| Onursal Üye
Mesajlar: 4.107
Teşekkür Etme: 1.138
2.451 Mesajina 7.245 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 1621 |
Accelerating premium: Artan oranlı prim. İşçilere üretim artışına paralel olarak artan oranlarda prim ödenmesi, üretimi özendirici bir ücret yöntemi.
Acceleration clause: İpotekte veya taksitli satışlarda taksitlerden birisi zamanında ödenmezse tüm borcun hemen ödenmesini öngören hüküm.
Acceleration: Hızlandırma; borçlunun sözleşmeye uymaması yüzünden alacaklının vadesinden önce alacağını isteyebilmesi, borcun süresinden önce muaccel olması, (huk.).
Accelerator coeffîcient: Hızlandıran katsayısı, bkz: accelerator principle.
Accelerator principle: Hızlandıran prensibi. Yatırım harcamalarının reel GSMH’ deki artış hızına bağlı olduğunu belirleyen bir teori. Buna göre, GSMH artan bir hızla büyürken net yatırımlar buna paralel olarak artar. GSMH' nin artış hızı sabitleştiğinde (bu hız yüksek bir düzeyde olsa bile) net yatırım artışı sıfır veya çok düşük olur.
Accelerator-multiplier model: Hızlandıran-çoğaltan modeli.
Acceptable quality level: Kabul edilebilir en düşük kalite düzeyi, (işi.).
Acceptance bili: Muhatap tarafından onaylanmış poliçe, kabul. (huk.).
Acceptance credit: Kabul kredisi. Bir bankanın, bir tacire, onun çektiği poliçeyi "kabul" ederek açmış olduğu kredi.
Acceptance for honor: Hatır kabulü, muhatabı tarafından kabul edilmeyen poliçeyi üçüncü bir kişinin kabul etmesi.
Acceptance House: Takas Odası. Bankaların, birbirlerinin üzerine çekilmiş çeklerin ve senetlerin günün sonunda denkleştirilmesine yarayan kuruluş, genellikle merkez bankası binasında ve bu bankanın denetiminde toplanır.
Acceptance in blank: Karşılıksız kabul, beyaz kabul.
Acceptance liability: Kabul kredisi; borçlu adına kredinin geri ödenmesini bankanın üstlenmesi.
Acceptance sampling: Örnek ile mal kabulü.
Acceptance theory of authority: Otoritenin kabul teorisi. Yöneticinin gücünün, işçilerin onun otoritesini kabul etme konusundaki istekliliğine bağlı olması inancı.
Acceptance wage: Asgari kabul ücreti. Bir kimsenin belli bir işi kabul etmesi için ona önerilmesi gereken en düşük ücret.
Acceptance: Akseptans, kabul, (huk) Bir poliçenin adına çekilen kişi tarafından imzalanarak kabul edilmesi, bkz: banker’s acceptance.
Accepted: Bono üzerine vurulan "kabul edilmiştir" damgası.
Accepting bank: Poliçeyi "kabul" eden banka.
Acceptor: Poliçeyi kabul eden, onaylayan kimse, (huk.)
Access to market: Pazara girme, pazara ulaşma, pazara çıkış.
Accession rate: İşe giriş oranı, işe yeni girenlerle eski işçiler arasındaki oran. (işi.)
Accessions: Yeni işçi işe alma. (işi.)
Accessory equipment: Yardımcı gereç, donatım, araç-gereç. Sanayi üretimi için gerekli olan, yatırım malları kadar pahalı olmayan, kullanımı birkaç yıl süren ve şekil değiştirip nihai ürünün parçası durumuna gelmeyen sermaye araçları.
Accessory: İkinci derecede suç ortağı. (huk.)
Accident insurance: Kaza sigortası.
Accident proneness: İşçinin normal kaza yapma oranı. (işi.)
Accident severity rate: Her bin iş saatinde iş kazası dolayısıyla kaybedilen günlerin toplamı, (işi.).
Accident severity: İşte kaza nedeniyle kaybedilen zamanın tümü. (işi.)
Accommodation endorsement: Hatır cirosu, emre yazılı bir senedin devredilebilirliğini artırmak amacıyla üçüncü bir kimsenin ona imza koyması.
Accommodation paper: Hatır senedi, bkz: accommodation bili.
Accommodiation bili: Hatır senedi, finansman bonosu. Gerçek alış verişle ilgili olmayarak bir kimse lehine düzenlenen kısa vadeli bono; o kişi bu bonoyu piyasada kırdırarak nakit elde eder, dolayısıyla kısa süreli bir nakit sağlama aracıdır.
Accomodating transactions: Denkleştirici işlemler. (ulus. ikt.) Ödemeler bilânçosuna kaydedilen işlemlerin bir grubu, diğer grup ise otonom işlemler (auto-nomous transactions) den oluşur. Denkleştirici işlemler otonom işlemlerin doğurduğu dengesizlikler dolayısıyla yapılan işlemlerdir, resmi döviz rezervlerindeki değişmeler gibi.
Accomplice: Suç ortağı, (luık.).
Accord and satisfaction: Zararın ödenmesi için zararı yapan ile zarara uğrayan arasında varılan anlaşma, (huk.).
Accord: Uygunluk, uyum, anlaşma, uzlaşma, sulh olma, (huk.).
Account abstract: Hesap özeti, dekont.
Account activity: Hesap hareketi, hesabın işleme sıklığı.
Account balance: Hesap bakiyesi.
Account book: Hesap defteri.
Account executive: Hesap yöneticisi, (paz.). Reklâm şirketi ile müşteri arasındaki temel bağlantı; müşteri adına reklâm şirketinin faaliyetlerini yöneten kişi.
Account nıanagement pölicies: Muhasebe yönetimi politikaları, (işi.). Satış elemanlarının kimlerle temasa geçeceği, ne tür satış ve müşteri hizmetleri faaliyetlerine girişileceği ve bu faaliyetlerin nasıl yerine getirileceği gibi konulara yönelik politikalar; bir reklâm şirketinde muhasebe yöneticisinin müşterileriyle ilişkilerinde uyguladığı politikaları ifade eder.
Account only check: Mahsup çeki.
Account party: Hesap açan taraf, (ulus. ikt.). Dış ticaret işlerinde, bankası akreditif açan taraf genellikle alıcı.
Account statement: Hesap özeti.
Account: Hesap, mevduat.
Accountabüity: Mali sorumluluk, denetime açık olma, hesap verme, (huk., muh.).
Accountable warrant: Ödeme emri, verile emri, (muh.).
Accountable: Sorumlu, muhasebe kayıtlarına kaydı gereken işlem, tanımlanabilir olan.
Accountancy: Muhasebecilik, saymanlık, muhasebe.
Accountant: Muhasebeci, sayman, muhasip.
Accountant's certificate: Muhasebecilik belgesi, hesap uzmanlığı sertifikası.
Accounting control: Muhasebe de netimi.(1) Muhasebe işlemlerinin doğruluğunu sağlayan kuralların tümü, (2) ayrıntılı hesapların içinde toplandığı grupların belirli tarihlerdeki toplamlarının denetlenmesi.
Accounting costs: Muhasebe maliyetleri. Doğrudan yapılmış olan parasal giderler.
Accounting earnings: Muhasebe kazançları. İşletmenin bilânçosunda kayıtlı kazançları.
Accounting entity: Muhasebe kayıtları tutan şirket veya işletme.
Accounting equation: Muhasebe eşitliği. Varlıkların borçlarla öz sermayenin toplamına eşit olması.
Accounting equation: Muhasebe kayıtlarında aktif ve pasif tarafların birbirine eşit olması.
Accounting exposure: Kur değişmelerinin muhasebe etkisi, dönüştürme etkisi (translaüon exposure) olarak da adlandırılır. Bir, çok uluslu şirketin ana merkez dışındaki şubelerinde o ülkelerin ulusal paraları ile tutulan gelir, gider, borç ve alacakları vardır. Daha sonra bunlar ana ülke parasına dönüştürülerek merkezin bilânçosu ile birleştirilir. Bu birleştirme dolayısıyla kurlardaki değişmelere bağlı olarak pay sahiplerinin hisselerinde ortaya çıkan değişkenliği ifade eder.
Accounting idendity: Muhasebe özdeşliği. Yapılış özelliği dolayısıyla zaman içinde her an geçerli olan bir özdeşlik. Örneğin bilânçoların çift kayıtlı muhasebe tekniğine göre tutulmaları dolayısıyla aktif ve pasif kısımlarının toplamı daima birbirine eşittir.
Accounting period: Muhasebe dönemi. İşletmenin kâr ve zararlarının hesaplandığı belirli zaman aralığı, örneğin yıl, ay veya mevsimlik dönemler gibi.
Accounting policy: Muhasebe politikası, muhasebe kayıtları tutulurken uyulması gereken ilke ve kurallar.
Accounting process: Muhasebeleştirme süreci. Bireysel işlemlerin bilânçoya kayıt yöntemi.
Accounting profit: Muhasebe kârı. Bilânço kârı da denir. İşletmenin toplam gelirlerinden, toplam muhasebe giderleri çıkartıldıktan sonra kalan pay, işletmenin sahiplerinin elde ettikleri kâr.
Accounting records: Muhasebe kayıtları.
Accounting risk: Muhasebe riski. Kur değişmelerine bağlı olarak, dövize bağlı varlıklarla döviz borçlan arasındaki faiktan dolayı net servette değişme riski.
Accounting: Muhasebe. Bir işletme hakkındaki mali bilgileri düzenli bir biçimde kaydetme tekniği.
Accounts payable: Borçlu hesaplar, (muh.). İşletmenin satın aldığı mallar dolayısıyla çeşitli satıcılara karşı yüklendiği toplam borçlar.
Accounts receivable flnancing: Alacak hesaplan finansmanı. (1) İşletmenin alacak hesapları karşılığında örneğin bankalardan kısa süreli finansman elde etmesi. (2) İhracatta, ihracatçının malını göndermesi ve ödemenin daha sonra yapılması olanağını tanıyarak ithalatçıya dolaylı finansman sağlaması.
Accounts receivable management: Alacak hesaplan yönetimi. İşletmenin kimlere kredi açacağı, kredinin hangi koşullarla kullanılacağı ve çürük alacakların nasıl tahsil edileceği gibi konuların kararlaştırılması.
Accounts receivable: Alacaklı hesaplar, (muh.). Çeşitli alıcıların bir satıcıya olan ve bir yıl içinde tahsil edilmesi beklenen borçların toplamı.
Accredit: Güvenmek, itibar etmek, kredi açmak, yetki vermek.
Accretion: Büyüme, gelişme, değer artışı, nema.
Accrual accounting: Tahakkuk temelli muhasebe. Bir muhasebe yöntemi, buna göre gelir ve giderler ödemelerin gerçekte yapıldıkları zaman değil tahakkuk ettiği vakit kaydedilirler.
Accrual basis: Tahakkuk esası, gerçekleşme esası.
Accrual date: Tahakkuk tarihi, (muh.).
Accruals payable: Tahakkuk eden borçlar.
Accruals: Tahakkuklar. Firmanın satın alınan mallardan ötürü değil, hizmetler dolayısıyla (örneğin ücretler gibi) ödeme zamanı gelmiş olan cari borçları.
Accrued asset: Tahakkuk etmiş, fakat henüz tahsil edilmemiş gelirler.
Accrued dividend: Tahakkuk eden (fakat henüz dağıtılmamış) temettü.
Accrued expense: Tahakkuk etmiş, fakat henüz ödenmemiş giderler, (muh.).
Accrued income: Tahakkuk etmiş, henüz tahsil edilmemiş gelir, (muh.).
Accrued interest: Tahakkuk etmiş faiz. Kuponlu tahvillerde son kupon ödemesinden beri gerçekleşmiş olup da henüz ödenmiş olmayan faiz.
Accrued liability: Tahakkuk etmiş, fakat ödenmemiş olan borç, (muh.).
Accrued-benefit cost method: Sağlanan yarar maliyeti yöntemi. Bir emeklilik planının normal maliyetlerini hesaplama yöntemi. Buna göre, şirket emeklilik sonrasında sağlanacak herhangi bir yararın bugünkü değeri ölçüsünde bir katkıda bulunmalıdır.
Accumulated depreciation: Birikmiş amortismanlar.
Accumulated earnings: Birikmiş gelirler, temettü olarak dağıtılmamış kazançlar, (muh.).
Accumulation of capital: Sermaye birikimi, yeni yatırımlarla ülkenin üretim kapasitesindeki artışlar.
Accumulation: Birikim, birikinti, sermaye birikimi.
Achievement motive: Başarma güdüsü, (yön.). Amaç doğrultusunda engelleri ve güçlükleri aşma azim ve kararlılığı.
|