Konu: Ekonomi
Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 11-21-2006, 16:03   #4
sonaskim
Onursal Üye
 
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.247 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621
sonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim bensonaskim efsaneyim ben
Tanımlı


Acid rain: Asit yağmuru. Yağan yağmu­run nitrojen oksit ve sülfür dioksitin at­mosferdeki su buharı ile birleşmesinden oluşan sulandırılmış nitrik asit ve sülfü­rik asit bileşimlerini içermesi durumu.
Acid-test ratio: Asit test oranı. Firmanın likiditesini ölçmeye yarayan bir yön­temdir; işletmenin nakit, alacak hesapla­rı ve kısa zamanda likiditeye çevrilebilir menkullerinin toplam cari borçlarına oranlanması ile elde edilir; likidite oranı (liçuidity ratio) olarak da adlandırılır.
Acknovvledgement of debt: Borcu kabul etme.
Acknowledgement: Tanıma, kabul, onay, borç ikrarı, itiraf, (huk.).
Acquest: Müktesep mal, (huk.).
Acquired firm: Devralınan firma. Mal varlığı ve borçlarıyla bir diğeri tarafın­dan satın alınan firma.
Acquired right: Kazanılmış hak, mükte­sep hak, (huk.).
Acquired surplus: Devralınan kâr, bir işletme ile birleşen başka bir işletmenin getirdiği kâr, (muh.).
Acquired: Kazanılmış, müktesep.
Acquirer: Devralıcı (firma). Bir firmayı toplam mal varlığı ve borçlarıyla kendi­ne katan firma.
Acquis: Temel Avrupa Birliği yasalarını ifade eden bir terim, anlaşmalar ve bu­güne kadar olan topluluk hukuku bu kapsama girer. Bazen Avrupa Birliği'nin mal varlığı anlamında da kullanıldığı olur.
Acquisition cost: Devralma maliyeti, (muh.).
Acquisition: Edinme, kazanma; edinilen, kazanılan şey, bir şirketin diğerini dev­ralması.
Acquittance: Borcu ödeme, serbest bı­rakma, ibra belgesi.
Across-the-board: Genel, tümden, herke­se aynı uygulanan, ülke çapında.
Act of bankrupty: İflas işlemi.
Act of God: Zorlayıcı neden, mücbir se­bep, ortaya çıkması önceden kestirile­meyen olay, (huk.).
Act of parliament: Parlamento kararı, yasa.
Act of providence: Zorlayıcı neden, (huk.).
Act: İş, kanun, yasa, yasal eylem, olay.
Acting direetor: Müdür vekili, müdüre vekâlet eden.
Acting partner: Komandite ortak. Ko­mandit şirketlerin sınırsız ve müteselsil olarak sorumlu ortakları.
Action for evacuation: Tahliye davası. Bir taşınmaz malın haksız yere işgaline son vermek üzere açılan davalar.
Action for nullity: İptal davası. Bir fiil veya kararın geçersizliğini sağlamak üzere açılan dava.
Action for preemption: Şufa davası. Sa­tılmakta olan bir malın öncelikle satın alınması amacıyla açılan dava.
Action item list: Eylem kalemleri listesi (paz.). Pazarlama planlan hazırlanma­sında yardımcı bir araç; üç sütundan oluşur: (1) görev, (2) görevi tamamlama­dan sorumlu kişinin adı, ve (3) görevin bitirileceği tarih.
Action research: Eylem araştırması, (yön.). Sistem problemlerini dönemsel olarak belirleme süreci; şöyle ki veri toplama, düzeltici işlem yapma, ilerle meleri değerlendirme, sürekli uyum sağlama ve uygulamadan öğrenme gibi aşamaları içerir.
Action: İş, eylem, hareket.
Active balance: Aktif bakiye, hesap ala­cağı.
Active market: Çok hareketli piyasa.
Active monetary policy: Aktif para poli­tikası.
Active partner: Sınırsız sorumlu ortak, komandite ortak.
Active stock: Hareketli (çok alınıp satı­lan) hisse senedi.
Activist policy: Aktivist politika. Makro ekonomik koşullarda öngörülen değiş­melere tepki olarak belirlenen para veya maliye politikası.
Activity ratio: Faaliyet oranı. Firmanın kaynaklarını kullanmadaki etkinliğini ölçme oranı
Acts of state doctrine: Bağımsız devlet eylemleri doktrini. Bu doktrine göre, devlet ulusal sınırları içinde egemendir, dolayısıyla bir devletin yurt içi eylemle­ri başka bir devletin mahkemelerinde dava konusu edilemez.
Actual budget: Gerçekleşen bütçe, (kamu maliyesi). Belirli bir yılda kesinleşen kamu gelir ve harcama rakamları, dola­yısıyla ortaya çıkan bütçe açığı. Full employment budget (tam çalışma bütçe­si) kavramından farklı. Çünkü bu ikinci­si, eğer ekonomi tam çalışma düzeyine ulaşmış olsaydı, hükümet gelir ve har­camalarının, dolayısıyla bütçe açıkları­nın ne olacağının hesaplanmasını ifade eder.
