![]() |
| |||||||
| Edebi Yazilar Hikaye,Deneme,Biyografiler..Hepsi burda olucak |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| Süper Üye ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 308
Teşekkür Etme: 568
224 Mesajina 732 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 749892 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
KİMDİR BU YOKSULLAR DEDİKLERİ? Ebru Moçoş Yoksullar, yoksulluk, yoksunluk, göreli yoksulluk, risk yoksulluğu, mutlak yoksulluk... Özellikle 2000 ve 2001 krizlerinden sonra gerek akademik çevrelerde gerekse medyada en çok tartışılan konulardan biri oldu yoksulluk. Krizden sonra sayıları dünya ölçeğinde yüz milyonları bulan bir kesim ortaya çıktı ve bu kesim hakkında çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Sokaklarda yaşayanlar, krizden sonra işsiz kalanlar, “açım” diye Boğaz Köprüsü’ne çıkanlar, pazar yerlerinden arta kalan sebze ve meyveleri toplayanlar, iftar çadırları önünde binlere ulaşan yemek kuyruklarında sabahtan akşama bir tabak yemek için bekleyenler, medyanın Garibanizm söyleminin malzemesi olarak gündeme geldiler. Doğaldır ki medya krizle birlikte daha da artan yoksulluğu yapısal bir sorun olarak değil krizin aşılmasıyla atlatılacak dönemsel bir sorun olarak ele aldı. Medyanın gündemini Irak’a yönelik Amerikan saldırısı, Irak’a asker gönderme, AB üyeliği, seçimler işgal etmeye başladığında ise yoksulluk ve yoksullar gündemden düştüler. Gözyaşları ve acıklı müzikler eşliğinde ağır çekimde “sergilenen” yoksullar ve yoksulluk bu tartışmanın bir yüzüydü. Diğer tarafı ise gerek Türkiye’de gerekse dünyada, çeşitli çevrelerce hâlâ tartışılmakta. Onlarca kavram, hesaplama, kuram ve tartışmanın içinde anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılan yoksulluk hâlâ üzerine söz söylenmesi ve açıklanması zor bir kavram olarak duruyor akademik çevrelerin önünde. Önüne eklenen pek çok sıfatla giderek bulanıklaşan ve karmaşıklaşan yoksulluk, işaret ettiği kesimi, yoksulları da, bölük pörçük edilmiş durumda. Yeni bir toplumsal kesimin adı olmaya aday bir kavram olarak ortaya atılan yoksullar ve beraberindeki yoksulluk tartışmaları ne yoksulluğun ne olduğu ne de yoksulların kim olduğu sorularının cevabını verebilmiş değil. Gerek yoksulluğun nedenlerini saptamaya yönelik, gerekse yoksulların kim olduğunu anlamayı hedefleyen çalışmalarda pek çok farklı görüş ortaya atılmakta, pek çok farklı yaklaşım tartışılmakta.* Fakat yoksulluğu belirlemek için hangi yöntemin “doğru” olduğunu söylemek zor. Muktlak yoksulluk, göreli yoksulluk, İnsani Gelişme Endeksi (İGE), İnsani Yoksulluk Endeksi (İYE) vb. yaklaşımlara göre yapılan yoksulluk ve yoksullar tesbitleri pek çok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Örneğin Dünya Bankası tarafından günlük bir dolar ve iki dolar olmak üzere iki ayrı yoksulluk çizgisi belirlenmekte. Yoksulluk çizgisi günlük bir dolar olarak belirlendiğinde Pakistan’da yüzde 15,2 olan yoksulluk oranı yoksulluk çizgisi günlük iki dolar olarak belirlendiğinde yüzde 84,7 oluyor. Endonezya’da yüzde 15,2 olan yoksulluk çizgisi, iki dolarlık yoksulluk çizgisi baz alındığında yüzde 66,1 oluyor. Türkiye’de ise yoksulluk çizgisi bir dolar iken nüfusun yüzde 2,4’ü yoksulluk çizgisi iki dolar olarak alındığında nüfusun yazde 18’i yoksul oluyor. Rakamların, yöntemleri ve hesaplamaların karmaşıklığı ve yanıltıcılığı da göz önünde bulundurulduğunda hem yoksulların kim olduğu hem de yoksulluğun ne olduğu “yukarıda”ki çevrelerde süren bunca çabaya rağmen yapılabilmiş değil. Yoksulluğun ve yoksulların kim olduğuna dair söylenenlerin çeşitliliği ve belirsizliği ortaya kim oldukları, ne yaptıkları, nasıl yaşadıkları belli olmayan bulanık bir yoksul profili çıkartıyor. Haklarında çokça söz söylenen yoksullar kim oldukları, ne iş yaptıkları belirsiz bir grubu işaret ediyor. “Yukarıda” yoksullar olarak tartışılan, haklarında konuşulan bir kesim varoladursun, “aşağıdakiler”, bu tartışmaların “nesnesi” olanlar, bu tartışmalardan bihaber kendi kavramları ve tanımlarıyla aslında kim olduklarını dile getiriyorlar. Yeni adlarıyla çağırıldıkça kendilerine yabancılaştırılan işçiler, işsizler hâlâ ilk adlarıyla çağırıyorlar kendilerini ve kim olduklarını yoksulluğun ne olduğnu, nasıl ve neden olduğunu, açık seçik ortaya koyuyorlar. Yoksullar hakkında ve yoksullar adına “yukarıda” yapılan tartışmaları bir kenara bırakıp, “yoksul olarak adlandırılabileceklerin” söylediklerine kulak vermek bu konuda içerden bir bilgi sağlamaya yardımcı olacaktır kanımca. Yeni bir okuma yaptığımı iddia ettmiyorum sadece pekçok tartışmayla, zaman zaman bulanıklaşan yoksulluk ve yoksullar kavramlarını “eski” bir okumayla ele alıp tartışmanın yeni olmadığını ve eskidiği söylenenlerin eskimediğini dile getirmeye çalışıyorum. “Yoksulların” Dilinden Yoksulluk Güle (21), Halise (20) Zehra (19), Berivan (18) Dolapdere’de tekstil atölyelerinde işçi olarak çalışıyorlar. Sabah saat sekizde başlayan iş günü akşam saat ona on bire kadar sürüyor. Haftalık ücretleri mesai dahil 60 milyon. Kendilerini yoksul olarak değil işçi olarak tanımlıyorlar yoksulluk ise işsizlik anlamına geliyor. Güle: “... Bir ailede çalışan varsa o aile geçinebilir, ayakta tutabilir kendini, geçimi iyi olur o ailenin. Çalışan yoksa geçinemez, yoksul olur o zaman...” Berivan: “... Biz yoksul sayılmayız, yani öyle fazla yoksul değiliz. Bizim çalışanımız var. Çalışan dört kişi var bizim ailede... Çalışacak işçin olursa iyi geçinirsin ama çalışacak kimse yoksa kötü. O zaman yoksul olursun. İş yoksa yoksul olursun... tanıdığımız bir aile var, onların çocukları küçük, üç küçük çocuk, çalışacak işçisi yok. Kocası işsiz, kadın çocuklara bakıyor çalışamıyor. Onların durumları çok kötü, çok yoksullar onlar...” Halise yoksul kim sorunu şöyle yanıtlıyor: “... bazılarının çalışacak işçisi yok mesela. O zaman onlar yoksul oluyor...” Zehra: “Bir ailenin çalışanı olmadığı zaman o aile yoksul olacak heralde...” Kendilerini çalıştıkları, bir işleri olduğu için yoksul olarak tanımlamıyorlar. Fazla yoksul olmadıklarını en azından geçinebildiklerini söylüyorlar. Fakat çalışma koşullarına dair anlattıkları yoksul olamamak için hangi şartlarda, nasıl çalışılması gerektiğini ortaya çıkartıyor. Görüştüğüm kadın işçiler sadece işçi değil aynı zamanda sömürü şartlarında, sigortasız çalışan işçiler. Geçinebilmek için bu şartlarda çalışmayı kabul etmek zorunda olduklarını dile getiriyorlar. Berivan: “Sabah evden çıkarken yataklar ortada oluyor, yatakları yapılı bırakıp çıkıyorum evden, işe gidiyorum. Akşam işten geliyorum onda on birde yataklar yine yapılı. Diyorum yataklar hiç kalmıyor mu bu evde. Hep yapılı mı duruyorlar. Ben ne zaman bu evi yataksız göreceğim diyorum...” Zehra sigorta konusunda: “... Sigorta. Belki istesek yaparlar. Ama istemiyoruz. İşi zor bulmuşuz zaten, sigorta falan aklımıza bile gelmiyor. Hadi istedik onlar da yaptılar. O zaman da ücreti az veriyorlar. Esas onun için istemiyoruz aslında. Yoksa sigorta istemez miyiz. Mesala bir arakadaşımın abisi makineci. O sigorta istemiş, yapmışlar. Ama yarı yarıya az alıyor diğerlerinden. Biz istesek bizim de öyle olacak. Daha fazla kazanalım diye istemiyoz sigorta, sigotaya kesilince ne kalır elimize zaten ne alıyoruz ki...” Güler Pendik’te oturuyor. 46 yaşında. Evde tüccara iş yapıyor. Tanesi 3 milyondan 1,5 günde bir kazak bitiriyor. Eşi 9 ay önce ölmüş. Bir kızı bir oğlu var. Oğlu 250 milyon maaşla bir fabrikada kaynakçı olarak çalışıyor. “... İşsiz olunca çalışmayınca yoksul olursun, yoksulluk çekersin. Ama çalışınca da yoksul oluyorsun. Biz de yoksuluz mesela, neden yoksuluz, bi oğlum çalışıyor. Başka çalışan yok. 250 milyon maaş alıyor oğlum. Geceleri dışarı işe gidiyor. Yine yetmiyor. İki yüz alıyordu yeni oldu 250. Elli milyon zam verdiler. Bir düşünsünler bakalım neye yeter 50 milyon. Ancak boğazımıza yetiyor. Çalışıyoz, oğlanın işi var ama yine de yetişmiyor. ... İşçi olunca yoksul oluyon yani. Ancak işveren olacan o zaman zengin olursun....” Bu alıntılar birkaç örnek kuşkusuz ama yoksulluğun ve yoksulların “aşağıda” nasıl tartışıldığını, bu kavramlara nasıl bakıldığını açık eden örnekler. Yoksullar olarak tanımlanmaya çalışılan kesimi işçiler ve işsizler oluşturuyor. Bu kesim kendisini ve içinde bulunduğu durumu yoksuldan ve yoksulluktan çok işçi ya da işsiz olmanın getirdikleriyle, işçilerin bugün karşı karşıya olduğu sorunlar ve içinde bulunduğu koşullarla açıklıyor. “Aşağıdakiler” için önemli ve anlamlı olan hangi yaklaşımla ele alındıklarında hangi yoksul oldukları değil, işçi veya işsiz oluşları, sattıkları ama karşılığını alamadıkları emekleri. alıntıdır... Konu RaiN_MaN tarafından (07-25-2007 Saat 01:07 ) de değistirilmistir.. | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
| |
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Arap baba niye çürümüyor? ARAP BABA EFSANESİ - ARAP BABA KİMDİR? hakkında | Ebru | Ilginc Garip Enterasan Seyler | 1 | 08-06-2008 13:14 |
| :D Kıro Kımdır Nedır Nasıl Olunur ???? | RÜZGARR | Komik Yazılar | 0 | 03-04-2008 12:12 |
| Yoksullar için elbisesini sattı | leyla_59 | Magazin Haberleri | 0 | 02-20-2008 19:08 |
| Aliye Rona KİMDİR ? Aliye Rona hayatı - Aliye Rona biyografisi | Ebru | Sanatçılarımız | 0 | 02-05-2008 01:02 |
| sanal ask dedıklerı | cırkıncocuk | Şiir | 0 | 01-18-2008 12:34 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız