| Chiaro Di Luna
Mesajlar: 1.332
Teşekkür Etme: 12.860
1.404 Mesajina 3.687 Defa Tesekkur edildi
Tecrübe Puanı: 43759292 | Ce: Paşa'ya Cevap.... İstiklal Marşı birinci mısra ŞÜPHE yok, "Memleketimden İnsan Manzaraları" çok muhteşem bir başyapıttır. Ve, epika içinde epika, Nazım Hikmet Ran o "Manzaralar"a yaydığı diğer şáheseri "Kuvvayı Milliye Destanı"nda, tam İzmir taarruzu öncesi, Nurettin Eşfak’a şöyle dedirtir: "Bizim İstiklál Marşı’nda aksayan bir taraf var, / bilmem nasıl anlatsam. Ákif, inanmış adam. / Fakat onun ben / inandıklarının hepsine inanmıyorum. Beni burada tutan şey / şehit olmak vecdi mi? / Sanmıyorum. Meselá bakın: / ’Gelecektir sana vaadettiği günler Hakk’ın’. / Hayır. Gelecek günler için ayet inmedi bize. / Onu biz kendimiz / vaadettik kendimize". * * * ANLAŞILACAĞI gibi, dev komünist şairin dev ümmetçi şaire burada yönelttiği eleştiri, kendisinin benimsemiş olduğu materyalist ideolojiden kaynaklanıyor. Mehmet Ákif’in milli marşta da din metafiziğine atıfta bulunmasını benimsemiyor. Evet öyledir ve özellikle sonraki kıtalarda, pek çok iláhi referans zikredilir. Manzûme yukarıdaki "şehádet", "vecd", "Hakk" kelimelerine ek olarak, "hilál", "helál", "iman", "Hûda", "iláhi", "mábed", "secd" gibi diğer İslami kavramları da içerir. Ancak, "Safáhat" yazarı imáni tercihini zaten hiçbir zaman saklamamıştır. Bunu tavizsiz sahiplenmek dürüstlüğünü ve namuskarlığını hep sürdürdüğü içindir ki de, Cumhuriyet İdeolojisi’yle kesinkes çeliştiği an Mısır sürgününe gitmeyi tercih etmiştir. * * * VE bin şükür, ondan çeyrek yüzyıl sonra bu defa kendisi Rusya sürgününe gitmek zorunda kalan Názım Hikmet de aynı ölçüde dürüstlük ve namuskárlık insanıydı. Nitekim, Nurettin Eşfak’ın ağzından "Ákif inanmış adam" deyişi de, fikri ve felsefi açıdan zıt kutupta yer alsa dahi, Sezar’ın hakkını Sezar’a verdiğinin ispatı ve delilidir. Ama derhal söyleyeyim ki Ran’ın yukarıdaki eleştirisi, en azından serzenişi, haksızdır. Yarın değineceğim, ulus-devlet oluşumlarını idealize etmesinden kaynaklanmaktadır. Buna mim koyalım, şimdi yine aynı konuya daha güncel bir çerçevede geliyorum. * * * "ULUSALCI - kuvvacı" cihetin en "sivri" isimlerinden addedilen ve 28 Şubat’ın öncülerinden olan emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu da aynı "İstiklál Marşı"na ilişkin olarak, yukarıdaki eleştiriyi kısmen çağrıştıran başka kelámlar buyurdu. Resmen Nazi sicilli ve aynen Hitler perçemli Nihal Atsız’a da hayran olan paşamızın "Cumhuriyet" gazetesinde döktürdüğü satırları tek bir virgülüne dokunmadan aktarıyorum: * * * "BU fark Türk milliyetçisi Nihal Atsız’la, şeriat ümmetçisi Mehmet Akif’in düşün yapısındaki fark kadardı. Bugün coşkuyla okuduğumuz İstiklal Marşı’mızın 10 kıtalık tüm metnine ’Hakk’, ’ezan’, ’cennet’, ’iman’ gibi sözcükler ustalıkla yerleştirmiş. (?) "(Milliyetçiler kastediliyor) Vasiyetinde Arapları yeni düşman, Amerikalıları yarınki düşman olarak niteleyen Türk milliyetçisi Nihal Atsız’ın yolunu terk ettiler!.." Breh,breh, breh, demek artık ey Türk titre ve kafatasçı Atsız hayranı paşanı izle! * * * TABİİ ben, "ulusalcılık" sözcüsü Silahçıoğlu’nun "Atatürk’ü Anlayan Tek Şef: Hitler" manşetli o "Cumhuriyet" gazetesinde, 2. Savaş boyunca aynı gazetede gamalı haç satırları döşenmiş olan diğer general Erkilet’in yerine adaylık koyup koymadığını bilemiyorum. Ancaak, "İstiklál Marşı" konusunda emekli askere söyleyecek iki çift láfım olacak. Zira, asla Büyük Názım Hikmet’le karşılaştırmak gafletine düşmüyorum ama, paşanın Büyük Ákif’e yönelik veryansını, Ran’ın idealist yanlışına ek olarak bir de cehálet içeriyor. Bunu yarın, ulus-devlet marşlarındaki "iláhi boyut" çerçevesinde inceleyeceğim. İstiklal Marşı son mısra DÜN burada aktardığım gibi, "ulusalcı" cihetin en sivri isimlerinden ve 28 Şubat zorbalığının en ünlü simalarından olan emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu, "Atatürk’ü anlayan tek şef: Hitler" manşetli "Cumhuriyet" gazetesinde ibretlik bir yazı kaleme aldı. Diğer Hitler’ci Nihál Adsız’a hayranlık beyán etti ve de "İstiklál Marşı"nı eleştirdi. Bunun nedenini de, ümmetçi inancını zaten hiç gizlememiş olan Büyük Mehmet Ákif’in manzûmeye "Hakk", "vecd", "secde" gibi dini kavramlar yerleştirmiş olması oluşturdu. Burada ilkin, yüksek müsaadesine sığınarak paşamızın sözünü balla keseyim. * * * HATIRLATIRIM ki aynı şiirde, "ümmet"e tümden zıt olan "ırk" sözcüğü de geçer. Yani, tıpkı "Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahvadıyız" diyen "Harbiye Marşı"ndaki gibi Ákif de "İstiklál Marşı"nda, "Kahraman ırkıma bir gül, ne bu şiddet, bu celál" der. Ama eminim, Silahçıoğlu dini lûgate taktığından ve kafatasçı Atsız’ı örnek aldığından, buradaki "ırk"ı çok seviyordur. Amayine de "ADN niye yok" diye kızıyorsa, eh n’apim! Her neyse, işte hatırlatmamı yaptım ve günáh benden gitti ki, şimdi sadede geliyorum. * * * EN önce, zaten adı üzerinde "milli marş", o "pathos" dediğimiz türden heyecanları ve duygusallıkları kamçılayan ve müzikle söylenen güfteler, ulus-devlet sürecine uzanır. Nitekim, ilk marşları besteleyen Hollanda da, İngiltere de yine ilk ulus-devletlerdir. Ancak, onlar tabii ki esas olarak "aydınlanma düşüncesi"nin, yani sekülerleşmek irádesinin çocuklarıdır ama, kendilerini hiçbir zaman din metafiziğinden soyutlamamışlardır. Yani, Hitler perçemli Nihal Adsız’a hayran paşamızın buyurduğunun tam tersine, ulus -devletler kendi "milli marşlar"ını illá "lá-dini" kılmak işgüzarlığına heveslenmemişlerdir. Çünkü bir; her "din" insan topluluklarında harmanlayıcı bir ortak payda yaratır. Ve çünkü iki; aynı "din"ler semávi inançları aşar ve söz konusu laik ulus-devletlere ulaşabilmek azminde dahi bir "seferi uyarıcılık"; bir "iláhi toparlayıcılık" işlevi görür. * * * EVET öyledir ve nitekim, Kuvva-ı Milliye kongrelerinin; Ankara Meclisi açılışının; veya taarruz öncesi komutlarının hep dinî retorik ve dualarla gerçekleşmesi, tesadüf değildir. Zaten, bırakın yerli inanç ve tarikát önderlerini, Şeyh Şûnisi Efendi’yi bile táa Afrika Trablusgarp’inden Anadolu’ya çağıracak kadar öngörülü ve pragmatik olan Büyük Mustafa Kemal, o toplumsal "imán gücü"nün yarattığı sonsuz dinamiği kavradığı için de büyüktür! Dolayısıyla, yine paşanın iddialarının aksine, Büyük Mehmet Ákif "İstiklál Marşı" nda iláhi tema işleyerek o dinamiği daha çok bileylemiş olduğu içindir ki, sonsuz mil-li-dir! İnsaf, "ey nazlı h-i-l-á-l" ve "i-m-á-n dolu göğüs" demeyen bir güftenin, "ulus"a kavramına yabancı bir dokuda "pathos" yaratamayacağını görmemek için kör olmak gerekir. * * * KALDI ki, aynı iláhi tematikleri içeren diğer milli marşlardan hangi birini sayayım? Zaten adı "Tanrı Kralı esirgesin" olan İngiltere’ninkini mi ? "İmán ettik Allah’a" diyen ABD’ninkini mi? "Rabb’ım, takdis eyle bizi" diye başlayan Letonya’nınkini mi? General Silahçıoğlu yine "onlar zaten sofudur" diyerek bu örnekleri 28 Şubat’taki gibi elinin tersiyle; pardon pardon, tankının topuyla mı itti? O halde, laik Garibaldi İtalya’sının "Tanrı için birleştik" dizesine ne buyuracaktır? Bilhassa da, o laikliği bile ultra Fransa’nın "Marseillaise"sinde dahi, "Büyük Allah, zincirli ellerimizle" ifadesinin geçmesine nasıl bir "ümmetçilik" suçlamasını getirecektir? Örnekleri sonsuzlaştırabilirim ama, değmez! Boşuna nefes tüketmiş olurum. Bari, kimi Hitler perçemli Nihal Adsız’ın hayranlık beyan eder; kimi de benim gibi, Ákif’ingüftesinden asla gocunmaz diyerek, "İstiklál Marşı"mızın son mısraını söyleyeyim. Hadi Uluengin-Hürriyet |