Actual cost: Gerçek maliyet, edinme ma­liyeti, üretim maliyeti.
Actual defıcit: Gerçekleşen açık. Hükü­met bütçesinde belli bir yılın uygulama­sında ortaya çıkan açık veya fazla.
Actual investment: Gerçekleşen yatırım. İşletmelerin gerçekleşen miktarlar ola­rak yapmış oldukları yatırımın toplamı, planlanan yatırımlarla planlanmamış yatırımlara eşittir.
Actual labor force: Gerçek işgücü, (ça­lışma ekon.). Halen çalışsın veya çalış­masın, iş arayan insanların sayısı.
Actual price: Gerçekleşen fiyat.
Actual şelf: Gerçek kimlik. İnsanın ger­çekte kendini nasıl gördüğü, ideal kim­liğin (ideal şelf) tersi.
Actual subsidy payment: Gerçek süb­vansiyon ödemesi. Bir kimsenin, hükü­metin uyguladığı gelir destekleme prog­ramından aldığı sübvansiyon miktarı.
Actual: Gerçek, asıl, şimdiki, fiili.
Actuarial: Sigorta şirketlerinde aktüarya hesaplarıyla ilgili, bkz: actuary.
Actuary: Aktüer, (sig.). Sigorta poliçesi sahiplerinin, değişik özelliklerine (örne­ğin yaş, sigara alışkanlığı, yapılan iş, vs. gibi) göre zarar olasılıklarını hesaplayıp buna göre sigorta şirketinin kâr etmesi için gerekli primleri bulmakla görevli kişi.
Acyclical: Düzensiz hareket. Konjonktür dalgaları boyunca düzenli bir hareket göstermeme durumu.
Ad hoc arbitration: Kısa süreli hakemlik. İşçi işveren anlaşmazlıklarında hakem­liğe başvurulduğunda, her yeni durum için bir hakem seçilmesi.
Ad hoc comnıittee: Belirli bir amaç için kurulmuş, yalnız o amaçla sınırlı, geçici nitelikteki komite.
Ad valorem tariff: Ad valorem tarife. İt­hal edilen malın değerinin (cif veya fob değeri) belli bir yüzdesi biçiminde alı­nan gümrük vergisi.
Ad valorem tax: Mal üzerine konulan, malın değerinin belli bir yüzdesi şeklin­deki vergi. Gümrük vergileri veya satış vergileri bu esasa göre konulabilirler.
Ad.: Reklam, bkz: advertisement..
Adaptation process: Uyum süreci (paz.); Yeni bir ürünün öğrenilmesi ve satın alınmasında bireyin geçirdiği zihinsel ve davranışsal süreç; uyum süreci ikna, ka­rar, uygulama ve onay olmak üzere beş aşamadan oluşur.
Adaptation: Uyum. Fırsatlar ve tehlikeler dâhil çevresel koşullara tepki gösterme.
Adaptive expectations theory: Uyarla­nabilen bekleyişler teorisi. İktisatta dav­ranışlarla ilgili bir teori; buna göre hal­kın gelecekteki enflasyon oranına ait tahminleri, yakın geçmişte gerçekleşen enflasyon oranlarına dayalıdır.
ADB: Asya Kalkınma Bankası, (Asean Development Bank).
Added worker hypothesis: Ek işçi hipo­tezi. Artan işsizlik karşısında aileye ek­mek getirenler işlerini kaybettikçe, aile­nin gelirindeki düşmeyi önlemek üzere başka aile bireylerinin de emek piyasa­larına girmeye başlamaları görüşü.
Addionality: Kaynak eklenebilirliği, (çevre). Çevre korunması için az geliş­miş ülkelere sağlanacak mali kaynakla­rın sanayileşmiş ülkelerce bu ülkelere yapılan dış yardımları azaltmaması, bunlara ek bir nitelik taşıması ilkesi.
Additional markup: Ek artış oranı; bek­lenmedik talep ve maliyet artışı gibi ne­denlerle normal perakende fiyatların yükseltilmesinde kullanılır.
Adequate pay: Ecri misil, (huk.). Bir ma­lın kullanılmış olması dolayısıyla sağ­lanmış olan menfaatin parasal değerinin takdir edilmesi.
Adequate sample: Uygun örnek, ana kütleyi temsil etmek üzere yeterli ha­cim, nitelik ve genişlikte alınan örnek.
Adjourn: Ertelemek, başka güne bırak­mak, (huk.).
Adjudication in bankrupey: İflas kararı.
Adjudication: Mahkemenin hüküm ver­mesi, karar verme.
Adjunct account: Tamamlayıcı hesap.
Adjustable peğ system: Ayarlanabilir sa­bit kur sistemi (ulus. iktisat). Bir sabit kur sistemi. Bu sistemde ülkenin ulusal parası birbüyük yabancı ülkenin ulusal parasına bağlanır. Ulusal paranın belir­lenen sabit yabancı para kuruna parite adı verilir. İçinde bulunulan temel eko­nomik dengesizlikler dolayısıyla belir­lenen kuru daha fazla sürdürmek olanağı kalmayınca hükümet yabancı paranın kurunu yükseltir, bu olaya devalüasyon denir. Dış fazla veren ülkeler de resmi döviz kurunu düşürme kararı alır, yani revalüasyon yaparlar. İkinci Dünya Sa­vaşı sonrasından 1973'e kadar uygula­nan uluslararası para sistemi böyle bir ayarlanabilir sabit kur modeline dayanı­yordu.
Adjustable-rate loan: Değişken oranlı kredi. Faiz oranı piyasa faiz oranlarıyla yükseltilen veya düşürülen krediler. Pi­yasa faiz oranına göre uyum sağladıkları için bu tür krediler ödünç alıcı ve ödünç vericileri bu değişmeler karşısında zara­ra uğramaktan kurtarır.
Adjustable-rate mortgages (ARM): De­ğişken oranlı ipotek. Ödünç vericiye kredinin vadesi içinde faiz oranını de­ğiştirme yetkisi veren ipotek sözleşmesi.
Adjusted present value: Düzeltilmiş bu­günkü değer. Sermaye bütçelemesinde kullanılan bugünkü değer yaklaşımında işletmenin her bir nakit akımında ayar­lama yapılmasına dayanan farklı bir yöntem. Nakit akımlarındaki bu ayarla­ma bazı faiz ve masrafların indirilmesi­ne dayalı vergi avantajlarına ve projeye bağlı özel indirimli diğer finansman ay­rıcalıklarına göre yapılır. Sonra her grup nakit akımı, onunla ilgili uygun bir risk oranına göre iskonto edilir.
Adjustment assistance: Uyum yardımla­rı. Düşük fiyatlı yabancı mal ithalatın­dan zarara uğrayan yerli işçi ve endüst­rilere, başka alanlara kaymaları veya yeni mesleklere uyum sağlayabilmek üzere yeniden eğitilmelerini için o ülke hükümetleri tarafından sağlanan mali yardımlar.
Adjustment bond: Kâra katılmalı tahvil, sermayesini artıran veya azaltan bir iş­letmede eskilerinin yerine çıkartılan tahviller.
Adjustment in the balance of payments: Ödemeler bilânçosu denkleşme meka­nizması, ödemeler bilânçosundaki bir açık veya fazlanın giderilmesini sağlayan mekanizmalar.
Adjustment mechanism: Dış denkleşme mekanizmaları, bkz: adjustment in the balance of payments.
Adjustment policies: Dış denkleştirme politikaları, (ulus. ikt.). Ödemeler bilânçosundaki bir açığın (fazlanın) gideril­mesi için hükümetlerin izledikleri para, maliye ve kur politikaları.
Adjustment: Uyum, denkleşme, ödemeler bilânçosu açık ve fazlalıklarının gide­rilme süreci.
Administer: Yönetmek, idare etmek, yapmak, uygulamak.
Administered channel: Yönetimli kanal, (paz.). Dolaylı bir dağıtım kanalı dü­zenlemesi; şöyle ki dağıtım sürecinde egemen olan firma pazarlama programını planlar ve sorumlulukları belirler.
Administered prices: Yönetilen fiyatlar, narh. Esnek olmayan (inflexible) fiyatlar da denir. İlk kez Gardner C.Means tara­fından kullanılan bir kavram. Arz ve ta­lep güçlerine tepkide bulunacak biçimde hareketli olmayan fiyatlardır. Bunlar genellikle tam rekabetçi olmayan firmalar tarafından konulur ve haftalarca, hatta aylarca aynı düzeyde kalırlar. Hükümetlerin belirli zaruri tüketim mallan üzerine koydukları narhlar ve Sosyalist rejimlerde belirlenen fiyatlar da bu türdendir.
Administered vertical marketing system: Yönetimli dikey pazarlama sistemi. Kanal kontrolü, kanalda yer alan bir firmanın ekonomik gücü ile sağlan­dığı bir dağıtım sistemi.
Administrated pricing hypothesis: Be­lirli derecede tekelci güce sahip firmala­rın, fiyatları keyfi biçimde belirleyip ol­dukça uzun süreler bu düzeylerde sabit tuttuklarını öne süren görüş.
Administration: İdare, yönetim, hükü­met, idarecilik, uygulama.
Administrative board: Yönetim kurulu.
Adnıinistrative budget: İdari bütçe (kam. maliye.). Devlet giderlerinin devletin idari ve siyasi kurumlarına göre dağı­tılması esasına göre hazırlanan bütçe.
Administrative costs: Yönetim giderleri. Düzenleyici veya yönetici görevler ya­pan kamu kuruluşlarının faaliyetleri dolayısıyla yapılması gereken dolaysız masraflar, örneğin memur maaşları, araç-gereç ve benzeri giderler.
sonaskim Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla