Konu: Ekonomi
Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 11-21-2006, 16:04   #5
sonaskim
Onursal Üye
 
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.246 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621
sonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim ben
Tanımlı


Administrative expenses: İşletme giderleri, (işi.). Bir işletmenin yönetim giderleri.
Administrative Law: İdare Hukuku. Kamu kurumlarının görev ve yetkilerini inceleyen bir Hukuk dalı.
Administrative learning: Yönetimde öğrenme aşaması. Şirkette sosyal sorumlulukların gelişmesinde bir aşama; bu aşama sırasında yönetici ve denetleyicilere sosyal problem ve baskıları çözebilmek amacıyla gerekli yeni bilgiler öğretilir.
Administrative tribunal: İdare Mahkemesi. Kamu kuruluşlarının karar ve eylemlerine karşı açılan davalara bakan mahkeme.
Administrator: Yönetici, vekil, vasi, mirası yöneten.
Admissable: Kabul edilebilir, uygun.
Adnıission: Kabul, giriş, işe kabul olunma, giriş ücreti.
Adopt a resolution: Karar ya da yasa çıkartma.
Adoptation process: Uyum süreci, (paz.). Yeni bir ürünün öğrenilmesi ve satın alınmasında bireyin geçirdiği zihinsel ve davranışsal süreç. Uyum süreci beş aşamadan oluşur: Bilgi, ikna, karar, uygulama ve onay.
Adulteration: Tağşiş. Dürüstlük ilkelerine aykırı olarak bir malın içine konulan değersiz başka bir madde ile tüketiciyi aldatma.
Advance against bili: Senet karşılığı avans.
Advance against consignmenet: Mal (emtia) karşılığı avans.
Advance against documents: Vesaik (belgeler) karşılığı avans.
Advance bili: Peşin çekilen poliçe, malı alıcıya göndermeden önce çekilen poliçe.
Advance on wages: Önceden ödenen ücret.
Advance payment: Avans olarak ödeme, ön ödeme.
Advance premium: Ücretine mahsuben ödenen avans, (işi.).
Advance tax: Peşin vergi, geçici vergi.
Advance wages: Önceden ödenen ücret, avans olarak verilen ücret, (işi.).
Advance: Avans. Tahakkuktan önce ya­pılan ödeme, ön ödeme.
Advanced capitalisnı: "İleri" kapitalizm, (kalk.). Özel mülkiyete dayalı, fakat kamu sektörünün temel rol oynadığı bir ekonomik sistem. Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Japonya ve Avustralya gibi çoğu gelişmiş piyasa ekonomileri ileri kapitalizme örnektir.
Advanced technology: İleri teknoloji, bkz : technological change.
Advantage: Avantaj, yarar, çıkar, üstünlük.
Adverse daim: Karşıt iddia, (huk.).
Adverse possession: Yasal nedene dayanmayan fiili zilyetlik, fiili işgal.
Adverse selection: Ters seçim. Fiyat politikasının yalnızca en az tercih edilen müşterilerin işlem yapmasına yol açması durumu; örneğin, sigorta primlerindeki artış sonucu yalnızca en yüksek risklere karşı sigorta yaptırılması gibi.
Advertisement allowance: Reklâm indi­rimi. İmalatçının, ürününün reklâmını yapmak veya onu sürekli sergilemek üzere perakendeciye yaptığı ödeme veya nakit ıskontosu.
Advertising agency: Reklâm ajansı. İletişim ve pazarlama alanlarında uzmanlaşan ve bu hizmetleri müşterilerine sunan işletme.
Advertising campaign: Reklâm kampanyası. Bir mal veya marka için gerçekleştirilen reklam programı; uyum, ana tema ve özel amaçları içerir.
Advertising costs: Reklâm masrafları. Reklâm araçlarına ödenen toplam giderler veya okuyucu ya da izleyici başına masraf biçiminde ölçülür. Maliyetler genellikle izleyici durumundaki her bin kişi temeline göre ifade edilir. Ancak gazete reklâmlarında kural dışı olarak milyon başına maliyet ölçüsü kullanılır.
Advertising dcpartment: Reklâm bölümü, reklâm servisi. Reklâmcının bağlı olduğu işletmenin örgüt yapısında bir birim, tasarlayın ve teknik personeli içerebilir ve başında bir yönetici bulunur.
Advertising media: Reklâm araçları. Reklâmın yapılmasında aracılığından yararlanılan iletişim araçları (gazeteler, radyo, televizyon ve bilgisayar ağları gibi).
Advertising research: Reklâm araştırması, yapılması düşünülen reklâmların etki ve sonuçlarının araştırılması, sonuçlarının değerlendirilmesi.
Advertising theme: Reklâm teması. Reklâm kampanyasının genel olarak uyandırmayı amaçladığı ilgi. Tema bir mal, hizmet, tüketici veya benzeri bir konuya yönelik olabilir.
Advertising: Satıcının mal veya hizmetlerini olası müşterilerine tanıtmak için basın yayın araçlarıyla yaptırdığı paralı tanıtma faaliyeti.
Advice letter: İhbar mektubu.
Advice of acceptance: Kabul ihbarı.
Advice of payment: Ödeme ihbarı.
Advice: İhbarname, uyarı.
Advising bank: Haber veren (ihbarcı) banka, dış ticaret işlemlerinde, akreditifi açan bankanın (akreditif amiri) ihracatçının ülkesindeki muhabiri; bu banka ihracatçıyı akreditifin açıldığından haberdar eder, ancak akreditifle ilgili bir sorumluluk üstlenmez.
Advisor (adviser): Danışman, müşavir.
Advisory arbitration: İsteğe bağlı (istişari) hakemlik. Örneğin grevlerin yasak olduğu kamu sektörü gibi kesimlerde uygulanan isteğe bağlı hakemlik yöntemi, gerçeklen ortaya koymada bir forum görevi yapabilir. Tarafları dinledikten sonra, hakem bağlayıcı olmayan çözümünü bildirir.
Advisory committee: Danışma komitesi.
Advocacy advertising: Savunucu reklâm. Kamu oyunda tartışmalı bir konu hakkında bilgi sunmak veya belirli bir görüşü açıklamak üzere verilen reklâm.
Advocacy: Avukatlık, yasal savunma.
Advocate: Avukat.
ADB: Afrika Kalkınma Bankası, (African Development Bank).
Affective component: Duygusal etken. Davranışı açıklayan önemli etkenlerden birisi; bir kimsenin bir eşya veya olaya karşı duygularıyla ilgilenir.
Affidavit: Noter veya benzeri resmi ma­kamlar önünde verilen yazılı ve yeminli beyan.
Affiliate: Dışarıdaki çok uluslu şirketle ilişkili yerel işletme. İçinde faaliyet gösterdiği ülkenin yasalarına göre ku­rulan, kısmen yabancı ülkedeki çok uluslu şirketin mülkiyetinde olan, fakat mutlaka onun denetimi altında bulunması gerekmeyen bir işletme türü.
Affîliated conıpany: Bağlı şirket, (işi., huk.).
Affiliated-institution risk: Bağlı kuruluş-ana kuruluş riski. Bir mevduat bankası­nın kendine bağlı mali kuruluşun sermayesini teminat olarak gösterip borç araçları çıkartması durumunda yüklendiği risk; böylece mevduat bankası kendi sermayesini artırmadan büyümüş olmaktadır.
Affiliation motive: İlişkilendirme dürtüsü. İnsanları sosyal bir temele yerleştirme arzu ve isteği.
Affirmative action: Onaylayıcı eylem, (işi.). Bir kurum veya işletmenin, azınlık, kadın veya diğer grup üyelerinin çalışanlar içinde düşük olan temsil oranlarını artırmak üzere özel istihdam hedefleri belirlemesi ve bunları karşılamak için bir takvim belirlemesi.
Affluent: Zengin, bol.
Affreighter: Donatan, deniz yoluyla mal taşımasında taraf,(huk.).
Affreightment: Deniz taşımacılığı sözleşmesi, navlun sözleşmesi, (huk.).
AFL-CIO: Amerikan Emek Federasyonu ve Sanayi Kuruluşları Kongresi (The American Federation of Labor and Congress of Industrial Organizations). ABD'nin en büyük bağımsız işçi sendikalarından birisi.
After hours dealings: Borsa kapanışın­dan sonra yapılan işlemler.
After hours: Çalışma saatleri dışında.
After sight bili: Vadeli, görüldükten bellibir süre sonra ödenecek olan poliçe.
After-sale services: Satış sonrası hizmet­leri, (paz.). Satıştan sonra alıcıya sağlanan kurma, bakım, onarım, yedek parça gibi hizmetler.
After-tax income: Vergi sonrası gelir; gelirden vergi düşüldükten sonra kalan miktar.
