barkins'in sözü, Paşa'nın gerçekten iyi işitmediği nadir anlardan birine denk gelmişti galiba... Muhabbet tellalları grevi ve Zakir Paşa hadisesi ![]() Fuhuş, her devirde olduğu gibi, o devirde de gayrı-kanûni idi. Hattâ fuhuş sebebiyle cezaya çarptırılanların mevcudiyeti de bir hakîkat idi. Lâkin, kabul etmek mecburiyetindeyiz ki, bazı hudutlar dahilinde fuhuşa müsâmâha da gösteriliyor idi. O hudutların merkezinde ise tabii ki Galata var idi. ![]() Lakin o günlerde Galata'daki muhabbet tellâlları ve mamalar arasında huzursuzluk baş göstermişti. Huzursuzluğun iki sebebi vardı. Birincisi, Varnalı Tahsin adıyla bilinen zaptiye tabur ağasının zulmüydü ki, Varnalı Tahsin hem tüm haneleri çok yüklü miktarlarda haraca kesiyor hem de pek haşin hareketlerde bulunuyordu. Kızlardan talep ettiği özel muameleler de işin cabası idi. ![]() İkinci sebebe gelince... Haliç-Galata arasında çalışan kayıkçılara, akşam saatlerine mahsus olmak üzere hususi bir vergi konmuştu. Neticede, hava karardıktan sonra Galata cenahına geçmek pek pahalı hale gelmişti ki, bu da hanelerin hâsılatlarında düşmelere yol açıyordu. ![]() Vaziyetten pek şikayetçi olan muhabbet tellâlları, aralarında fikir teâtisinde bulundular ve mesele hâlledilinceye kadar greve gitme kararı aldılar. Esâsen bu bir nev'î kepenk kapatma eylemi idi ancak grev ismi daha münâsip bulunmuştu. ![]() Muhabbet tellâllarının kararı hemen Sultan'a nakledildi. Sultan pek öfkelenmişti: "Koskoca padişahla konuştuğunuz mevzuya bakın, bu ne densizliktir. Bari yarın da Dümenci Haydar Paşa'yı çağırın ki, ilk cinsi tecrübemizi mütâlaa edelim. Bre yıkılın karşımdan, meseleyi Zaptiye Nazırı Zakir Paşa'ya arzedin... Münasip olan neyse Zakir Paşa yapar." ![]() Hadiselerin gidişatı Zakir Paşa'ya nekledildi. Paşa, grev kelimesinin ne anlama geldiğini sordu. Anlattılar. Zakir Paşa da öfkelenmişti: "Bu grev dediğiniz esâsen isyandır ki, isyan edenin kellesini uçururuz. Devlet-i âli üç-beş pezevenkle pazarlık mı edecek? Zaten icra ettikleri meslek gayrı-kanûnîdir. Hemen bir zaptiye alayı gönderin, hepsinin kellesi uçurulsun, memleket de böyle bir şer yuvasından kurtulsun ki istikbâlde bizi hayırla yâdetsinler." ![]() "Aman Paşam, vaziyet bildiğiniz gibi değildir" dendi, "it kopuk takımının ekseriyeti bekârdır ki, hepsi de infial halindedir" dendi, lâkin kâr etmedi. Bir değil iki zaptiye alayı vaka mahalline sevkedildi. ![]() Galata'ya giden yollarda başını ayak takımından bazı azgınların çektiği kalabalıklar toplanmıştı. Zaptiyelerin hanelere varmaları ne kelime, yaklaşmaları bile mümkün olmadı. Galeyana gelmiş halkla zaptiyeler arasında muhasaralar hatta müsademeler husûle geldi. Zaptiyeler bir miktar zayiat verdikleri gibi çevredeki bazı binaların da camlarının kırıldığı görüldü. Hadiselerin sebep olduğu zarar yekûnu elli bin akçeyi aşmıştı. ![]() Tecrübeli bir devlet adamı olan Zakir Paşa, zaptiyelerin geri çekilmesini emretti. Zaptiyeler geri çekilecekti fakat muhabbet tellâllarının talepleri de yerine getirilmeyecekti. ![]() Bundan sonraki birkaç gün sakin geçti. Lakin grevin birinci haftasından itibaren tecâvüz ve fiilî livâta vakaları dehşet verici mertebelere doğru seyretmeye başladı. Artık hangi köşe başında nasıl bir garâbetin meydana geleceği bilinmiyor, her aralık kapıdan başıboş bir uzuv fırlayabiliyor, dehşet saçan ve birkaç kişilik kollar halinde gezen it kopuklara "tecavüzân takımı" deniyordu. ![]() Feci haberler, haliyle, Zaptiye Nezareti'nin koridorlarından da sedâ veriyordu. Bir gün Mabeyn Mütercimleri Dairesi'nden iki mütercimin başına çökülmüştü. Ertesi gün Sadâret Alayı'ndan üç seyisinin kirletildiği haberi geldi. Bilâhare, Tophane Rıhtımı'nda gezmekte olan dört bahriye levendi ve Başkitâbet Dairesi'nden üç kâtip de aynı akıbete uğradılar. Vaziyet vahîmdi. ![]() Zakir Paşa neticede hadiselere bizzat müdahale etmeye karar verdi. "Paşam, ortalık tekin değildir" sözlerine aldırmayarak arabasını hazırlattı ve yanına birkaç zaptiye alap Galata'ya doğru yola çıktı. ![]() Paşa'nın Nezaret'ten ayrılmasından bir saat kadar sonraydı ki, o âlâ-yı vâlâ ile, arabalar ve zaptiyeler ile yollara düşen Paşa tek başına geri döndü. Pek hırpalanmış bir hali vardı ve bacaklarını aça aça, küçük adımlarla ancak yürüyebiliyordu. ![]() Paşa "Aman Paşamız, nedir bu haliniz?" diyenleri tersledi. "Şimdi vereceğim emirler tez tatbik edile!" dedi: Varnalı Tahsin âcilen tevkif edile, kayıkçı vergisi iptal edile ve cerrahbaşı Dikişçi Kâni Paşa tez odama gele!" ![]() Böylece, muhabbet tellâlları grevi nihâyete ermişti. Zakir Paşa, bu hadiseden sonra, bir müddet Kestâne Zakir Paşa ismiyle yâdedildi. Rivâyete göre, Paşa, kendisine niçin bu lakâbın münasip görüldüğünü soran Fransız sefirine şöyle cevap vermişti: "Makriköy (Bakırköy) taraflarında babadan kalma birkaç dönüm kestaneliğimiz var da..." alıntıdır | |
| | |
| Mesajiniza Tesekkur Eden Uyeler: | alos (05-23-2007) |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Yarım Kalmış Bir Hayal-Alessandro Baricco,Yarım Kalmış Bir Hayal Kitap Özeti | cindy | Kitap Özetleri ve dergi | 0 | 07-04-2008 15:21 |
| Gizli Aşk-Banu Zorlu(Gizli Aşk Şarkı Sözü) | cindy | Türkçe Şarkı Sözleri | 0 | 05-03-2008 01:56 |
| 1957'den bu yana gizli kalmış olaylar | yaremce | Ilginc Garip Enterasan Seyler | 8 | 10-10-2007 07:04 |
| Yaşanmış Ultra Hadiseler | =whirlwind | Komik Yazılar | 4 | 09-26-2007 21:37 |
| Atatürk'ün Gizli Kalmış Röportajı... | mavidamla | Dünyadan Haberler | 0 | 08-30-2007 10:06 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız