| Onursal Üye
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.247 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621 |
Acid rain: Asit yağmuru. Yağan yağmurun nitrojen oksit ve sülfür dioksitin atmosferdeki su buharı ile birleşmesinden oluşan sulandırılmış nitrik asit ve sülfürik asit bileşimlerini içermesi durumu.
Acid-test ratio: Asit test oranı. Firmanın likiditesini ölçmeye yarayan bir yöntemdir; işletmenin nakit, alacak hesapları ve kısa zamanda likiditeye çevrilebilir menkullerinin toplam cari borçlarına oranlanması ile elde edilir; likidite oranı (liçuidity ratio) olarak da adlandırılır.
Acknovvledgement of debt: Borcu kabul etme.
Acknowledgement: Tanıma, kabul, onay, borç ikrarı, itiraf, (huk.).
Acquest: Müktesep mal, (huk.).
Acquired firm: Devralınan firma. Mal varlığı ve borçlarıyla bir diğeri tarafından satın alınan firma.
Acquired right: Kazanılmış hak, müktesep hak, (huk.).
Acquired surplus: Devralınan kâr, bir işletme ile birleşen başka bir işletmenin getirdiği kâr, (muh.).
Acquired: Kazanılmış, müktesep.
Acquirer: Devralıcı (firma). Bir firmayı toplam mal varlığı ve borçlarıyla kendine katan firma.
Acquis: Temel Avrupa Birliği yasalarını ifade eden bir terim, anlaşmalar ve bugüne kadar olan topluluk hukuku bu kapsama girer. Bazen Avrupa Birliği'nin mal varlığı anlamında da kullanıldığı olur.
Acquisition cost: Devralma maliyeti, (muh.).
Acquisition: Edinme, kazanma; edinilen, kazanılan şey, bir şirketin diğerini devralması.
Acquittance: Borcu ödeme, serbest bırakma, ibra belgesi.
Across-the-board: Genel, tümden, herkese aynı uygulanan, ülke çapında.
Act of bankrupty: İflas işlemi.
Act of God: Zorlayıcı neden, mücbir sebep, ortaya çıkması önceden kestirilemeyen olay, (huk.).
Act of parliament: Parlamento kararı, yasa.
Act of providence: Zorlayıcı neden, (huk.).
Act: İş, kanun, yasa, yasal eylem, olay.
Acting direetor: Müdür vekili, müdüre vekâlet eden.
Acting partner: Komandite ortak. Komandit şirketlerin sınırsız ve müteselsil olarak sorumlu ortakları.
Action for evacuation: Tahliye davası. Bir taşınmaz malın haksız yere işgaline son vermek üzere açılan davalar.
Action for nullity: İptal davası. Bir fiil veya kararın geçersizliğini sağlamak üzere açılan dava.
Action for preemption: Şufa davası. Satılmakta olan bir malın öncelikle satın alınması amacıyla açılan dava.
Action item list: Eylem kalemleri listesi (paz.). Pazarlama planlan hazırlanmasında yardımcı bir araç; üç sütundan oluşur: (1) görev, (2) görevi tamamlamadan sorumlu kişinin adı, ve (3) görevin bitirileceği tarih.
Action research: Eylem araştırması, (yön.). Sistem problemlerini dönemsel olarak belirleme süreci; şöyle ki veri toplama, düzeltici işlem yapma, ilerle meleri değerlendirme, sürekli uyum sağlama ve uygulamadan öğrenme gibi aşamaları içerir.
Action: İş, eylem, hareket.
Active balance: Aktif bakiye, hesap alacağı.
Active market: Çok hareketli piyasa.
Active monetary policy: Aktif para politikası.
Active partner: Sınırsız sorumlu ortak, komandite ortak.
Active stock: Hareketli (çok alınıp satılan) hisse senedi.
Activist policy: Aktivist politika. Makro ekonomik koşullarda öngörülen değişmelere tepki olarak belirlenen para veya maliye politikası.
Activity ratio: Faaliyet oranı. Firmanın kaynaklarını kullanmadaki etkinliğini ölçme oranı
Acts of state doctrine: Bağımsız devlet eylemleri doktrini. Bu doktrine göre, devlet ulusal sınırları içinde egemendir, dolayısıyla bir devletin yurt içi eylemleri başka bir devletin mahkemelerinde dava konusu edilemez.
Actual budget: Gerçekleşen bütçe, (kamu maliyesi). Belirli bir yılda kesinleşen kamu gelir ve harcama rakamları, dolayısıyla ortaya çıkan bütçe açığı. Full employment budget (tam çalışma bütçesi) kavramından farklı. Çünkü bu ikincisi, eğer ekonomi tam çalışma düzeyine ulaşmış olsaydı, hükümet gelir ve harcamalarının, dolayısıyla bütçe açıklarının ne olacağının hesaplanmasını ifade eder.
Actual cost: Gerçek maliyet, edinme maliyeti, üretim maliyeti.
Actual defıcit: Gerçekleşen açık. Hükümet bütçesinde belli bir yılın uygulamasında ortaya çıkan açık veya fazla.
Actual investment: Gerçekleşen yatırım. İşletmelerin gerçekleşen miktarlar olarak yapmış oldukları yatırımın toplamı, planlanan yatırımlarla planlanmamış yatırımlara eşittir.
Actual labor force: Gerçek işgücü, (çalışma ekon.). Halen çalışsın veya çalışmasın, iş arayan insanların sayısı.
Actual price: Gerçekleşen fiyat.
Actual şelf: Gerçek kimlik. İnsanın gerçekte kendini nasıl gördüğü, ideal kimliğin (ideal şelf) tersi.
Actual subsidy payment: Gerçek sübvansiyon ödemesi. Bir kimsenin, hükümetin uyguladığı gelir destekleme programından aldığı sübvansiyon miktarı.
Actual: Gerçek, asıl, şimdiki, fiili.
Actuarial: Sigorta şirketlerinde aktüarya hesaplarıyla ilgili, bkz: actuary.
Actuary: Aktüer, (sig.). Sigorta poliçesi sahiplerinin, değişik özelliklerine (örneğin yaş, sigara alışkanlığı, yapılan iş, vs. gibi) göre zarar olasılıklarını hesaplayıp buna göre sigorta şirketinin kâr etmesi için gerekli primleri bulmakla görevli kişi.
Acyclical: Düzensiz hareket. Konjonktür dalgaları boyunca düzenli bir hareket göstermeme durumu.
Ad hoc arbitration: Kısa süreli hakemlik. İşçi işveren anlaşmazlıklarında hakemliğe başvurulduğunda, her yeni durum için bir hakem seçilmesi.
Ad hoc comnıittee: Belirli bir amaç için kurulmuş, yalnız o amaçla sınırlı, geçici nitelikteki komite.
Ad valorem tariff: Ad valorem tarife. İthal edilen malın değerinin (cif veya fob değeri) belli bir yüzdesi biçiminde alınan gümrük vergisi.
Ad valorem tax: Mal üzerine konulan, malın değerinin belli bir yüzdesi şeklindeki vergi. Gümrük vergileri veya satış vergileri bu esasa göre konulabilirler.
Ad.: Reklam, bkz: advertisement..
Adaptation process: Uyum süreci (paz.); Yeni bir ürünün öğrenilmesi ve satın alınmasında bireyin geçirdiği zihinsel ve davranışsal süreç; uyum süreci ikna, karar, uygulama ve onay olmak üzere beş aşamadan oluşur.
Adaptation: Uyum. Fırsatlar ve tehlikeler dâhil çevresel koşullara tepki gösterme.
Adaptive expectations theory: Uyarlanabilen bekleyişler teorisi. İktisatta davranışlarla ilgili bir teori; buna göre halkın gelecekteki enflasyon oranına ait tahminleri, yakın geçmişte gerçekleşen enflasyon oranlarına dayalıdır.
ADB: Asya Kalkınma Bankası, (Asean Development Bank).
Added worker hypothesis: Ek işçi hipotezi. Artan işsizlik karşısında aileye ekmek getirenler işlerini kaybettikçe, ailenin gelirindeki düşmeyi önlemek üzere başka aile bireylerinin de emek piyasalarına girmeye başlamaları görüşü.
Addionality: Kaynak eklenebilirliği, (çevre). Çevre korunması için az gelişmiş ülkelere sağlanacak mali kaynakların sanayileşmiş ülkelerce bu ülkelere yapılan dış yardımları azaltmaması, bunlara ek bir nitelik taşıması ilkesi.
Additional markup: Ek artış oranı; beklenmedik talep ve maliyet artışı gibi nedenlerle normal perakende fiyatların yükseltilmesinde kullanılır.
Adequate pay: Ecri misil, (huk.). Bir malın kullanılmış olması dolayısıyla sağlanmış olan menfaatin parasal değerinin takdir edilmesi.
Adequate sample: Uygun örnek, ana kütleyi temsil etmek üzere yeterli hacim, nitelik ve genişlikte alınan örnek.
Adjourn: Ertelemek, başka güne bırakmak, (huk.).
Adjudication in bankrupey: İflas kararı.
Adjudication: Mahkemenin hüküm vermesi, karar verme.
Adjunct account: Tamamlayıcı hesap.
Adjustable peğ system: Ayarlanabilir sabit kur sistemi (ulus. iktisat). Bir sabit kur sistemi. Bu sistemde ülkenin ulusal parası birbüyük yabancı ülkenin ulusal parasına bağlanır. Ulusal paranın belirlenen sabit yabancı para kuruna parite adı verilir. İçinde bulunulan temel ekonomik dengesizlikler dolayısıyla belirlenen kuru daha fazla sürdürmek olanağı kalmayınca hükümet yabancı paranın kurunu yükseltir, bu olaya devalüasyon denir. Dış fazla veren ülkeler de resmi döviz kurunu düşürme kararı alır, yani revalüasyon yaparlar. İkinci Dünya Savaşı sonrasından 1973'e kadar uygulanan uluslararası para sistemi böyle bir ayarlanabilir sabit kur modeline dayanıyordu.
Adjustable-rate loan: Değişken oranlı kredi. Faiz oranı piyasa faiz oranlarıyla yükseltilen veya düşürülen krediler. Piyasa faiz oranına göre uyum sağladıkları için bu tür krediler ödünç alıcı ve ödünç vericileri bu değişmeler karşısında zarara uğramaktan kurtarır.
Adjustable-rate mortgages (ARM): Değişken oranlı ipotek. Ödünç vericiye kredinin vadesi içinde faiz oranını değiştirme yetkisi veren ipotek sözleşmesi.
Adjusted present value: Düzeltilmiş bugünkü değer. Sermaye bütçelemesinde kullanılan bugünkü değer yaklaşımında işletmenin her bir nakit akımında ayarlama yapılmasına dayanan farklı bir yöntem. Nakit akımlarındaki bu ayarlama bazı faiz ve masrafların indirilmesine dayalı vergi avantajlarına ve projeye bağlı özel indirimli diğer finansman ayrıcalıklarına göre yapılır. Sonra her grup nakit akımı, onunla ilgili uygun bir risk oranına göre iskonto edilir.
Adjustment assistance: Uyum yardımları. Düşük fiyatlı yabancı mal ithalatından zarara uğrayan yerli işçi ve endüstrilere, başka alanlara kaymaları veya yeni mesleklere uyum sağlayabilmek üzere yeniden eğitilmelerini için o ülke hükümetleri tarafından sağlanan mali yardımlar.
Adjustment bond: Kâra katılmalı tahvil, sermayesini artıran veya azaltan bir işletmede eskilerinin yerine çıkartılan tahviller.
Adjustment in the balance of payments: Ödemeler bilânçosu denkleşme mekanizması, ödemeler bilânçosundaki bir açık veya fazlanın giderilmesini sağlayan mekanizmalar.
Adjustment mechanism: Dış denkleşme mekanizmaları, bkz: adjustment in the balance of payments.
Adjustment policies: Dış denkleştirme politikaları, (ulus. ikt.). Ödemeler bilânçosundaki bir açığın (fazlanın) giderilmesi için hükümetlerin izledikleri para, maliye ve kur politikaları.
Adjustment: Uyum, denkleşme, ödemeler bilânçosu açık ve fazlalıklarının giderilme süreci.
Administer: Yönetmek, idare etmek, yapmak, uygulamak.
Administered channel: Yönetimli kanal, (paz.). Dolaylı bir dağıtım kanalı düzenlemesi; şöyle ki dağıtım sürecinde egemen olan firma pazarlama programını planlar ve sorumlulukları belirler.
Administered prices: Yönetilen fiyatlar, narh. Esnek olmayan (inflexible) fiyatlar da denir. İlk kez Gardner C.Means tarafından kullanılan bir kavram. Arz ve talep güçlerine tepkide bulunacak biçimde hareketli olmayan fiyatlardır. Bunlar genellikle tam rekabetçi olmayan firmalar tarafından konulur ve haftalarca, hatta aylarca aynı düzeyde kalırlar. Hükümetlerin belirli zaruri tüketim mallan üzerine koydukları narhlar ve Sosyalist rejimlerde belirlenen fiyatlar da bu türdendir.
Administered vertical marketing system: Yönetimli dikey pazarlama sistemi. Kanal kontrolü, kanalda yer alan bir firmanın ekonomik gücü ile sağlandığı bir dağıtım sistemi.
Administrated pricing hypothesis: Belirli derecede tekelci güce sahip firmaların, fiyatları keyfi biçimde belirleyip oldukça uzun süreler bu düzeylerde sabit tuttuklarını öne süren görüş.
Administration: İdare, yönetim, hükümet, idarecilik, uygulama.
Administrative board: Yönetim kurulu.
Adnıinistrative budget: İdari bütçe (kam. maliye.). Devlet giderlerinin devletin idari ve siyasi kurumlarına göre dağıtılması esasına göre hazırlanan bütçe.
Administrative costs: Yönetim giderleri. Düzenleyici veya yönetici görevler yapan kamu kuruluşlarının faaliyetleri dolayısıyla yapılması gereken dolaysız masraflar, örneğin memur maaşları, araç-gereç ve benzeri giderler.
|