Age structure: Yaş grupları yapısı; ülke nüfusunun yaş gruplarına göre bileşimi; örneğin tipik olarak bir az gelişmiş ülke nüfusunun büyük bir bölümü 15 yaşın altında, çok ufak bir bölümü de 45 yaşın üzerinde bulunur.
Age-earnings cycle: Yaşam boyu ka­zançları döngüsü. Kişinin yaşam süre­sinde elde ettiği kazançlarda görülen normal değişme eğilimleri. Hipoteze göre kişi genç yaşlardaki düşük gelir düzeylerinden başlar, gelirleri giderek artar, 45–50 yaş dolaylarında tepe noktasına ulaşır, sonra da düşüşe geçer ve emeklilik çağında sıfıra iner.
Age-earnings profile: Yaşam boyu kazanç grafiği, bkz: age-earnings cycle.
Agency costs: Vekille yönetme maliyeti, (işi.). Eğer sahipleri tarafından yönetilmiş olsaydı işletmenin maddi değeri ile onların vekilleri durumundaki yöneticiler eliyle yönetildiğindeki (daha düşük olduğu varsayılarak) maddi değeri arasında bulunan fark.
Agency for International Development (AID): Uluslararası Kalkınma Ajansı, ABD'nin dış yardım programlarıyla ilgilenen kuruluş.
Agency shop: Temsilci bürosu, (çalış ekon.). ABD'ye özgü bir tür işçi sendikası güvenlik sistemi. Buna göre, sendika üyesi olmayan işçiler sendikaya bir aidat ödeyerek çalışmanın bir gereği olan sendikal haklardan yararlanırlar.
Agency theory: Vekâlet teorisi. İşletme­lerde asıl (principal) ile vekil arasında­ki, başka bir deyişle pay sahipleri ile onları temsil eden yöneticiler arasındaki ilişkileri inceleyen teori.
Agency: Temsil yetkisi, vekillik, acentelik, belirli görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş devlet dairesi, şube veya makam.
Agent bank: Temsilci banka.
Agent middlenıan: Komisyoncu aracı. Dağıtılan malların mülkiyetini hiçbir zaman üzerine almadan malın devrini sağlayan firma, komisyoncu.
Agent wholesaling middlenıan: Komisyoncu toptancı, toptancı aracı. Esas işi toptancılık olan, fakat dağıtılan malın mülkiyetini üzerine almadan, diğer firmalar adına satış veya alış sözleşmeleri yapan bağımsız bir firma.
Agent: (1)Acente, simsar, komisyoncu, (paz.). Malın mülkiyetini kendi üzerine almadan başkasının malını satan toptancı tüccar, elde ettiği gelir kâr değil komisyon veya ücrettir. 2. Vekil (huk.). Yasal olarak bir başkasını (asıl) üçüncü taraflara karşı temsil etme yetkisine sahip olan kişi.(3) Bir yörede kredi vermek üzere banka tarafından kurulan temsilcilik bürosu, mevduat kabul etmez ve teminat işlemleri yapmazlar.
Agents of produetion: Üretim araçları, emek, sermaye, doğal kaynaklar ve girişim gibi üretim faktörleri.
Aggregate demand (AD) curve: Toplam talep eğrisi, (makro ekon.). Halkın satın almayı arzu ettiği mal ve hizmet miktarlarıyla fiyatlar genel düzeyi arasındaki ilişkiyi gösteren eğri. Her talep eğrisinde olduğu gibi, toplam talep eğrisinin arkasında da önemli değişkenler yatar; örneğin, kamu harcamaları, ihracat ve para arzı, gibi.
Aggregate demand externality: Toplam talep dışsallığı. Bir firmanın fiyat ayarlamasının tüm diğer firmaların ürünlerinin talebine yaptığı makro ekonomik etki.
Aggregate demand: Toplam talep, (makro ekon.). Belirli bir dönemde ekonomide planlanan veya arzulanan harcamaların genel büyüklüğü. Fiyatlar genel düzeyi tarafından belirlenir ve yurtiçi yatırımlar, net ihracat, hükümet harcamaları ve para arzının etkisi altındadır.
Aggregate depreciation: Toplam amortisman. Tüm ekonomideki sermaye mallarının toplam aşınma veya eskime tutarı.
Aggregate inventory: Toplam envanter­ler. Bir ekonomideki tüm firma ve en­düstrileri kapsayacak biçimde envanterlerin toplam değeri.
Aggregate investment: Genellikle firmaların üretim tesisi ve donatım yatırımı ile mal stokları ve ev halkının yeni ev inşaatlarının toplamlarına verilen isim.
sonaskim Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla