![]() |
| |||||||
| Kayıt ol | Bloglar | Fan Kulüpler | Etiketler | Albümler | SSS | Arama | Bugünkü Mesajlar | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
| Anne ve Bebek Anne ve Bebek |
![]() |
| | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
| | #1 | |
| üyelik iptal edildi
Mesajlar: n/a | Aile-Çocuk ve Karne Bazı aileler çocuklarının öğrenimleriyle tüm yıl boyunca sadece karnelerine bakarak, ilgilendiklerini düşünüyorlar. Öğrenim süresince çocuğun nasıl çalıştığına, hangi konularda zorluk yaşadığına dikkat etmemelerine rağmen aldıkları notlardan da hoşnut kalmıyorlar. Ailelerin asıl dikkat etmesi gereken karnedeki notlar değil çocuklarının ders çalışırken ne gibi sorunlar yaşadığıdır. Ayrıca çocuğun ruhsal durumuyla ilgilenmek yerine aldığı notları düşünmekte pek doğru değil. Notlar çocuğun öğrenmesi gerekenleri ne derece öğrendiğini net olarak göstermiyor. Çocuğun okulda aldığı iyi ya da kötü notlar onun psikolojik geleceğini de yansıtmıyor. Aileler çocuklarına aldıkları notlara göre beğenilerini sunarlarsa bu çocuğun psikolojisini olumsuz yönde etkiler. Derslerinde oldukça başarılı olmasına rağmen içine dönük, kimseyle irtibat kurmayan bir hayat yaşıyorsa aile onun öğrenimiyle fazlasıyla ilgilenmek yerine yaşadığı ruhsal durumla alakadar olmalıdır. Ayrıca çöcuğun sadece aldığı iyi notlarla takdir edilmesi onu değişik sosyal alanlardan uzaklaştırır ve okulda başarısız olduğu zamanlarda onu yoğun gerilime sokar. Aileler çocuklarına hayatta her zaman başarılı olunamayacağını, iyi giden bir durumun aniden kötü bir hal alabileceğini anlatmalıdırlar ki çocuklar bir yetişkin olduklarında karşılaştıkları güç durumlarla baş edebilsinler. Çocukların evde huzurlu bir ortam yaşamamaları, anne ve babanın tartışmaları, maddi sıkıntılar yaşanması da çocuğun okul hayatında gerekli motivasyonu yakalayamamasına yol açıyor. Okulda başarısız olan bir çocuğu hemen yargılamak yerine başarısızlığın kaynağının kim ve ne olduğu araştırılmalıdır. Çocukların kötü not almaları, okulda başarısız olmaları ebeveynler ve okul öğretmenlerinin işbirliği ile düzeltilmeye çalışılmalıdır. Ebeveynler evde çocuklarının öğrenim eksikliklerini gidermeye çalışırken, okulda öğretmenlerde bu çocukların öğreniminde daha özen göstermelidirler. Ailelerin yaptığı hatalardan biride iki ya da daha fazla çocuk sahibi olduklarında bu çocuklardan biri oldukça başarılı ise diğerinden -diğerlerinden- de aynı başarıyı beklerler. Oysa ki her insanın öğrenim hızı, yoğunluğu aynı değildir. Çocuğunuzun öğrenim düzeyini öğrendikten sonra bunu öğretmenine de aktarmalısınız ve çalışmalarınızı nu yolda yapmalısınız. Her çocuk ders çalışmak için tam olarak konsantre olamaz. Ebeveynler çocuklarının bu konuda zorluk çekip çekmediklerine dikkat etmelidirler. Böyle bir sorun varsa bu konuda eğitim görevlilerinde yardım alabilirler. Ebeveynlerin çocuklarının eğitimine özel ilgi göstermeleri ve bunu abartmaları halinde çocuklar okulda da öğretmenlerinden aynı ilgiyi ve özeni beklerler. Ülkemizde bazı okullarda sınıfların oldukça kalabalık olmaları öğretmenlerin çocuklarla tek tek ilgilenmelerini engellemektedir. Çocuklardan sürekli en iyi olanı beklemek ve onlara bu düşüncenizi yansıtmak çocukların iç dünyalarında huzursuz olmalarını neden olur. çocuğunuzun kendine olan güveninin artmasına yardımcı olun. Çocuğunuza eğitiminde ve öğreniminde yardımcı olmak istiyorsanız ona yeterli zamanı ayırmanız gerektiğini unutmayın. | |
|
| | #2 |
| üyelik iptal edildi
Mesajlar: n/a | Aile İçi Geçimsizlik ve Çocuk Her ailede zaman zaman yaşanan veya yaşanma ihtimali olan, eşlerin arasındaki anlaşmazlık özellikle küçük yaşlardaki çocukları etkiler. Hele ki tanık olduğu ilk tartışma çocuk için sarsıcı olabilir. Dalgınlık ve gece korkuları şikayetiyle Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu'na götürülen 8 yaşında bir kız çocuğu, bunun iyi bir örneklerinden biri. Şikayetleriyle getirilen kız çocuğunun ailesiyle yapılan görüşmelerde; bir gece yarısı kızın, büyük bir gürültüyle uyanıp, anne ve babasının kavgasına tanık olduğu ortaya çıktı.Önce korkup ağlamış; sonra, yatırılmış ve uykuya dalmış. Tartışma bir daha yinelenmemiş. Ancak küçük kız, ilk kez tanık olduğu bu olaydan sonra, anne ve babasının her an ayrılabilecekleri korkusuyla yaşamaya başlamış, uykuya dalmaz olmuş. Her gece, 'korkuyorum' diye, anneyle yatmakta direnmiş. Kuşkusuz bu bilinçsiz davranışıyla, anne ve babanın kavga etmesini önlemek amacını güdüyordu. Bir süre önce, çok sevdiği bir arkadaşının anne ve babasının da ayrılmış olmaları, küçük kızın korkularını artırıyordu. Gerçekten eşler arasında süregiden kavgalarda, çocukların dışa vuramadıkları en önemli duyguları, anne babanın ayrılmasıyla, kendilerinin ortada kalacağı korkusudur. Ayrıca, kavgalara kendilerinin neden olduğu duygusuna kapılırlar. Aile kavgalarının önemli bir bölümünün, çocuklar yüzünden çıktığı, sonra da anne babanın kişisel kavgasına dönüştüğü düşünülürse çocuklardaki bu suçluluk duygusu daha kolay anlaşılır. Kimi evde çocuklar, anne baba kavgasının içine bile sokulurlar; yan tutmaya zorlanırlar. Haksızlığa uğradığına inanan bir anne, kızından ya da oğlundan yardım umar. Babaya karşı kendine ortak ve destek arar, hatta daha ileri giderek; kavgalarında, çocuklarından hakem rolü oynamasını bekler. Bu ise çocuğu, bir yanı kayırıp öbür yanı gücendirmek gibi bir çıkmaza iter. Her kavgasının sonunda, azarlanan ve “Uslu dursaydınız, babanız kızmaz, öfkesini benden çıkarmazdı” sözlerini işiten çocuklarda; eziklik, kırgınlık ve kendilerinin kötü olduğu duygusu yerleşir. Sanıldığının tersine bu duruma düşürülen çocuklardan çoğu sinip bir köşeye çekilmezler. Tedirginliğin ve suçlamaların sonucu olarak, daha yaramaz ve hırçın olurlar. Ne ölçüde sevildiklerini anlamak istercesine, anababanın katlanışını (sabrını) sınayacak davranışlarda bulunurlar. Çocuklar eşler arasındaki kavgaya katmanın başka tehlikeli bir yönü de, çocukların bilerek ya da bilmeyerek durumdan yararlanma yolunu seçmeleridir. Babayı anneye, anneyi de babaya karşı kullanarak istediklerini yaptırırlar. Ya da onları karşı karşıya getirerek geçimsizliğin bir kısır döngü içinde sürüp gitmesine neden olurlar. Çocuk; öfkeyi de, sevgi ve hoşgörüyü de evde görerek, yaşayarak öğrenir. Sevgi, acıma, anlayışlı olma gibi duygular, öğütlerle aşılanabilir nitelikler değildir. Ancak, annebaba örnek alınarak, yavaş yavaş geliştirilir. Çocuğun, çevresinde hep tatlı dil, güler yüz görmesi gerekir diye bir kural yoktur. İnsanca duygular olan kızgınlık, öfke gibi olumsuz duyguları da tanımalıdır. Ancak, çocuk bu olumsuz duyguların nasıl dizginlendiğini, nasıl uygarca dışa vurulduğunu da evinde öğrenir. Saldırganlığını sınırlamayan bir baba ya da öfke saçan bir anne, çocuğuna ölçülü olmayı öğretemez. Bu bakımdan, sanıldığının tersine, aile içi tartışmalarının, çocuklardan gizli yapılması önemli değildir. Çünkü bir ev içinde, çocuklardan pek az şey gizlenebilir. Çocuklar için örseleyici olan, tartışılan şu ya da bu konu değil, anababa ilişkisinin bozulmasıdır. Ancak, özel konuların, ortalıkta tartışılması da elbet sakıncalıdır. Çığrından çıkmayan, uzlaşmayla biten tartışmalar, çocuklar için öğretici ve yararlıdır. Olumsuz duyguların açıklanmasıyla ilişkinin bozulmadığını sevginin azalmadığını gören çocuğa güven gelir. Aşağılaycı suçlamalar ve dayakla birlikte sık yinelenen karı koca kavgaları çocukları örseler. Her tartışmanın kavgaya dönüştüğü, ayrılmalar ve evden gitmelerle sonlandığı ailelerde, çocukların ruhsal sağlıkları, uzun süre yerinde kalamaz. Kocanın, başka kadınlarla sürüp giden ilişkisi, aile gelirini tüketecek kadar ileri giden kumar, babanın sağlığını bozan içki, evde dirlik düzenlik komaz. Bu ortamda, çocuklar şaşkın, tedirgin ve çaresiz kalırlar. İçleri, kızgınlık, düşmanlık duyguları ve kötümserlikle dolar. Geçici ve kalıcı ruhsal sorunlar geliştirirler. Okul başarıları düşer. Erkek çocukların davranışları bozulur. Kız çocukları ise korkak, kuruntulu ve kaygılı olur. Evlilikten korkarark büyürler. Ya anne baba arasında kalır ya da birine sığınmak isterler. Yan tutmaya zorlandıkça bocalar, suçluluk duygusuna kapılırlar. Tutunacak dal kalmadığını gördükçe, güven duyguları sarsılır ve annebabanın sevgisinden kuşku duymaya başlarlar. |
|
| | #3 |
| üyelik iptal edildi
Mesajlar: n/a | Ailenin Dağılması ve Çocuk Aile, çocuğun gerek kişiliğinin gelişimi, gerekse ruh ve beden sağlığı açısından büyük bir önem taşır. Çocuğun sağlıklı aile ilişkilerinden mahrum kalması, onun duygusal gelişimini etkilediği gibi, bedensel ve zihinsel gelişimine de olumsuz etkide bulunur. Anne ya da babadan birinin kaybı ve ayrılıkları demek olan dağılmış aile ortamı, bebeklik döneminde gerçekleşirse, anne–çocuk arasındaki duygusal ilişkileri azalttığından, bebeğin duygusal besiyi yeterince alamaması, onun büyüme ve gelişimini geciktirip, engelleyebilir. Bunun yanı sıra, dağılmış aile şartları çocuğun oturmak, ayakta durmak gibi motor gelişimiyle dil gelişimini geciktirebilir ve bazı konuşma bozuklukları görülebilir. Ayrıca, zihinsel gelişim gecikir. Dikkatin bir konuya toplanması konusunda uğranılan güçlük, çocuğun öğrenmesini ve akıl yürütmesini etkiler. Diğer insanlarla başarılı ilişkiler kuramaması sonucu, sosyal gelişmede gecikme ve olumsuz davranışlar görülebilir. Bunun sonucu meydana gelen sosyal tepkiler, bireyin kişiliğini etkiler ve içe dönük, bencil bir kişilik oluşturur. Ilk üç yıl içinde anne ile olan ilişkilerin çeşitli sebeplerle engellenmesi, çocuğun kişiliğinde karakteristik bir yapının oluşumuna sebep olur. Bu durumda çocukların çoğunun duygusal açıdan kendi içlerine çekildikleri ve kendi dünyalarında yaşamlarını sürdürmeye yeğledikleri dikkati çeker. Diğer çocuk ve erişkinlerle ilgili olarak, sevgi bağlarını geliştirememeleri sonucu toplumsal ilişkilerin de giderek zayıfladığı görülür Ülkemizde gerçekleştirdiğimiz çalışma sonunda, hükümlü gençlerimiizn %22’sinin parçalanmış veya eksik aileden geldikleri görülmüştür. Anne ve babasının ayrılması sonucu kekeme olan, altını ıslatan sınıf içinde uyumsuz ve başarısız olan çocuk örneklerimiz ne yazık ki çok sayıdadır. Anne ve babanın ikinci evliliklerini yapmaları sonucu, çoğunlukla büyükanne ve büyükbabaların yanında büyümek zorunda kalan bu çocuklarda çeşitli uyum ve davranış bozukluklarına rastlanmaktadır. Babasının ikinci evliliğini yapmasına rağmen, hala bu gerçeği kabullenmeyip, kendi annesiyle yeniden evleneceğini hayal eden ya da annesinin başkasıyla evlenmesini kesinlikle kabul etmeyen çocuklar, bu huzursuzlukları açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ülkemizde son yılarda giderek artış gösteren boşanma durumunda anne ve baba, çocuğu bilerek ya da bilmeyerek kendi çekişmelerinin ortasına atmaktadırlar. Çoğu kez onu yan tutmaya, kimi zamanda arabuluculuk yapmaya zorlarlar. Bazen eşlerden biri yanlış olduğunu bile bile ötekini kötüleyerek, kendini haklı çıkarmaya, çocuğu kazanmaya çalışır. Kimi zaman anneler, çocuklarını babaya göstermeyerek öç almaya çalışırlar. Bundan, çocuğun etkileneceğini düşünmezler. Bazı durumlarda da baba, eşinin yanı sıra çocuklarıyla da bağıntıyı keserek, onları uzun süre ya da hiç bir zaman görmek istemez. Ebeveyn arasındaki rekabet, zamanla çocuğu sevme yarışına dönüşür ve ayrı eşler, çocuğu şımartma derecesinde hoş tutarak daha iyi anne ya da baba olduklarını kanıtlamaya çalışırlar. Işte bütün bu çekişme ve gerilim ortamında zaman zaman anne ve babasını çatışmasına hakem olmak zorunda bırakılan çocukta tedirginlik başlar. Önceleri kimsenin kendisini sevmediği ve düşünmediği duygusun kapılır. Ardından anne ve babanın onu sevmedikleri için ayrılmaya kalktıklarını düşünür ve kendini suçlamaya başlar. Annesini ilgisini çekmek için yaramazlık, aşırı hareketlilik ya da aslı olmayan bedensel şikayetler görülmeye başlar. Anne babadan ayrı yaşamanın ayıp bir olay olduğu düşüncesiyle ya arkadaşlarından saklar ya da yalan söyleyerek anne ve babasıyla sürekli birlikte olduğunu anlatmaya çalışır. Dağılmış aile ortamında çocuk, ancak resimlerinde kendi iç dünyasını mükemmel bir şekilde ortaya koyar. Aile resmi yaparken çocuğuna sarılmış anne ve babayı resmeder. |
|
| | #4 |
| üyelik iptal edildi
Mesajlar: n/a | Anne ya da Babasını Kaybeden Çocuk Öksüz ya da yetim çocuğun davranışları, ölen ebeveynin cinsiyeti, diğer ebeveynin yeniden evlenip evlenmemesi ve başka kardeşlerin varlığına bağlı değişiklikler gösterir. Çocuğun öksüz ya da yetim kaldığı yaş, tepkilerde farklılıklara neden olur. Yaş dilimlerine göre tepkileri şöyle belirlenebilir: 7 yaş öncesinde sonuç pek ağır değildir. Çocuk çok küçüktür, ebeveynin yerine gelecek birini kabul edebilir. Eğer bu eksiklik, çocuğu uzun süreli duygusal boşluğa götürürse durum kötüleşir. 7–10 yaş arasında olay daha zor karşılanır. Çocuğun mutsuzluğu açıkça görülür. Olaya karşı çıkmak ister. Bunun sonucu olarak da gerçekten kaçma, hayallere sığınma belirtileri ortaya çıkabilir. 10 yaş sonrasında tepkiler yetişkinlerinkine benzer niteliktedir. Ebeveyninden biri ölmüş, çocuklar üzerinde yapılan bir araştırma sonuçları, problemin duygusal ve zihinsel olmak üzere iki yönlü olduğunu ortaya koymuştur. Çocuğun, yaşamında önemli yer tutan sevgi objesini yitirmesi, duygusal şoka yol açar. Bunu daha karmaşık hale getiren, çocuğun ölümün niteliğini anlayamamasıdır. Soyutlama yeteneği henüz gelişmemiştir. Iki önemli kavram olan sebep-sonuç ona yabancıdır. Bu nedenle, çocuğa açıklama yapılırken, yanlış izlenimler oluşturulabilir. Ölenlerin yok olmadığı başka bir dünyaya gittiği şeklindeki açıklamalar, çocuğa ebeveynin geri döneceği inancını verebilir. Herkesin öleceği, buna bir şeyin (hastalık,kaza vb.) sebep olacağı açıklamaları, çocukta ölüm korkusu meydana getirebilir. Ebeveynin ölüm nedenini düşünen çocuğun aklına, hataları, saldırgan davranışları gelebilir. Sonuçta, onda suçluluk duyguları oluşabilir. Çocuğun duygusal tepkileri, gelişim düzeyine, ölen ebeveyn ile olan ilişkilerine, ölüm koşullarına ve ailenin tepkisine bağlı olarak farklılık gösterir. Çocuk iki şekilde tepki gösterebilir: Terk edilmiş olma duygusu, suçluluk duygusu. Terk edilmiş olma duygusu, çocukta uyumsuzluk, yalnızlık, boşluk duyguları oluşturur. Çocuk, kendisinin ve diğer aile üyelerinin ölüp ölmeyeceğini sorar. Bırakılmışlık düşüncesi, ölen ebeveyn ile birleşme hayallerini geliştirebilir. Bu birleşme isteği ölümün bir sonuç olarak görülmesini engeller. Küçük çocuklar, ölen anne ya da babalarıyla gökte birleşeceklerini düşünürler. Gizli suçluluk duyguları, çok güç dışa vurulur. Çocukta sürekli cezalandırılacağına dair endişe vardır. Bu durum, gece korkusu ve kabuslara sebep olabilir. Bu konuda yapılan araştırma ve bulgulara göre, vakaların %13’ünde aşırı ağlama, %35’inde üzgün ve mutsuz görünme, diğerlerinde gülme, taşkınlık, gerileme davranışlarıyla, aşırı yemek yeme, dışkı kaçırma ve mastürbasyon saptanmıştır. Ölen ebeveynin cinsiyetine göre, çocuğun tepkileri değişebilir. Çocukla aynı cinsiyetteki ebeveynin öldüğü vakalarda, suçluluk duygusu hala belirgindir. Depresif belirtiler veya savunma amaçlı davranış bozuklukları görülebilir. Ölen karşıt cinsiyettki ebeveyn ise, ölenin idealizasyonu söz konusudur. Çevre tarafından ebeveynin kötülenmesi halinde, çocuk öfkelenir. Bu durum, çocuğa ebeveynin hep kendine ait kalmasını sağlar. Aynı cinsiyetteki ebeveynin ölmesi ile cinsel özdeşim sorunları ortaya çıkabilir. Ebeveynin yeniden evlenmesi önemli bir problemdir. Kız çöocuklarının üvey anneyi kabullenmemesi, onun, babasının sevgisini elde etmesini, annenin yerini almasını hoşgörmesi çok güçtür. Üvey baba daha kolay kabul edilir, çünkü anne sevgisi ile durumu düzeltmeye çalışır. Yinede erkek çocukların karşı çıkışları olabilir. |
|
| | #5 |
| üyelik iptal edildi
Mesajlar: n/a | Çocuğa Ölümü Anlatmak 2-3 yaş çocuğu ölümü uzun bir uyku olarak kabul edip, ölenlerin yerden uyanacağını düşünürken, 4-5 yaşından itibaren ölüm gerçeğini kabullenme başlar. Bu durumda da terk edilme duygusu sebebiyle, ya ölen ya da kalan ebeveyn suçlanır ve yalnız kalma korkusu olaşabilir. Ölüm, çocukla iletişim kurulabilen andan itibaren saklanmamalı, gerçek ona anlatılmalıdır. Bu açıklama kuşkusuz yaşa göre farklılaşır. 4-5 yaş çocuğuna, hayvanların ve bitkilerin doğup, büyüyüp, yaşlanıp yok olduklarından yola çıkarak açıklama getirilebilir. İlkbaharda yeşeren yaprağın sonbaharda sararıp düşmesi gibi her insanın da yaşlandığında ölebileceği anlatılmalıdır. Ölüm sebebiyle aşırı koruyucu bir yaklaşım yerine, eski ilişkiler aynı çizgide sürdürülmeli, çocuğun boş zaman faaliyetleri artırılmalı, kaybolan ebeveyn modelinin yerini bir süre için teyze, amca gibi yakın bir akraba üstlenmelidir. |
|
![]() |
| Bookmarks |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Çocuk Eğitimi mi Anne-Baba Eğitimi mi? | lolipop01 | Çocuk Sağlığı ve Eğitimi | 1 | 08-13-2008 15:56 |
| anne ve baba smsleri:) | kelebek13 | Komik Yazılar | 4 | 05-21-2008 13:47 |
| Baba İle Çocuk Yer Değiştirince-Baba İle Çocuk Yer Değşitirirse-Komik Resim | zuzuu | Komik Resimler | 0 | 05-14-2008 08:48 |
| Başarili Anne-baba çocuk Ilişkisi | yaremce | Anne ve Bebek | 0 | 03-02-2008 06:51 |
| Anne, Baba, çocuk, Isim, Yetim, Dul... (hadis) | Ebru | Dualar, Ayetler, Hadisler | 0 | 06-14-2007 23:54 |
Forumumuzda yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir,sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız İletisimden bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede
gereken yapılacaktır.
Report Abuse, Harassment, Scamming, Hacking, Warez, Crack, Divx, Mp3 or any Illegal Activity to
Contact- İletişim Gizlilik Bildirimi Forum Kurallarımız